Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 19391
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| Do you know who has done it? No, I was at my aunt's. | Kimin yaptığını biliyor musun? Hayır, teyzemdeydim. | Firaaq-1 | 2008 | |
| It's good that you were not here. | Burada olmadığınız iyi olmuş. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Don't think about it now. What's the use? | Şimdi bunu düşünmenin ne faydası olacak? | Firaaq-1 | 2008 | |
| I brought hiding it from mummy. | Annemden gizli getirdim. | Firaaq-1 | 2008 | |
| You knew that the kitchen will be in this condition. No. | Mutfağın bu durumda olacağını biliyordun. Hayır. | Firaaq-1 | 2008 | |
| I didn't think that it would have been so burnt. | Bu kadar kötü durumda olacağını düşünmemiştim. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Give it to me. Go, keep it outside. | Bana ver. Dışarıya gidecek. | Firaaq-1 | 2008 | |
| We've to go to apply henna in the evening today. | Bu akşam kına yakmaya gitmemiz gerekiyor. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Have you lost it? | Aklını mı yitirdin? | Firaaq-1 | 2008 | |
| Munira, look. You need money now. They are very rich. | Munira, bak. Şu an paraya ihtiyacın var ve onlar çok zengin. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Just the bride and a few more. That's it. No. | Sadece geline ve birkaç kişiye yapacaksın, hepsi bu. Hayır. | Firaaq-1 | 2008 | |
| 5000 each for both of us. | Her birimize 5 bin Rupi. | Firaaq-1 | 2008 | |
| 5. | 5. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Truly? Yes, so. | Sahi mi? Evet, öyle. | Firaaq-1 | 2008 | |
| They have to pay if they get married in such times. | Böyle bir zamanda evleniyorlarsa ödemek zorundalar. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Oh, God. I'll place it outside. | Aman Tanrım. Bunu dışarı koyuyorum. | Firaaq-1 | 2008 | |
| But I don't have henna. What? I don't have henna. | Ama kınam yok. Ne? Kınam yok. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Don't worry. I have got lots of henna. | Sorun değil, bende çok var. | Firaaq-1 | 2008 | |
| You've even thought of this. | Bunu bile düşünmüşsün. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Then? I'm your best friend, right? | Ne olmuş? Senin en iyi arkadaşın değil miyim? | Firaaq-1 | 2008 | |
| Then tell me who did all this? | Söyle o halde, bütün bunları kim yaptı? | Firaaq-1 | 2008 | |
| I told you I don't know. I was at my aunt's. Leave it. | Söyledim ya bilmiyorum. Teyzemdeydim. Hem boş ver. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Okay, when will we return if we go to apply henna? | Pekala, kına yakmaktan ne zaman döneriz? | Firaaq-1 | 2008 | |
| Hanif is coming at 10. We are sure to come by 9. | Hanif 10 gibi gelecek. 9 gibi dönmüş oluruz. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Oh, come. | Hadi ama yapma. | Firaaq-1 | 2008 | |
| People have been raped, killed, burnt alive for no fault of theirs. | İnsanlar hiçbir suçları yokken tecavüze uğradı, öldürüldü, canlı canlı yakıldı. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Anu, there are always two sides to a coin. | Anu, madalyonun iki yüzü vardır. | Firaaq-1 | 2008 | |
| If those people hadn't started this violence... | Eğer o insanlar şiddete başvurmamış olsalardı... | Firaaq-1 | 2008 | |
| ...things wouldn't have been this bad. No offence, Sameer. | ...olaylar bu boyuta gelmezdi. Darılmak yok, Sameer. | Firaaq-1 | 2008 | |
