Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 149319
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| <I>Au revoir! | Güle güle! | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: And once again, I made it to the village. | Ve bir kere daha köye geldim. | Silk-1 | 2007 | |
| Only this time, it was different. | Yalnız bu defa, farklıydı. | Silk-1 | 2007 | |
| This time, I was not treated as a stranger. | Bu defa, yabancı olarak görülmüyordum. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: This time, I belonged. | Bu defa, onlardan biriydim. | Silk-1 | 2007 | |
| <I>Arigato. | Teşekkür ederim. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: I had to find her. | Onu bulmak zorundaydım. | Silk-1 | 2007 | |
| So while I waited for the eggs to be prepared, | Ve yumurtaların hazırlanmasını beklerken... | Silk-1 | 2007 | |
| I searched the village. | ...köyü araştırdım. | Silk-1 | 2007 | |
| I wanted you to see this place. | Burayı görmeni istedim. | Silk-1 | 2007 | |
| You see these birds? | Şu kuşları görüyor musun? | Silk-1 | 2007 | |
| Hara Jubei: Only here can you see them. | Onları yalnızca buradan görebilirsin. | Silk-1 | 2007 | |
| Hara Jubei: My father used to come here | Babam onları izlemek için her gün buraya gelirdi... | Silk-1 | 2007 | |
| and his father... | ...ve onun babası... | Silk-1 | 2007 | |
| and the father of his father. | ...ve babasının babası da. | Silk-1 | 2007 | |
| you've seen them, too. | ...onları sen de gördün. | Silk-1 | 2007 | |
| And what does it say? | Ne diyor? | Silk-1 | 2007 | |
| Herv� Joncour. | Herve Joncour. | Silk-1 | 2007 | |
| Schuyler. I am Dutch. | Schuyler. Hollandalıyım. | Silk-1 | 2007 | |
| You are, uh, French, I suppose. | Siz Fransızsınız sanırım. | Silk-1 | 2007 | |
| What is your trade? | Ne ticareti yapıyorsunuz? | Silk-1 | 2007 | |
| There is no point in being secretive. | Gizliliğin bir anlamı yok. | Silk-1 | 2007 | |
| You're either here to buy or sell something. | Siz de bir şeyler almak ya da satmak için buradasınız. | Silk-1 | 2007 | |
| I'm here to buy silk eggs. | İpek böceği yumurtası almak için buradayım. | Silk-1 | 2007 | |
| Selling. | Satış. | Silk-1 | 2007 | |
| Guns. | Silah. | Silk-1 | 2007 | |
| Guns? | Silah mı? | Silk-1 | 2007 | |
| You must be paying pretty well. | İyi para ödüyor olmalısınız. | Silk-1 | 2007 | |
| Hara Jubei has never offered me anything like this before. | Hara Jubei, daha önce bana hiç böyle bir şey teklif etmemişti. | Silk-1 | 2007 | |
| Do not be fooled by his kindness. | Onun nezaketine karşı budala olmayın. | Silk-1 | 2007 | |
| There is a price for everything. | Her şeyin bir fiyatı vardır. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: And what about Mutzu? | Mutzu'dan ne haber? | Silk-1 | 2007 | |
| Schuyler: He's still safe. | Hâlâ güvende. | Silk-1 | 2007 | |
| They've been chased to the east. | Onu doğuya kadar kovaladılar. | Silk-1 | 2007 | |
| You never know. Things are changing fast. | Asla bilemezsin. Gündem çok hızlı değişiyor. | Silk-1 | 2007 | |
| Schuyler: Even Hara Jubei's losing grip. | Hara Jubei bile kontrolü kaybediyor. | Silk-1 | 2007 | |
| I'd be on my guard, if I were you. | Yerinde olsam, kendimi korurdum. | Silk-1 | 2007 | |
| Is that a warning? | Bu bir uyarı mı? | Silk-1 | 2007 | |
| His protectors in Edo will fall soon. | Edo'daki koruyucuları yakında düşecek. | Silk-1 | 2007 | |
| Schuyler: You take my advice. | Tavsiyemi dinle. | Silk-1 | 2007 | |
| Trade fast, leave as soon as you can. | Ticaretini çabuk yap ve buradan mümkün olduğu kadar çabuk ayrıl. | Silk-1 | 2007 | |
| She's quite something, isn't she? | Olağanüstü biri, değil mi? | Silk-1 | 2007 | |
| What do you know about her? | Hakkında ne biliyorsun? | Silk-1 | 2007 | |
| But I'll tell you this | Ama şunu söyleyeyim | Silk-1 | 2007 | |
| She's not what you think. | ...o düşündüğün kişi değil. | Silk-1 | 2007 | |
| She's not Japanese. | Japon değil. | Silk-1 | 2007 | |
| That is what they say. | Öyle diyorlar. | Silk-1 | 2007 | |
| Schuyler: Who knows? | Kim bilir? | Silk-1 | 2007 | |
| Hara Jubei: To you. | Sana. | Silk-1 | 2007 | |
| May we continue to trade in peace. | Ticaretimize barış içinde devam edelim. | Silk-1 | 2007 | |
