Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 158487
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| Thrill seekers of mine, are you ready? | Heyecan bağımlıları, hazır mısınız? | Targets-1 | 1968 | |
| Johnnie Ray, Curtis LeMay, Dicks Playa Del Rey in a one horse open sleigh. | Johnnie Ray, Curtis LeMay, Dicks Playa Del Rey bu şovun ağır isimleri. | Targets-1 | 1968 | |
| Dennis Day, Marvin Gaye, George Jay, Sammy Kaye, Swing 'n' Sway | Dennis Day, Marvin Gaye, George Jay, Sammy Kaye, Swing 'n' Sway | Targets-1 | 1968 | |
| with a carnation lei. If you love me, your thirst is lava, too. Can you dig it? | bu şovun azılıları. Arkamdan gelene arka çıkarım, yakaladınız mı? | Targets-1 | 1968 | |
| Here he comes! Let's take a trip along the Strip with Kip. | Hadi Kip'le tribe girin, gerçek trip neymiş, olayı çözün. | Targets-1 | 1968 | |
| I'm hip, can you dig it? You'd better believe it! | Ağır takılırım, ancak takılan anlar tribini. İnansanız hakkınızda iyi olur! | Targets-1 | 1968 | |
| He's Kip the Hip Larkin. Let's harken to Larkin... | İşte Kip The Hip Larkin. Kulakları Larkin'e dikin... | Targets-1 | 1968 | |
| ...and let's go, go, go, go, go! | ... ve evet, işte gidiyoruuuuz! | Targets-1 | 1968 | |
| ...we continue our news shortly. This week on the Saturday Night Movie | ...haberlere kısa bir süre sonra devam edeceğiz. Bu hafta Cumartesi Filminde | Targets-1 | 1968 | |
| James Stewart, Lee Remick and Ben Gazzara star in Anatomy Of A Murder. | James Stewart, Lee Remick, Ben Gazzara, Anatomy Of A Murder'da. | Targets-1 | 1968 | |
| I'll do that, dear. | Ben yaparım, canım. | Targets-1 | 1968 | |
| I feel so tired. That bazaar will be the death of me. | Çok yorgunum. Şu pazar işi sonum olacak. | Targets-1 | 1968 | |
| I'd like to know where your husband is. | Senin şu kocan nerede, merak ettim doğrusu. | Targets-1 | 1968 | |
| He's been late every night. That job... | Her gece geç kalıyor. Bu iş... | Targets-1 | 1968 | |
| Darn! It's all right. No harm. | Darn! Bir şey yok. Sorun değil. | Targets-1 | 1968 | |
| Here, let me get it. | İşte, bırak ben alayım. | Targets-1 | 1968 | |
| I thought I heard the car. | Galiba araba sesini duydum. | Targets-1 | 1968 | |
| Hello, girls. I thought I heard you. | Selam kızlar. Geldiğini duyar gibi oldum. | Targets-1 | 1968 | |
| Did you call the Irwins? Of course. Dinner ready? I'm starving. | lrwinler'i aradın mı? Tabi. Yemek hazır mı? Çok açım da. | Targets-1 | 1968 | |
| Don't you want to wait for Bobby? Isn't he home? His car's here. | Bobby'yi beklemeyi istemiyor musun? Daha gelmedi mi? Arabası burada. | Targets-1 | 1968 | |
| It is? Bobby, you out there? Coming. | Doğru. Bobby, burada mısın? Geliyorum. | Targets-1 | 1968 | |
| We can eat right away. That's the best news I've heard. | Hemen yemeğe başlayabiliriz. Duyduğum en iyi haber bu işte. | Targets-1 | 1968 | |
| Hello. Hi, son. How's it going? | Merhaba, efendim. Selam evlat. Nasıl gidiyor? | Targets-1 | 1968 | |
| Hi, Mom. Sit down. | Selam anne. Hadi otur. | Targets-1 | 1968 | |
| Where have you been? Washing my hands. | Neredeydin? Ellerimi yıkıyordum. | Targets-1 | 1968 | |
| We were worried about you. You came in quietly. | Seni merak ettik. İçeri çok sessiz girdin. | Targets-1 | 1968 | |
| Been home long? Just got in. | Uzun zamandır mı evdesin? Biraz evvel geldim. | Targets-1 | 1968 | |
| That looks good. I didn't have lunch today. | Nefis görünüyor. Bugün öğle yemeği yemedim. | Targets-1 | 1968 | |
| We thank you for the food we're about to receive. Amen. | Yemek üzere olduğumuz bu yemek için minnettarız. Amen. | Targets-1 | 1968 | |
| Working you hard? They certainly are. | Seni çok mu çalıştırıyorlar? Kesinlikle. | Targets-1 | 1968 | |
| Did you order those tables for the bazaar? | Pazar için şu masaları ısmarladın mı? | Targets-1 | 1968 | |
| Didn't I say I would, Charlotte? That bazaar is all I hear about. | Yapacağımı söylemedim mi, Charlotte? Pazardan başka bir şey duyduğum yok. | Targets-1 | 1968 | |
| Give me your plate, Bobby. | Bana tabağını ver, Bobby. | Targets-1 | 1968 | |
| Guess who I saw coming home. Byron Orlok. | Eve gelirken kimi gördüm tahmin et. Byron Orlok. | Targets-1 | 1968 | |
| Really? Did he scare ya? | Gerçekten mi? Seni korkuttu mu? | Targets-1 | 1968 | |
| I was driving. He was on the sidewalk. | Ben arabadaydım, o da kaldırımdaydı. | Targets-1 | 1968 | |
| To the future. I'll drink to that. Get me a drink. | Geleceğe. Buna içerim işte. Bana bir içki al. | Targets-1 | 1968 | |
| I forgot about you. How could you? | Seni unutmuştum. Nasıl unutabildin? | Targets-1 | 1968 | |
| Have a seat, Ed. We had a date. Six o'clock. | Otursaydın, Ed. Randevulaşmıştık. Saat 6'da. | Targets-1 | 1968 | |
| I forgot to tell you. What's the problem? | Sana söylemeyi unuttum. Sorun ne? | Targets-1 | 1968 | |
| I want to go over tomorrow night. Tomorrow night? | Yarını gözden geçirmek istiyordum. Yarın gece mi? | Targets-1 | 1968 | |
| That personal appearance at the drive in. | Açık hava sinemasında konuksun ya. | Targets-1 | 1968 | |
| Everything's taken care of. | Her şey ayarlandı. | Targets-1 | 1968 | |
| We got a disc jockey to introduce you. Kip Larkin. | Bir disc jockey seni takdim edecek, Kip Larkin. | Targets-1 | 1968 | |
| I think you should meet him tomorrow at 3 o'clock. | Bana kalırsa onunla yarın saat 3'te görüşmelisin. | Targets-1 | 1968 | |
| I'm not making that appearance. What? | Oraya konuk olarak çıkmayacağım. Ne? | Targets-1 | 1968 | |
| I'm not. | Çıkmıyorum. | Targets-1 | 1968 | |
| What do you mean? It's all set. | Ne demek istiyorsun? Her şey ayarlandı. | Targets-1 | 1968 | |
| It's all been taken care of. The ads, everything. Byron? | Her şey hazırlandı. Reklamlar, her şey. Byron? | Targets-1 | 1968 | |
| What am I going to do? Would you please bring me a phone? | Şimdi ne yapacağım? Bana bir telefon getirebilir misiniz? | Targets-1 | 1968 | |
| I don't want to get upset. I'm not going to. | Sinirlenmek istemiyorum. Sinirlenmeyeceğim. | Targets-1 | 1968 | |
| What are you trying to do? Get me fired? You have an obligation. | Ne yapmaya çalışıyorsun? Beni kovdurtmaya mı? Bir sorumluluğun var. | Targets-1 | 1968 | |
| I have no more obligations. It's quite relaxing. | Artık hiçbir mecburiyetim yok. Böyle çok rahat. | Targets-1 | 1968 | |
| Marshall, we've got a little problem. I'm with Byron. | Marshall, küçük bir sorunumuz var. Byron'la birlikteyim. | Targets-1 | 1968 | |
| He's not going to do that PA tomorrow night. | Yarın gece konuk olarak çıkmayacağını söyledi. | Targets-1 | 1968 | |
| Marshall? He wants to talk to you. | Marshall? Seninle konuşmak istiyor. | Targets-1 | 1968 | |
| He just went to the john. | Tuvalete kadar gitti. | Targets-1 | 1968 | |
| He knows you're here. I am here. | Burada olduğunu biliyor. Buradayım. | Targets-1 | 1968 | |
| This has nothing to do with any difference between you two. | Aranızdaki bir anlaşmazlıktan dolayı falan değil diyor. | Targets-1 | 1968 | |
| There's a lot of innocent people. I can't see him as public defender. | Bir çok masum insan söz konusu. Onu hak koruyan biri gibi göremiyorum. | Targets-1 | 1968 | |
| He's not buying it, Marshall. | Yemiyor, Marshall. | Targets-1 | 1968 | |
| If he's interested in the people, tell him to stop making pictures. | İnsanlarla bu kadar ilgileniyorsa, film yapmayı bırakmasını söyle. | Targets-1 | 1968 | |
| He doesn't care about the people. | İnsanlar umrunda değil. | Targets-1 | 1968 | |
| My interpreter. You talk to him. I'm in the middle. | Hislerime tercüman oluyor. Onunla konuş. Ortada kaldım. | Targets-1 | 1968 | |
| Don't call him back. Why torture yourself? | Onu arama. Neden kendine işkence yapıyorsun? | Targets-1 | 1968 | |
| That's my job. I get paid to be a masochist. | Bu benim işim. Mazoşist olmam için bana para veriyorlar. | Targets-1 | 1968 | |
| He's going to sue you. He'll win. I've got a little money. | Seni dava edecek. Kazanacak da. Biraz param var. | Targets-1 | 1968 | |
| Did you know I graduated from Princeton? Summa cum laude. | Princeton mezunu olduğumu biliyor muydun? Summa cum laude. | Targets-1 | 1968 | |
| I majored in English Literature. | İngiliz Edebiyatı okudum. | Targets-1 | 1968 | |
| Well, I think that I'll go and get drunk. | Şey, sanırım gidip sarhoş olacağım. | Targets-1 | 1968 | |
| So long, folks. Goodbye, Eddie. | Elveda, dostlar. Hoşça kal, Eddie. | Targets-1 | 1968 | |
| Deer season opens next week. Great. | Geyik mevsimi haftaya başlıyor. Harika. | Targets-1 | 1968 | |
| Can you get your wife to let you go? Don't worry. | Karının iznini sağlayabilir misin? Merak etme. | Targets-1 | 1968 | |
| It would be good for us. Away from the girls. Getting flabby. | Bize iyi gelir. Kadınlardan uzak, biraz gevşeriz. | Targets-1 | 1968 | |
| Maybe we'll ask Pete and Tim along. Four guys. | Belki Pete ve Tim'i de çağırırız. Dört erkek. | Targets-1 | 1968 | |
| Sounds great, sir. We'll do it. You ready? | Kulağa hoş geliyor, efendim. Yapacağız. Hazır mısın? | Targets-1 | 1968 | |
| Ready. First one misses sets them up. | Hazır. İlk ıskalayan kutuları dizer. | Targets-1 | 1968 | |
| What are you doing? I was checking the elevation. | Ne yapıyorsun? Yüksekliği kontrol ediyordum. | Targets-1 | 1968 | |
| Accidents happen. Never point a gun at anyone. | Bir kaza olabilir. Kimseye silah doğrultma. | Targets-1 | 1968 | |
| Sorry. I wasn't thinking. | Üzgünüm, düşünmüyordum. | Targets-1 | 1968 | |
| All done? Yes. | Hepsi yapıldı mı? Evet. | Targets-1 | 1968 | |
| What about my Chinese lesson? I didn't think you felt like it. | Ya Çince dersim ne oldu? Artık istemediğini düşünmüştüm. | Targets-1 | 1968 | |
| Another drink before dinner? No thanks. | Yemek öncesi bir içkiye ne dersin? Hayır, teşekkürler. | Targets-1 | 1968 | |
| Still sulking? No. | Hala somurtuyor musun? Hayır. | Targets-1 | 1968 | |
| You've been sulking around all evening since my scene with Ed. | Ed'le olanlardan sonra bütün gece somurtup durdun. | Targets-1 | 1968 | |
| I have been upset. You don't have to be my secretary. | Biraz canım sıkkındı. Sekreterim olmak zorunda değilsin. | Targets-1 | 1968 | |
| I know. I don't want to break up a romance. | Biliyorum. İlişkinin bitiren olmak istemem. | Targets-1 | 1968 | |
| I don't want that. That's not why I'm upset. | Bunu istemem. Canım bu yüzden sıkkın değil. | Targets-1 | 1968 | |
| I feel no remorse. | Pişman değilim. | Targets-1 | 1968 | |
| Never laying eyes on Smith and Loughlin again fills me with joy. | Smith ve Loughlin'in yüzüne bakmak zorunda olmamak beni sevince boğuyor. | Targets-1 | 1968 | |
| You can stop being my Oriental conscience. | Benim Doğu'lu vicdanım olmayı bırakabilirsin. | Targets-1 | 1968 | |
| You are in a foul mood. Not at all. | Kendini bayağı kötü hissediyorsun sen. Hiç de değil. | Targets-1 | 1968 | |
| I'm tired of your baleful looks. | Kötü niyetli bakışlardan usandım artık. | Targets-1 | 1968 | |
| Is that why you're picking a fight? Look, my dear. | O yüzden mi kavga heveslisisin? Bak, canım. | Targets-1 | 1968 | |
| You have an Oxford degree, and perhaps this is unworthy of your talents. | Oxford mezunu olduğunu ve bu işten daha iyisini hakkettiğini biliyorum. | Targets-1 | 1968 | |
| But you are only my employee. | Ama yalnızca bana çalışan birisin. | Targets-1 | 1968 | |
| There's an old Chinese saying, | Eski bir Çin sözü vardır, | Targets-1 | 1968 | |
| "With the rich and powerful, always a little patience." | "Zengin ve güçlü olanın sabrı her zaman azdır." | Targets-1 | 1968 | |
| Very clever of the Chinese. | Çinliler'in zekası beni büyüler. | Targets-1 | 1968 | |
| I have an idea. Why don't you ask Smith for a job? | Bir fikrim var. Neden Smith'e gidip iş sormuyorsun? | Targets-1 | 1968 |