Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 158559
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| Will you eat with us? | Bizimle birlikte yemek yer misiniz? | Taurus-2 | 2001 | |
| Not at this hour. I don't mean right now. | Bu saatte yemem. Şu an için demedim. | Taurus-2 | 2001 | |
| Nadia, be careful. | Nadia, dikkat et. | Taurus-2 | 2001 | |
| Over here, please. Over there? | Buradan lütfen. Buradan mı? | Taurus-2 | 2001 | |
| Your bag. Don't worry about it. | Çantanız. Zahmet etme. | Taurus-2 | 2001 | |
| Wait down there. | Aşağıda bekle. | Taurus-2 | 2001 | |
| It's me. Where are you hiding? | Benim. Nerede gizleniyorsun? | Taurus-2 | 2001 | |
| I'm here. Come here. | Buradayım. Gel buraya. | Taurus-2 | 2001 | |
| What beautiful boots you've got on. | Çizmelerin ne güzel. | Taurus-2 | 2001 | |
| I'm pleased you've come. | Gelmene sevindim. | Taurus-2 | 2001 | |
| I have many questions. | Soracaklarım var. | Taurus-2 | 2001 | |
| Just a load of rubbish that I ought to turn into fertilizer. | Döküntü yığınını gübreye dönüştürmem lazım. | Taurus-2 | 2001 | |
| I also have much for you. | Senin için de bir şeylerim var. | Taurus-2 | 2001 | |
| This walking stick, for instance, is a gift from the Politburo. | Mesela bu baston, Komünist Parti Yönetim Kurulu'ndan | Taurus-2 | 2001 | |
| We wanted to put an inscription on it: | Üzerine bu ibareyi koymayı uygun gördük. | Taurus-2 | 2001 | |
| 'For an amazing teacher from his amazed students. ' | "'Hayranlık duyan öğrencilerinden hayran bırakan öğretmenlerine." | Taurus-2 | 2001 | |
| But it didn't pass the vote. | Fakat ben oyumu es geçmedim. | Taurus-2 | 2001 | |
| There was one vote against it. Trotsky? | Bir karşı oy vardı. Troçki mi? | Taurus-2 | 2001 | |
| We're used to unanimity. | Fikir birliğine alıştık. | Taurus-2 | 2001 | |
| That's why there's no inscription. | Bu yüzden ibare yok. | Taurus-2 | 2001 | |
| My telephone hasn't had a signal in two weeks. Why? | İki haftadan beri telefonum çalışmıyor. Neden? | Taurus-2 | 2001 | |
| What telephone? | Ne telefonu? | Taurus-2 | 2001 | |
| The telephone? Where? | Telefon? Nerede? | Taurus-2 | 2001 | |
| They've sabotaged the line. I don't receive letters. | Hattı sabote etmişler. Hiç mektup almıyorum. | Taurus-2 | 2001 | |
| Because everybody's ill. | Herkes hasta çünkü. | Taurus-2 | 2001 | |
| Everybody? The majority. | Herkes mi? Çoğunluk. | Taurus-2 | 2001 | |
| Zurupa? Yes. | Zurupa? Evet. | Taurus-2 | 2001 | |
| And comrade Gorbunov? Him too. | Yoldaş Gorbunov da mı? O da. | Taurus-2 | 2001 | |
| And Smilga? He's been in bed for three days. | Smilga? Üç gündür yatakta. | Taurus-2 | 2001 | |
| Send them to a hospital or a spa. There's nothing but filth! | Onları bir hastaneye ya da kaplıcaya gönder. Ağzı bozukluktan başka bir şey yok! | Taurus-2 | 2001 | |
| But you're not ill, are you? | Hasta değilsin, değil mi? | Taurus-2 | 2001 | |
| Me? Your eyes are yellowish. | Ben mi? Gözlerin sarımsı olmuş. | Taurus-2 | 2001 | |
| What treatment are you receiving? | Nasıl bir tedavi görüyorsun? | Taurus-2 | 2001 | |
| I put on my felt cap and that's it. | Keçe kasketimi takıyorum sadece. | Taurus-2 | 2001 | |
| What cap are you talking about? | Hangi kasketinden bahsediyorsun? | Taurus-2 | 2001 | |
| What made that sound? | Bu ses de nereden geldi? | Taurus-2 | 2001 | |
| Everybody's whispering. All the 'benefactors'. About you. | Herkes senin hakkında söyleniyor . Bütün bağış yapanlar'. | Taurus-2 | 2001 | |
| They explained things to me. When? | Bana bazı şeyleri açıkladılar. Ne zaman? | Taurus-2 | 2001 | |
| Yesterday. Yesterday? | Dün. Dün mü? | Taurus-2 | 2001 | |
| They said to me: 'You're like Ilich. ' | Bana dediler ki: " Sen de İliç gibisin." | Taurus-2 | 2001 | |
| 'You've already taken his place. ' | "Onun yerini almışsın bile." | Taurus-2 | 2001 | |
| And I told them: 'What am I? A simple finger. | Ben de onlara şöyle dedim: "Neyim ben? Sıradan bir parmak. | Taurus-2 | 2001 | |
| And he? He's a tower. ' | Peki ya o? O bir kule." | Taurus-2 | 2001 | |
| Nonsense. You and I are almost the same height. | Palavra. İkimiz de hemen hemen aynı boydayız. | Taurus-2 | 2001 | |
| What are we doing? What is the task of the revolution? | Ne yapıyorsun sen? Devrimin görevi nedir? | Taurus-2 | 2001 | |
| Humanism. | Hümanizm. | Taurus-2 | 2001 | |
| And what does humanism consist in? I don't know. | Peki hümanizm neye dayanıyor? Bilmiyorum | Taurus-2 | 2001 | |
| Not in placating the cowards, right? | Korkakların gönlünü almak için olmasa gerek, değil mi? | Taurus-2 | 2001 | |
| But not to everybody. | Herkese değil. | Taurus-2 | 2001 | |
| That is senseless nonsense! | Bu çok anlamsız! | Taurus-2 | 2001 | |
| The hand! | Elleme! | Taurus-2 | 2001 | |
| Did you hear that phrase at university? | Bu anlatım tarzını üniversitede mi duydun? | Taurus-2 | 2001 | |
| In vocational training. No. | Mesleki eğitimde. Hayır. | Taurus-2 | 2001 | |
| Were you at the institute? Never. | Enstitüde mi? Asla. | Taurus-2 | 2001 | |
| You've studied somewhere! | Başka yerde çalışmıştın! | Taurus-2 | 2001 | |
| A wise man said: | Bilge bir adam demiş ki... | Taurus-2 | 2001 | |
| 'Give me a place to stand on, and I will move the Earth. ' | "Bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım." | Taurus-2 | 2001 | |
| I can't remember who it was. Archimedes. | Kimin söylediğini hatırlayamıyorum Arşimet. | Taurus-2 | 2001 | |
| Oh, yes, a Greek. Archimedes was Georgian. | Tabii ya, bir Yunan. Arşimet Gürcü'ydü. | Taurus-2 | 2001 | |
| Georgian? Yes, Georgian. | Gürcü mü? Evet, Gürcü. | Taurus-2 | 2001 | |
| And of what importance is a Georgian here? | Gürcü olmasının ne önemi var? | Taurus-2 | 2001 | |
| When you came was there a fallen tree... | Sen gelirken yola devrilmiş... | Taurus-2 | 2001 | |
| ...blocking the road. | ...bir ağaç var mıydı? | Taurus-2 | 2001 | |
| Suppose there was. | Olmalıydı. | Taurus-2 | 2001 | |
| What would you have done? | Ne yapacaktın? | Taurus-2 | 2001 | |
| One solution would be to wait for it to rot away. | İlk seçenek, çürüyene dek beklemek olacaktır. | Taurus-2 | 2001 | |
| How many years would it take? Many long difficult years. | Kaç yıl sürer? Çok uzun zor yıllar. | Taurus-2 | 2001 | |
