Search
English Turkish Sentence Translations Page 158462
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| Oh. You should be, Johnny. This is a great thing. | Oh. Öyle olmalısın, Johnny. Bu mükemmel birşey. | Tape-1 | 2001 | |
| Thanks, man. It's great to be alive! | Sağol dostum. Yaşamak ne güzel! | Tape-1 | 2001 | |
| Totally. | Tamamen öyle. | Tape-1 | 2001 | |
| Vince: Shit. | Vince: Kahretsin. | Tape-1 | 2001 | |
| What's up, man? Nothing much. | Nasıl gidiyor dostum? Çok farklı değil. | Tape-1 | 2001 | |
| John: You're not dressed. Lay off. | John: Elbiselerini giymemişsin. Boşver gitsin. | Tape-1 | 2001 | |
| It's not that I don't like it | Öyle değil Hoşuma gitmiyor | Tape-1 | 2001 | |
| Vince: What? Nothing. | Vince: Ne? Yok birşey. | Tape-1 | 2001 | |
| Vince: So? John: So nothing. | Vince: Eee? John: Birşey yok işte. | Tape-1 | 2001 | |
| I swear to God, man, you get stranger every year. | Yemin ederim dostum, Her yıl daha da tuhaflaşıyorsun. | Tape-1 | 2001 | |
| You look good, John. | Sen iyi görünüyorsun John. | Tape-1 | 2001 | |
| Where's Leah? | Leah nerede? | Tape-1 | 2001 | |
| She didn't make the trip. | Ayak uyduramadı. | Tape-1 | 2001 | |
| I'm serious. Shut up! | Ciddiyim. Kapa çeneni! | Tape-1 | 2001 | |
| Man, I'm serious. You broke up? | Dostum ciddiyim. Yani ayrıldınız mı? | Tape-1 | 2001 | |
| Uh, complicated. | Of, bayağı karışık. | Tape-1 | 2001 | |
| Oh, she didn't like the way I dress. | Oh, giyiniş şeklim Hoşuna gitmemiş. | Tape-1 | 2001 | |
| Come on. Don'tjoke, man. Actually I'm not. | Hadi ama, dalga mı geçiyorsun. Aslında dalga geçmiyorum. | Tape-1 | 2001 | |
| Oh, I get stranger every year. | Pekala, her yıl daha da tuhaflaştım. | Tape-1 | 2001 | |
| Come on, Vince! What, man?! | Hadi ama, Vince! Ne dostum?! | Tape-1 | 2001 | |
| She thinks I am a dick! | Salağın teki olduğumu düşünüyor! | Tape-1 | 2001 | |
| She sends her apologies for not coming. | Gelemediği için özür dilediğini bildirdi. | Tape-1 | 2001 | |
| She says she's sure it's gonna go, you know, fine. | Devam edeceğinden, bilirsin, daha iyi olacağından, emin olduğunu söyledi. | Tape-1 | 2001 | |
| She does. | O inanıyor. | Tape-1 | 2001 | |
| Why did you break up? Hey, hey, I don't know! | Neden ayrıldınız? Hey, hey, bilmiyorum! | Tape-1 | 2001 | |
| John: Sorry, man. Yeah, man. Me too. | John: üzgünüm dostum. Evet dostum. Ben de öyle. | Tape-1 | 2001 | |
| Well... what, is it permanent? | Yani...bu, bu kalıcı bir şey mi? | Tape-1 | 2001 | |
| Vince: Permanent as a dead horse, amigo. | Vince: Ölü bir at kadar kalıcı amigo. | Tape-1 | 2001 | |
| Come on, what did you do? | Neler yaptın kimbilir? | Tape-1 | 2001 | |
| Because I know you. What, you think I'm a dick? | Çünkü seni tanıyorum. Ne yani sen de mi salak olduğumu düşünüyorsun? | Tape-1 | 2001 | |
| Uh... no. Uh... but I do know that occasionally... | Oh... hayır. Ama biliyorum ki ara sıra... | Tape-1 | 2001 | |
| you have a tendency to act in a phallic fashion. | hiperaktif moda davranışlar sergilemeye yöneliyorsun. | Tape-1 | 2001 | |
| I'm not like that anymore. You're not a dick? | Ben artık öyle değilim. Yani salak değil misin? | Tape-1 | 2001 | |
| Vince: No. You're not a dick anymore? | Vince: Hayır. Artık salak değil misin? | Tape-1 | 2001 | |
| You see what I mean? Hey, I'm just asking what happened. | Ne demek istediğimi anlıyor musun? Hey, sadece neler olduğunu soruyorum. | Tape-1 | 2001 | |
| Well, a lot of things. | Pekala, pek çok şey. | Tape-1 | 2001 | |
| Like, I don't know. Like she says I'm reckless. All right? | Bazı şeyleri anlayamamam gibi. Onun vurdumduymaz olduğumu söylemesi gibi. Tamam mı? | Tape-1 | 2001 | |
| What, in general? Vince: Yeah. | Ne yani, herşeyde mi? Vince: Evet. | Tape-1 | 2001 | |
| Okay, you weren't specifically reckless recently? | Yani son zamanlarda bu vurdumduymazlık biraz aşırıya mı kaçtı? | Tape-1 | 2001 | |
| Not particularly specifically. No. | Aşırı vurdumduymazlık Tam olarak değildi. Hayır. | Tape-1 | 2001 | |
| Be honest, Vince. I am. | Dürüst ol, Vince. Öyleyim. | Tape-1 | 2001 | |
| Did you fuck around? No! | Ona buna mı asıldın? Hayır! | Tape-1 | 2001 | |
| Vince! I didn't. | Vince! Yapmadım. | Tape-1 | 2001 | |
| she thinks I have violent tendencies. | saldırgan tutumlar sergilediğimi düşünüyor. | Tape-1 | 2001 | |
| Oh boy. John, I never touched her. | Ah be oğlum. John, ona zarar vermedim. | Tape-1 | 2001 | |
| I never said you did. | Verdiğini söylemedim. | Tape-1 | 2001 | |
| Yeah, well, she thinks I have ''unresolved issues, which occasionally | Pekala, ara sıra Çözümü olmayan, genelde kendi içinde | Tape-1 | 2001 | |
| manifest themselves in potentially violent ways.'' | açığa çıkardığım problemleri saldırgan biçimde dışa vurduğumu düşünüyor | Tape-1 | 2001 | |
| John: I think it's fair to say she has a point. | John: Şunu açıkça belirtelim ki Düşündüğü bir şey vardır vardır. | Tape-1 | 2001 | |
| Yeah, well, no one's saying she doesn't have a point. | Tamam da, kimse düşündüğü birşey Yoktur demedi ki. | Tape-1 | 2001 | |
| John: So? So what, she's got to break up? | John: Eee? Ne eesi, ayrılmak zorunda mıydı? | Tape-1 | 2001 | |
| She's probably scared. | Muhtemelen korkmuştur. | Tape-1 | 2001 | |
| God. Of what? I never threatened her. | Tanrım, neden? Onu hiçbir zaman tehdit etmedim. | Tape-1 | 2001 | |
| You sometimes present a threatening appearance. | Bazen tehditkar bir görünüşün oluyor. | Tape-1 | 2001 | |
| Dude, we've been going together for three years! | Bay titiz, üç yıldır birlikteyiz! | Tape-1 | 2001 | |
| So what? | Öyleyse? | Tape-1 | 2001 | |
| So, I mean you'd think she'd be used to it by now. | Yani, onun bunlara şimdiye kadar alışabileceğini senin hesapladığını sandım. | Tape-1 | 2001 | |
| That's a tricky one, Vin. | Bu aldatıcı bir düşünce, Vin. | Tape-1 | 2001 | |
| Jesus! What's tricky? | Tanrım! Neresi aldatıcı? | Tape-1 | 2001 | |
| I'm just saying, it's tricky. | Aldatıcı işte. | Tape-1 | 2001 | |
| Women these days have no reason to hang around... | Kadınların bugünlerde sağda solda sürtmek için fazla nedenleri yok... | Tape-1 | 2001 | |
| potentially violent guys. | özellikle potansiyel saldırgan adamlarla. | Tape-1 | 2001 | |
| It's not an attractive quality to them anymore. | Bu artık onları çeken bir özellik değil. | Tape-1 | 2001 | |
| Too many other guys out there with resolved violent tendencies. | Yani, açığa vurmuş saldırgan tutumlar. | Tape-1 | 2001 | |
| Oh, so I'm out offashion. John: Look, don't be a fool. | Oh, Çok demode biriyim. John: Bak, aptal olma. | Tape-1 | 2001 | |
| Well, don't be a politically correct fuck. | Pekala, sen de politik doğru bir puşt olma. | Tape-1 | 2001 | |
| Hey, I'm not. I'm telling you, you're an idiot | Hey, Değilim zaten. Sana söylüyorum, sen bir salaksın | Tape-1 | 2001 | |
| if you think chicks are gonna put up with your bullshit. | Eğer piliçlerin senin şu saçmalılarına Kanacağını düşünüyorsan tabi. | Tape-1 | 2001 | |
| What bullshit? | Ne saçmalığı? | Tape-1 | 2001 | |
| Uh... like playing rough. I didn't play rough with her. | Of... Sert oynamaya bayılırım. Onunla sert oynamadım. | Tape-1 | 2001 | |
| Vince. Vince: What? | Vince. Vince: Ne? | Tape-1 | 2001 | |
| I love you. Oh great. | Seni severim. Bu çok iyi. | Tape-1 | 2001 | |
| But come on... Vince: What? | Ama lütfen... Vince: Ne? | Tape-1 | 2001 | |
| You don't not play rough. I totally do not play rough! | Kaba sert oynama. Hiç kaba sert oynamam! | Tape-1 | 2001 | |
| Fuck! | Hadi oradan! | Tape-1 | 2001 | |
| Okay, man. Look, I'm just sorry you broke up. All right? | Pekala ahbap. Ayrıldığınıza çok çok üzüldüm. Tamam mı? | Tape-1 | 2001 | |
| I'm sorry for you both. | İkinizin adına da. | Tape-1 | 2001 | |
| Don't be sorry for that bitch. | O kaltak için hiç üzülme. | Tape-1 | 2001 | |
| Fine, Vince. I'm just sorry for you. Okay? | Tamam, Vince. Sadece senin için üzgünüm. Tamam mı? | Tape-1 | 2001 | |
| Next subject. | Diğer konu. | Tape-1 | 2001 | |
| Vince: Well... | Vince: Şey... | Tape-1 | 2001 | |
| she says if I get my act together, keep going to the meetings... | diyor ki, eğer kişisel bütünlüğümü koruyup ortalıkta mal mal dolaşmazsam... | Tape-1 | 2001 | |
| stop being a dick... | ve onunla buluşmaya gidersem... | Tape-1 | 2001 | |
| then she might consider talking to me again. | Benimle yeniden konuşmayı Düşünebileceğini söyledi | Tape-1 | 2001 | |
| Good. That's great, man. | Güzel. Bu çok iyi ahbap. | Tape-1 | 2001 | |
| Should we get some dinner? | Akşam yemeği yesek mi acaba? | Tape-1 | 2001 | |
| Vince: I got to wait for a call. | Vince: Bir telefon beklemek zorundayım. | Tape-1 | 2001 | |
| Vince: None of your business. | Vince: Seni ilgilendirmez. | Tape-1 | 2001 | |
| From Leah? Vince: No. | Leah'dan mı? Vince: Hayır. | Tape-1 | 2001 | |
| Vince: Hey, you ready for your big day tomorrow? | Vince: Hey, yarınki büyük gün için hazır mısın? | Tape-1 | 2001 | |
| You're mad. Vince: I'm not mad. | Sen delirmişsin. Vince: Ben deli değilim. | Tape-1 | 2001 | |
| Hey, buddy, you're allowed to be. | Hey ahbap, olman için bir sakınca yok. | Tape-1 | 2001 | |
| Vince: I'm not mad. Don't be a fag, okay? | Vince: Ben deli değilim. İbne olma, tamam mı? | Tape-1 | 2001 | |
| I'll find somebody else. | Başka birini bulurum. | Tape-1 | 2001 | |
| That's true. | Bu doğru işte. | Tape-1 | 2001 | |
| Vince: ...who appreciates my dark side. | Vince: ...benim karanlık yüzümü beğenecek birini. | Tape-1 | 2001 | |
| Yeah, you know, but the thing is, if you could maybe find a way | Bilirsin, şey işte, Tüm bunlardan bir ders çıkarmayı | Tape-1 | 2001 | |
| to learn something from all this, then | ...öğrenebilir ve... | Tape-1 | 2001 | |
| you wouldn't have as large a dark side. | ...o kadar karanlık bir yüze sahip olmamayı düşünürsün. | Tape-1 | 2001 | |
| Learn to deal with some of your violent tendencies. | Bazı saldırgan tutumlarınla Başaçıkabilmeyi . | Tape-1 | 2001 |