Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 172507
İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
Is that really a favorite hiding place? | Gerçekten tuvalet en iyi zula yeri mi? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Oh yeah. I've known drunks | Evet. Tuvaletin kapağını kaldırıp | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Is that true? No. | Doğru mu bu? Hayır. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It could be though. Wouldn't surprise me none. | Olabilirdi de. Şaşırmazdım. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
What is the worst thing you ever did? | Yaptığın en kötü şey nedir? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
More jailhouse stories? Why not? | Biraz daha hapishane hikayesi mi? Neden olmasın? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Which why not you want to hear? | Hangi "neden olmasını" duymak istersin? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Is bludgeoning the man in the prison cafeteria the worst thing you ever did? | Hapishane kafeteryasındaki herifin kafasını parçalamak yaptığın en kötü şey mi? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
No, it ain't. | Hayır değil. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It isn't? What's the worst? | Değil mi? En kötüsü ne? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I ain't gonna tell you. Why not? | Sana anlatamam. Neden ki? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
'Cause you'll jump up, run out the door hollering. | Çünkü çığlık atarak kapıdan çıkıp kaçardın. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It must be pretty bad. | Epey kötü olmalı. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It is. That's why I ain't telling you. | Öyle. O yüzden sana anlatmıyorum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Now I'm afraid to ask. No, u ain't. | Şimdi sormaya korkuyorum. Hayır korkmuyorsun. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Did you ever tell anyone? | Hiç başka birine anlattın mı? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It wouldn't leave me alone. | Kafamdan atamıyordum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Who did you tell it to? | Kime anlattın? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I told it to a man of God who was my friend. | Tanrının adamı olan bir arkadaşıma anlattım. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
What did he say? He didn't say a word. | Ne dedi? Tek kelime etmedi. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
But you're not curious about the worst thing I ever did. | Ama benim yaptığım en kötü şeyi merak etmiyorsun. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
But you won't ask me what it is. | Ama ne olduğunu sormayacaksın. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I don't have to. Why is that? | Sormam gerekmiyor. Nedenmiş o? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
'Cause I was there. I seen it. | Çünkü ordaydım. Gördüm. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Well, I might have a different view. | Sanırım benim bakış açım farklı. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Yeah, you might. | Sanırım öyle. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
No, I'm stuffed. | Hayır, çok doydum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Hungrier than you thought? | Düşündüğünden daha açmışsın değil mi? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Yes, I was. | Evet açmışım. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Is this some kind of test of your faith? | Bu inancını sınamakla falan mı alakalı? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
What, you? Me, yes. | Ne, sen mi? Ben, evet. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It ain't my faith you're testing. | Senin sınadığın benim inancım değil. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You see everything in black and white. | Her şeyi siyah ve beyaz görüyorsun değil mi? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It is black and white. | Her şey siyah ve beyaz zaten. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I suppose that makes the world easier to understand. | Sanırım dünyayı anlamak böyle daha kolay oluyor. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You'd be surprised how little time I spend | Dünyayı anlamak için ne kadar az vakit | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
trying to understand the world. | harcadığımı bilsen şaşırırdın. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You try to understand God. | Tanrıyı anlamaya çalışıyorsun. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I try to understand what he wants from me. | Benden ne istediğini anlamaya çalışıyorum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
And that's everything you need? | Tüm ihtiyacın olan bu mu? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
If God ain't everything you need, | Eğer tanrı ihtiyacın olan her şey değilse, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
then you in a world of trouble. | o zaman bela içinde bir dünyadasındır. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I don't make a move without Jesus. | İsa olmadan tek adım bile atmam. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
When I get up in the morning, | Sabah uyandığımda, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I try to grab ahold to his belt. | onun kemerine tutunmaya çalışırım. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Sometime I go into a manual override. | Bazen manüel sürüşe geçiyorum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I catch myself. | Kendime yakalanıyorum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Manual override? Yeah, you like that? | Manüel sürüş? Evet beğendin mi? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It's okay. I thought it was pretty good. | Fena değil. Gayet iyi diye düşünmüştüm. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
So you come to the end of your rope | Yani, ipin ucuna geliyorsun | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
and you admit defeat and you're in despair. | mağlubiyeti kabul ediyorsun, çaresizlik içindesin | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