| Certainly! | Mutlaka! | Taurus-2 | 2001 | |
| The second option would be to move it off the road. | İkinci seçenek onu yoldan çekmek olacaktı. | Taurus-2 | 2001 | |
| Leave it to one side. | Tek tarafta kalsın. | Taurus-2 | 2001 | |
| There's a third solution. What? | Üçüncü bir seçenek var. Nedir? | Taurus-2 | 2001 | |
| Destroy it with an axe. | Baltayla imha etmek. | Taurus-2 | 2001 | |
| Very good, destroy it! | Çok iyi, imha et! | Taurus-2 | 2001 | |
| What are you doing over there? Go away! | Ne yapıyorsun orada? Git buradan! | Taurus-2 | 2001 | |
| Only violence is left to us. | Bize yalnızca şiddet bırakıldı. | Taurus-2 | 2001 | |
| Violence is our place to stand on. | Şiddet dayanak noktamızdır. | Taurus-2 | 2001 | |
| The Party as well. That's what I'm talking about! | Parti de. İşte ben de bundan bahsediyorum! | Taurus-2 | 2001 | |
| Deficient farms, lice, illiteracy... | Verimsiz tarlalar, bitler, cehalet... | Taurus-2 | 2001 | |
| Then the members of the Politburo commit spelling errors. | Ayrıca Komünist Parti Yönetim Kurulu üyeleri yazım hataları yapıyor. | Taurus-2 | 2001 | |
| I'm fed up with correcting documents! | Belgeleri düzeltmekten bıktım! | Taurus-2 | 2001 | |
| Do they have to write them in Latin? | Latince yazmak zorundalar mı? | Taurus-2 | 2001 | |
| Famine every 7 years. | Her 7 yılda bir kıtlık. | Taurus-2 | 2001 | |
| The people drink and go mad before they're 30. | İnsanlar içiyor ve 30 yaşına geldiklerinde akıllarını kaçırıyorlar. | Taurus-2 | 2001 | |
| The university was founded 5 centuries late. | Üniversite 5 yüzyıl geç açıldı. | Taurus-2 | 2001 | |
| It's winter with or without snow. | Kar olsun olmasın, yine de kış. | Taurus-2 | 2001 | |
| Birds that fall dead from the harsh weather. | Şiddetli soğuklar yüzünden kuşlar ölüyor. | Taurus-2 | 2001 | |
| It's abominable! | Felaket! | Taurus-2 | 2001 | |
| I'm tired, and you're too excited. | Ben yorgunum, sense coşkulu. | Taurus-2 | 2001 | |
| Don't you agree? Of course. | Sence de öyle değil mi? Elbette. | Taurus-2 | 2001 | |
| Why have you deprived me of everything? | Neden beni her şeyden mahrum bırakıyorsun? | Taurus-2 | 2001 | |
| Me, who gave you liberty. | Sana imtiyaz sağlayan benim. | Taurus-2 | 2001 | |
| Not letters or the telephone. Everything's under your control. | Ne mektup ne de telefon. Her şey senin kontrolünde. | Taurus-2 | 2001 | |
| Calm down, I beg you. | Yalvarırım sakin ol. | Taurus-2 | 2001 | |
| I'm all right. Calm down. | İyiyim ben. Sakinleş. | Taurus-2 | 2001 | |
| I've decided to ask the Party for poison. | Parti'den zehir istemeye karar verdim. | Taurus-2 | 2001 | |
| I got rid of the pistol. And the hunting shotgun. | Tabancayı elden çıkardım. Av tüfeğini de. | Taurus-2 | 2001 | |
| The kitchen knives aren't sharp. | Mutfak bıçakları keskin değil. | Taurus-2 | 2001 | |
| At the base of force, power cannot be lacking. | Baskının temelinde güçten yoksun olunamaz. | Taurus-2 | 2001 | |
| Your request makes sense. | İsteğin mantıklı. | Taurus-2 | 2001 | |
| Do you understand? I understand perfectly. | Anlıyor musun? Çok iyi anlıyorum. | Taurus-2 | 2001 |