| To our lasting friendship. | Dostluğumuzun sonsuzluğuna. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: The next day, Hara Jubei took her and left the village. | Ertesi gün, Hara Jubei onu aldı ve köyü terk etti. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: They gave me the eggs, but I waited two days, | Bana yumurtaları verdiler, ama onun dönebileceğini umarak... | Silk-1 | 2007 | |
| hoping she might return. | ...iki gün daha bekledim. | Silk-1 | 2007 | |
| She did not. | Dönmedi. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: And, once again, I left Japan. | Ve Japonya'dan bir defa daha ayrıldım. | Silk-1 | 2007 | |
| This time, I had brought back 10 boxes of eggs, | Bu sefer, önceki yolculuğumda getirdiğimden çok daha fazla,... | Silk-1 | 2007 | |
| much more than the previous trip. | ...on kutu yumurta getirdim. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: I wanted to tell Helene. | Helene'e anlatmak istedim. | Silk-1 | 2007 | |
| I wanted to tell her everything. | Ona her şeyi anlatmak istedim. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: And it tore me apart. | Kalbimi paramparça etti. | Silk-1 | 2007 | |
| [whispering] What is it? | Ne oldu? | Silk-1 | 2007 | |
| So she's not Japanese? | Yani Japon değil miydi? | Silk-1 | 2007 | |
| No. She was Chinese. | Hayır. Çinliydi. | Silk-1 | 2007 | |
| She was the Emperor's third wife. | İmparatorun üçüncü karısıydı. | Silk-1 | 2007 | |
| Legend has it that she was preparing tea | Efsaneye göre... | Silk-1 | 2007 | |
| She accidentally dropped a cocoon into the hot water... | ...kazayla bir kozayı sıcak suya düşürdü... | Silk-1 | 2007 | |
| and then she discovered | ...ve kozanın liflerinin... | Silk-1 | 2007 | |
| that a cocoon's fibers could be unwound, | ...düzeltilebildiğini keşfetti. | Silk-1 | 2007 | |
| and a thread could be obtained from it | Bundan dokuma için yeterince... | Silk-1 | 2007 | |
| one that was strong enough for weaving. | ...güçlü bir iplik yapılabilirdi. | Silk-1 | 2007 | |
| Who told you that story? | Bu hikayeyi kim anlattı? | Silk-1 | 2007 | |
| A trader. | Bir tüccar. | Silk-1 | 2007 | |
| You've been sitting there for over an hour. | Bir saatten fazladır orada oturuyorsun. | Silk-1 | 2007 | |
| Baldabiou: What is it? | Nedir o? | Silk-1 | 2007 | |
| I need your help with something. | Yardımına ihtiyacım var. | Silk-1 | 2007 | |
| I need to find someone who can speak Japanese. | Japonca bilen birini bulmam lâzım. | Silk-1 | 2007 | |
| Ask Herv� Joncour. | Herve Joncour'a sor. | Silk-1 | 2007 | |
| Don't make it difficult. | Zorlaştırma. | Silk-1 | 2007 | |
| You know someone. | Birini biliyorsun. | Silk-1 | 2007 | |
| Who wrote the letter I took on my first trip? | İlk yolculuğumda aldığım mektubu kim yazmıştı? | Silk-1 | 2007 | |
| What is it you need to translate? | Ne yani tercümeye mi ihtiyacın var? | Silk-1 | 2007 | |
| Madame Blanche. | Madam Blanche. | Silk-1 | 2007 | |
| She runs a brothel in Lyon | Lyon'da bir genelev işletir. | Silk-1 | 2007 | |
| Number 12, Rue Moscat. | Rue Moscat, 12 numara. | Silk-1 | 2007 | |
| Men pay a lot of money to be with her. | Erkekler onunla birlikte olmak için çok para öder. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: And she speaks Japanese? | Japonca biliyor mu? | Silk-1 | 2007 | |
| <I>She is Japanese. | O bir Japon. | Silk-1 | 2007 | |
| Well, how did she wind up in Lyon? | Lyon'a nasıl gelmiş? | Silk-1 | 2007 | |
| She married a French merchant in Yokohama, | Yokohama'da bir Fransız tüccarla evlendi... | Silk-1 | 2007 | |
| He died on their return to France, | ...kocası Fransa'ya dönüşlerinde öldü... | Silk-1 | 2007 | |
| She had to fend for herself. | ...ve o da geçimini kendisi sağlamak zorunda kaldı. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: I have to go to Lyon tomorrow. | Yarın Lyon'a gitmek zorundayım. | Silk-1 | 2007 | |
| I'll be back before nightfall. | Hava kararmadan dönerim. | Silk-1 | 2007 | |
| We have to be patient. | Sabırlı olmak zorundayız. | Silk-1 | 2007 | |
| We've been trying to have a child for two years. | İki yıldır bir çocuğumuz olması için uğraşıyoruz. | Silk-1 | 2007 | |
| We have to try harder. | Daha sıkı çalışmalıyız. | Silk-1 | 2007 | |
| Herv�: I won't be long. | Uzun sürmez. | Silk-1 | 2007 | |
| Madame Blanche will see you now. | Madam Blanche sizi kabul edecek. | Silk-1 | 2007 | |
| Madame Blanche: Please... | Lütfen... | Silk-1 | 2007 |