And in this state you seize upon this, whatever it is, | ve içinde olduğun bu durumun, her neyse artık, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
that has neither sense nor substance, | ne anlamı var ne de ana fikri | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
and you grab hold of it and hang on for dear life. | ve buna tutunarak sevgili hayata bağlanıyorsun. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Is that a fair portrayal? | Bu tanım adil oldu mu? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
That might be one way to say it. | Öyle denebilir. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It doesn't make any sense. | Hiç mantıklı gelmiyor. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Well, I thought when we was talking earlier | Az önce konuştuğumuz dünyanın tarihi | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
But what you're telling me is not a view of things. | Ama bahsettiğin şey her şeyin değil | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It's a view of one thing and I find it nonsensical. | sadece bir şeye ait bakış açısı ve bence bu mantık dışı. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
What would you do if Jesus was to speak to you? | İsa seninle konuşsa ne yapardın? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Do you imagine that he might? | Konuşur muydu sanıyorsun? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
No, I don't. But I don't know. | Hayır sanmıyorum. Ama bilmiyorum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I'm not virtuous enough. | Yeterince erdem sahibi değilim. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
No, professor, it ain't nothing like that. | Hayır profesör, öyle bir şey değil. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You ain't got to be virtuous. | Erdemli olman gerekmiyor. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You just has to be quiet. | Sadece sessiz olman gerekiyor. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Now I can't speak for the lord, | Tanrı adına konuşamam, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
but it has been my experience | ama tecrübeme göre | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
that he will talk to anybody who will listen. | onu dinleyecek herkesle konuşur. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You damn sure ain't got to be virtuous. | Emin ol ki erdemli olman gerekmiyor. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
If I heard God talking to me, | Tanrının benimle konuştuğunu duysaydım, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I would be ready for you to take me up to Bellevue, | Beni Bakırköy'e götürmene razı olurdum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
as you suggested. | senin de önerdiğin gibi.. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
What if what he said made sense? | Ya söyledikleri mantıklı olsaydı? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Wouldn't make any difference. Craziness is craziness. | Fark yapmazdı. Delilik deliliktir. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Don't make no difference if it makes sense? No. | Mantıklı konuşsa da fark yapmaz mı? Hayır. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Well, that's about as big a case of the primacy as I ever heard. | Neredeyse duyduğum en büyük öncelikli durum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I've always gone my own way. | Her zaman kendi yolumdan gittim. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Ich kann nicht anders. | Ich kann nicht anders. Elimde değil. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
What's that you talking? | O söylediğin de ne? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It's German. You talk German? | Almanca. Almanca biliyor musun? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Not really. A little. It's a quotation. | Pek sayılmaz. Çok az. Alıntı sözdü bu. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Ah well, it didn't do them Germans much good though, did it? | Almanlara pek yararı olmamış galiba değil mi? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I don't know. The Germans contributed | Bilmem. Hitlerden önce Almanlar, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Yeah, if you like. | Evet dediğin gibi. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I gather it to be your belief | Senin inancının, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
As in the case. | Olması durumunda. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Well, I don't believe I said that. | Bunu benim söylediğime inanmıyorum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I think maybe it was you who said it. | Sanırım bunu söyleyen sendin. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I never said it. Do you believe it? | Ben demedim. Sen İnanıyor musun buna? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I don't know. It could be true. | Bilmiyorum. Doğru olabilir. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Well, why is that? That don't seem right, do it? | Neden? Doğru görünmüyor değil mi? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It's the first thing in that book there... | Şu kitaptaki ilk şey bu.. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
the Garden of Eden, | Eden'in bahçesi.. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
knowledge as destructive to the spirit, destructive to goodness. | Bilgi ruhu ve iyiliği yok edicidir. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I thought I ain't read that book. | Kitabı okumadın sanıyordum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Everyone knows that story. It's probably the most famous story in there. | O hikayeyi herkes bilir. Kitaptaki en meşhur hikayedir her halde. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Hmm, why you think that is? | Peki neden öyle sence? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I suppose from the God's point of view all knowledge is vanity. | Sanırım tanrının bakış açısından, bilgili olmak kibirliliktir. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |