Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 149321
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| fearful that they would hatch early. | ...kutuları buz dolu sandıklarla paketledim. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: I reached the Russian coast by the end of March, | Rus sınırına her zamankinden bir ay... | Silk-1 | 2007 | |
| which was one month later than usual. | ...gecikmeli olarak Mart sonunda ulaştım. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: Summer had already come to Europe. | Artık Avrupa'ya yaz gelmişti. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: And then, one morning, I knew it was over. | Sonra, bir sabah, her şeyin bittiğini gördüm. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: The eggs had hatched. | Yumurtalardan çıkmışlardı. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: The worms were dead. | Böcekler ölmüşlerdi. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: Millions of them, all dead. | Milyonlarcası, hepsi ölmüştü. | Silk-1 | 2007 | |
| Beatrice: Ludovic! | Ludovic! | Silk-1 | 2007 | |
| And in the whole world, there was nothing beautiful left. | Artık dünyada, hiç güzel bir şey kalmamıştı. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: That was a terrible summer. | Korkunç bir yazdı. | Silk-1 | 2007 | |
| We had to close three of the four mills. | Dört değirmenin üçünü kapatmak zorunda kaldık. | Silk-1 | 2007 | |
| Baldabiou had to make up stories to explain my failure. | Baldabiou, hatamı açıklamak için hikayeler uydurmak zorunda kaldı. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: And with the thought of all that had happened... | Köyü nasıl başarısızlığa uğrattığım,... | Silk-1 | 2007 | |
| how I'd failed the village, how I'd failed Helene... | ...Helene'i nasıl üzdüğüm ve olanlarla ilgili tüm düşünceler. | Silk-1 | 2007 | |
| I sank into silence. | Sessizliğe battım. | Silk-1 | 2007 | |
| Baldabiou: So, here you are. | İşte buradasın. | Silk-1 | 2007 | |
| Baldabiou: What's wrong with you? | Neyin var? | Silk-1 | 2007 | |
| You haven't come around for ages. | Uzun zamandır ortalığa çıkmıyorsun. | Silk-1 | 2007 | |
| Listen, Herv�... | Dinle Herve... | Silk-1 | 2007 | |
| Sooner or later, you're gonna have to talk to someone. | ...er geç birileriyle konuşmak zorunda kalacaksın. | Silk-1 | 2007 | |
| It might as well be me. | Bana da olabilirdi. | Silk-1 | 2007 | |
| It might as well be now. | Şimdi de olabilir. | Silk-1 | 2007 | |
| What happened in Japan? | Japonya'da ne oldu? | Silk-1 | 2007 | |
| There's nothing more to say. | Başka söylenecek bir şey yok. Sana her şeyi anlattım. | Silk-1 | 2007 | |
| That's rubbish. | Bu saçmalık. | Silk-1 | 2007 | |
| There's nothing more to say. | Başka söylenecek bir şey yok. | Silk-1 | 2007 | |
| If things continue like this, we'll all starve. | Böyle giderse, hepimiz açlıktan öleceğiz. | Silk-1 | 2007 | |
| Something has to be done. | Bir şey yapılmalı. Bir fikrin var mı? | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: Baldabiou. | Baldabiou. | Silk-1 | 2007 | |
| We'll build a garden. | Bir bahçe yapacağız. | Silk-1 | 2007 | |
| I'll hire everyone in the village... | Köydeki herkese iş vereceğim. | Silk-1 | 2007 | |
| anyone who's strong enough to dig | Kazabilecek kadar güçlü olan herkese,... | Silk-1 | 2007 | |
| men, women, children, too. | ...kadınlara, erkeklere hatta çocuklara da. | Silk-1 | 2007 | |
| And, together, we'll build Helene's garden. | Hep birlikte Helene'in bahçesini yapacağız. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: We started to work in late summer. | Yaz sonunda çalışmaya başladık. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: May I have some water? | Biraz su alabilir miyim? | Silk-1 | 2007 | |
| I don't think you're working. | Senin çalıştığını sanmıyorum. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: And we finished most of it by the fall. | Bahara doğru çoğunu bitirdik. | Silk-1 | 2007 | |
| Helene: You pull that one up? | Şunu söker misin? | Silk-1 | 2007 | |
| Weeds are bad for trees. | Yabani otlar, ağaçlara zararlıdır. | Silk-1 | 2007 | |
| They take their food, | Onların gıdalarını alırlar... | Silk-1 | 2007 | |
| so you've got to pull them out. | ...yani onları sökmek zorundasın. | Silk-1 | 2007 | |
| Then why do we have them if they are bad? | Kötülerse neden varlar? | Silk-1 | 2007 | |
| God made them to keep us busy. | Tanrı onları bizi meşgul etmek için yaratmış. | Silk-1 | 2007 | |
| <I>et spiritus sancti. Herv�: So winter came, and | Böylece kış geldi ve... | Silk-1 | 2007 | |
| everyone had enough to eat. | ...herkesin yeterince yiyeceği vardı. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: Then a letter arrived. | Sonra bir mektup geldi. | Silk-1 | 2007 | |
| It took me five days to open it. | Açmak beş günümü aldı. | Silk-1 | 2007 | |
| It was stamped in Oostende, | Oostende'den postalanmıştı... | Silk-1 | 2007 | |
| but it had a Japanese seal in the corner. | ...ama köşesinde Japon damgası vardı. | Silk-1 | 2007 | |
| Helene: I'm going to bed. | Ben yatıyorum. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: I'll be up in a minute. | Bir dakika içinde geliyorum. | Silk-1 | 2007 | |
| I shall read it for you, | Senin için okuyacağım... | Silk-1 | 2007 | |
| but this time, I want no money. | ...ama bu defa para istemiyorum. | Silk-1 | 2007 | |
| What I want is a promise | İstediğim ise, bir daha buraya... | Silk-1 | 2007 | |
| that you will never come back here. | ...asla gelmeyeceğine söz vereceksin. | Silk-1 | 2007 | |
| "My dear master... | "Sevgili efendim..." | Silk-1 | 2007 | |
| "do not be afraid. | "Korkma." | Silk-1 | 2007 | |
| "Do not move. Do not speak. | "Kımıldama. Konuşma." | Silk-1 | 2007 | |
| "No one will see us. | "Bizi kimse görmeyecek." | Silk-1 | 2007 | |
| "Stay as you are. | "Olduğun gibi kal." | Silk-1 | 2007 | |
| "I want to look at you. | "Sana bakmak istiyorum." | Silk-1 | 2007 | |
| "We have the night to ourselves, | "Gece bizim..." | Silk-1 | 2007 | |
| "and I want to look at you. | "...ve sana bakmak istiyorum." | Silk-1 | 2007 | |
| "Your body over me... | "Vücudun üzerimde..." | Silk-1 | 2007 | |
| "your skin, your lips. | "...tenin, dudakların." | Silk-1 | 2007 | |
| "Close your eyes. | "Kapat gözlerini." | Silk-1 | 2007 | |
| "No one can see us. | "Bizi kimse göremez." | Silk-1 | 2007 | |
| "And I am here at your side. | "Ve burada yanındayım." | Silk-1 | 2007 | |
| "Do you feel me? | "Beni hissediyor musun? | Silk-1 | 2007 | |
| "When I touch you for the first time, | "Sana ilk dokunuşum..." | Silk-1 | 2007 | |
| "it will be with my lips. | "...dudaklarımla olacak." | Silk-1 | 2007 | |
| "You will feel the warmth, | "Sıcaklığı hissedecek ama..." | Silk-1 | 2007 | |
| "but you will not know where. | "...neresi olduğunu bilmeyeceksin." | Silk-1 | 2007 | |
| "Perhaps, it will be on your eyes. | "Belki de gözlerinde olacak." | Silk-1 | 2007 | |
| "I will press my mouth to your eyes, | "Dudaklarımı gözlerine bastıracağım..." | Silk-1 | 2007 | |
| "and you will feel the warmth. | "...ve sıcaklığı hissedeceksin." | Silk-1 | 2007 | |
| Madame Blanche: "Open your eyes now, my beloved. | "Şimdi aç gözlerini, sevgilim." | Silk-1 | 2007 | |
| "Look at me. | "Bak bana." | Silk-1 | 2007 | |
| "Your eyes on my breast, your arms lifting me, | "Gözlerin göğsümde, kolların sarıyor beni..." | Silk-1 | 2007 | |
| "letting me slide on to you. | "...sana doğru kaydırıyor." | Silk-1 | 2007 | |
| "My faint cry, your body quivering. | "Vücudunun titremesine belli etmeden ağlıyorum." | Silk-1 | 2007 | |
| "There is no end to it, don't you see? | "Sonu yok, anlamıyor musun?" | Silk-1 | 2007 | |
| "You will forever be throwing your head back. | "Başını sonsuza kadar arkaya savuracaksın." | Silk-1 | 2007 | |
| "I will forever be shaking off my tears. | "Sonsuza kadar gözyaşı dökeceğim." | Silk-1 | 2007 | |
| "This moment had to be. | "Bu an olmalıydı." | Silk-1 | 2007 | |
| "This moment is... | "Bu an..." | Silk-1 | 2007 | |
| "and this moment will continue from now until forever. | "...ve bu an, artık sonsuza kadar sürecek." | Silk-1 | 2007 | |
| Madame Blanche: "We shall not see one another again. | "Artık birbirimizi görmeyeceğiz." | Silk-1 | 2007 | |
| "What we were meant to do, we have done. | "Ne istediysek, yaptık." | Silk-1 | 2007 | |
| "Believe me, my love, we have done it forever. | "İnan bana, aşkım, sonsuza kadar yaptık." | Silk-1 | 2007 | |
| "Preserve your life out of my reach, | "Hayatını uzağımda yaşa..." | Silk-1 | 2007 | |
| "and if it serves your happiness, | "...ve eğer o sana mutluluğu getirirse..." | Silk-1 | 2007 | |
| "do not hesitate for a moment | "...küçük bir pişmanlık izi bile olmadan..." | Silk-1 | 2007 | |
| "to forget this woman, who now says, | "...konuşan bu kadını unutmak için..." | Silk-1 | 2007 | |
| "without a trace of regret... | "...bir an bile tereddüt etme." | Silk-1 | 2007 | |
| "farewell." | "Elveda." | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: That year, in Edo, they signed a treaty, | O yıl, Edo'da ipek böceği yumurtaları ihracatına... | Silk-1 | 2007 | |
| authorizing the export of silkworm eggs. | ...yetki veren bir anlaşma imzaladılar. | Silk-1 | 2007 |