| I can't believe you're justifying this madness. | Bu çılgınlığı haklı gördüğüne inanamıyorum. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Tell me. You tell me. | Söyle bakalım, söyle. | Firaaq-1 | 2008 | |
| When your maid eloped with your jewellery... | Hizmetçin mücevherlerini çalıp kaçtığında... | Firaaq-1 | 2008 | |
| You didn't go torch the whole Chara community, did you? | ...Chara Cemiyetini yok etmediniz, öyle değil mi? | Firaaq-1 | 2008 | |
| Hey guys. Please. Come on. | Arkadaşlar. Lütfen. Hadi ama. | Firaaq-1 | 2008 | |
| You're leaving tomorrow, right? | Yarın ayrılıyorsunuz, haksız mıyım? | Firaaq-1 | 2008 | |
| And can we change the topic please? | Ayrıca konuyu da değiştirebilir miyiz, lütfen? | Firaaq-1 | 2008 | |
| And in any case, we too have our own share of loss. | Sonuçta her ikimizin de kaybı oldu. | Firaaq-1 | 2008 | |
| A loss that's covered by insurance. | Sigortayla korunan bir kayıp. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Let's go. We've got tons to do. Sit. | Hadi gidelim. Yapacak yığınla işimiz var. Otur. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Hold there. That must be Rahul. | Bekleyin. Rahul olmalı. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Hail the Goddess. | Tanrıça'nın selamını getirdik. | Firaaq-1 | 2008 | |
| We've come to take donation for the Goddess Lakshmi temple. | Tanrıça Lakshmi'nin tapınağından bağış toplamak için geldik. | Firaaq-1 | 2008 | |
| It's okay. | Ben hallederim. | Firaaq-1 | 2008 | |
| That's it. Such a big bungalow but you are so stingy. | Bu kadarcık mı? Büyük müstakil bir ev fakat çok cimri ev sahipleri. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Goddess Lakshmi won't be satisfied with this much. | Tanrıça Lakshmi bu kadarla memnun olmayacaktır. | Firaaq-1 | 2008 | |
| My dear, whether Mother Goddess is appeased or not, but you should be. | Güzel kardeşim, Ana Tanrıça tatmin olsa da olmasa da, siz olacaksınız ya. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Name? Sameer. | İsim? Sameer. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Sameer what? | Sameer, soyadınız? | Firaaq-1 | 2008 | |
| Desai. | Desai. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Mother Lakshmi will shower you with wealth. | Ana Tanrıça, tuttuğunuzu altın etsin. | Firaaq-1 | 2008 | |
| You too. | Sizin de. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Look, madam, you didn't turn into a Muslim after marriage... | Bakın, hanımefendi, evlendikten sonra siz Müslüman olmadınız... | Firaaq-1 | 2008 | |
| ...but this gentleman has turned Hindu. | ...ama bu bay Hindu oldu. | Firaaq-1 | 2008 | |
| And that too with your surname. | Hem de sizin soyadınızla. | Firaaq-1 | 2008 | |
| You don't know how many times... | Onun adını Sameer koydukları için... | Firaaq-1 | 2008 | |
| ...I've silently thanked his parents for naming him Sameer. | ...ailesine içimden kaç kere teşekkür ettiğimi bilemezsiniz. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Actually, I didn't even know that... | Aslına bakarsanız, sizinle tanışmadan önce... | Firaaq-1 | 2008 | |
| ...Sameer was a Muslim name until I met you. | ...Sameer'in bir Müslüman ismi olduğunu bile bilmiyordum. | Firaaq-1 | 2008 | |
| It's in Arabic. | Arapça. | Firaaq-1 | 2008 | |
| It means the companion who talks to you in the evening. | Akşam saatlerinde dertleşilen arkadaş anlamına gelir. | Firaaq-1 | 2008 | |
| These days... quite the whole day. | Bu günlerde... hiç sesi çıkmıyor. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Too scared to open his mouth. | Ağzını açmaya bile çok korkuyor. | Firaaq-1 | 2008 | |
| There were many. Everyone was shouting. | Bir sürülerdi. Herkes çığlık çığlığaydı. | Firaaq-1 | 2008 | |
| They burnt my mother and brother too. | Annemle ağabeyimi ateşe verdiler. | Firaaq-1 | 2008 | |
| They even killed my younger sister, aunt and uncle. | Hatta küçük kız kardeşimi, halamı ve amcamı da öldürdüler. | Firaaq-1 | 2008 | |
| You saw all that? | Bütün bunları gördün mü? | Firaaq-1 | 2008 | |
| Some even brought swords. | Bazılarında kılıç vardı. | Firaaq-1 | 2008 | |
| They killed aunt after unclothing her. | Halamı elbiselerini çıkartıp öldürdüler. | Firaaq-1 | 2008 | |
| But they didn't disrobe the men. | Ama erkekleri soyundurmuyorlardı. | Firaaq-1 | 2008 | |
| And where were you? | Peki sen neredeydin? | Firaaq-1 | 2008 | |
| I was hiding in the dustbin. | Çöp tenekesinde saklanıyordum. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Then uncle Yusuf took me to the survival camp. | Amcam Yusuf beni bir kampa götürdü. | Firaaq-1 | 2008 | |
| But I want to go to father. | Ama ben babama gitmek istiyorum. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Where is your father? | Baban nerede? | Firaaq-1 | 2008 | |
| Father had gone to the shop when they had come. | Onlar geldiğinde babam yoktu, dükkana gitmişti. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Maybe your mother escaped. Had she worn a black stole? | Belki annen de kaçmayı başarmıştır. Kara çarşaf giyiyor muydu? | Firaaq-1 | 2008 | |
| No, my mother only wears saris. | Hayır, annem sadece saris giyer. | Firaaq-1 | 2008 | |
| My name is not Mohan, but Mohsin. | Benim adım Mohan değil, Mohsin. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Mohsin in the kitchen and Mohan outside. Okay? | Mutfakta Mohsin, dışarıda Mohan. Anlaştık mı? | Firaaq-1 | 2008 | |
| I don't want to return to the camp. | Kampa geri dönmek istemiyorum. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Will you stay here as Mohan? | Burada Mohan olarak kalır mısın? | Firaaq-1 | 2008 | |
| Will you go to look for my father first? | Önce babamı aramaya gider misin? | Firaaq-1 | 2008 | |
| They had burnt you too. | Seni de yakmışlar. | Firaaq-1 | 2008 | |
| He will catch two three like you and put behind bars. | Senin gibi iki üç kişiyi yakalayacak ve kodese tıkacak. | Firaaq-1 | 2008 | |
| And the rest will go scot free. | Ve geri kalanlar sefasını sürecek. | Firaaq-1 | 2008 | |
| Brother, I know all the names. Oh, my God! | Abi, tüm isimleri biliyorum. Aman Tanrım! | Firaaq-1 | 2008 | |
| FIRE | ATEŞ | Fire-1 | 1996 | |
| ...there were people living high up in the mountains. | ...dağların zirvelerinde yaşayan insanlar vardı. | Fire-1 | 1996 | |
| "Don't be sad". | "Üzülmeyin. " 1 | Fire-1 | 1996 | |
| ...that he would build a monument... | ...ölümsüz aşklarının sembolü... | Fire-1 | 1996 | |
| And this is it, ladies and gentlemen. | Ve işte bu o, bayanlar baylar. | Fire-1 | 1996 | |
| ...that Shahjahan and his wife Mumtaz had for each other. | ...aşkının anıtı. | Fire-1 | 1996 | |
| ...united, even in death. | ...ölümde bile. | Fire-1 | 1996 | |
| It's my absolute favourite. | Benim en beğendiğim film. | Fire-1 | 1996 | |
| From Hong Kong. | Hong Kong dolaylarından:). | Fire-1 | 1996 | |
| But, being a clever man... | Ama zeki bir adam olan mimar,... | Fire-1 | 1996 | |
| ...was now flawed... | ...artık kusursuz değil... | Fire-1 | 1996 | |
| Please, Biji. | Hadi, Biji. | Fire-1 | 1996 | |
| Why all the fuss? It's....oh... | Bu da ne böyle? Neler yapmışsınız! | Fire-1 | 1996 | |
| Have a long life | Mutlu bir yaşamınız olsun! | Fire-1 | 1996 |