Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 149056
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| Definitely my gun. | Kesinlikle benim silahım. | Shooter-3 | 2007 | |
| Special Agent Memphis, you believe I shot that Archbishop? | Özel Ajan Memphis, Başpiskoposu vurduğuma inanıyor musunuz? Özel Ajan Memphis, Başpiskoposu benim vurduğuma inanıyor musun? | Shooter-3 | 2007 | |
| Nope. No, I don't. | Hayır. Hayır, inanmıyorum. Hayır. İnanmıyorum. | Shooter-3 | 2007 | |
| Have any proof of this fact? No. | Buna dair elinizde bir kanıt var mı? Hayır. Hiç kanıt var mı? Hayır. | Shooter-3 | 2007 | |
| Trust me? Yep. | Bana güveniyor musunuz? Evet. Bana güveniyor musun? Evet. | Shooter-3 | 2007 | |
| Really trust me? | Gerçekten güveniyor musunuz? Gerçekten güveniyor musun? | Shooter-3 | 2007 | |
| With your life? | Hayatınız pahasına mı? Hayatınla? | Shooter-3 | 2007 | |
| Yep. Good. | Evet. Güzel. | Shooter-3 | 2007 | |
| What the hell are you doing? Put that weapon down now! | Sen ne yaptığını zannediyorsun? Hemen o silahı yere indir! Sen ne yapıyorsun? O silahı hemen indir! | Shooter-3 | 2007 | |
| If you're zeroed for 600, you ought to aim a little lower. | Bu mesafedeyken biraz aşağıya nişan almalısın. | Shooter-3 | 2007 | |
| Ain't gonna make a difference this close. | Bu kadar yakındayken fark etmez. Bu mesafeden farketmez. | Shooter-3 | 2007 | |
| Only thing that's gonna make a difference | Fark eden tek şey, benim deli olup olmadığım. Burda önemli olan tek şey | Shooter-3 | 2007 | |
| is whether I'm crazy or not. | Ben deli miyim yoksa akıllı mı. | Shooter-3 | 2007 | |
| I could keep doing this all day, | Buna bütün gün devam edebilirim,... Bunu bütün gün yapardım, | Shooter-3 | 2007 | |
| with every weapon in my house. | ...hem de evimdeki tüm silahlarla. evimdeki bütün silahlarla. | Shooter-3 | 2007 | |
| I swapped all the firing pins before I left the house. I always do. | Evi terk etmeden önce bütün ateşleme pimlerini değiştirdim. Bunu daima yaparım. Çıkmadan bütün ateşleme mekanizması pimlerini sökerim. Herzaman. | Shooter-3 | 2007 | |
| Looks right, need a micrometer to tell. | Silah normal görünür ama ateş etmez, farkı anlamak için bir mikrometre gerekir. Doğru gözüküyor. | Shooter-3 | 2007 | |
| But the gun don't shoot. | Ama silah ateşlemez. | Shooter-3 | 2007 | |
| That bullet you got out of that bishop was fired from my weapon, | Başpiskopos'tan alınan mermi benim silahımdan ateşlendi,... Başpiskoposu vuran mermi benim silahımdan çıktı, | Shooter-3 | 2007 | |
| but a week before, at a can of stew. | ...ama olaydan bir hafta önce atış talimindeyken. ama bir hafta önce, metal bir kutudan. | Shooter-3 | 2007 | |
| I did take an oath to defend this country from all enemies, foreign and domestic. | Bu ülkeyi, içte ve dışta, bütün düşmanlara karşı koruyacağıma dair yemin ettim. Bu ülkeyi iç ve dış bütün düşmanlarına karşı korumak için söz verdim. | Shooter-3 | 2007 | |
| I just didn't figure I'd end up quite this involved. | Böyle bir işe bulaşabileceğimi hiç tahmin etmemiştim. Bu kadar anlaşılamaz bir duruma düşeceğimi anlayamazdım. | Shooter-3 | 2007 | |
| But at the end of the day, when all the dust settles, | Ama gün sona erip ortalık yatıştığında,... Ama günün sonunda, ortalık sakinleştiğinde | Shooter-3 | 2007 | |
| you can't hide from the truth, you son of a bitch. | ...gerçeklerden kaçamazsın, seni aşağılık herif. Gerçekten asla kaçamazsın pislik. | Shooter-3 | 2007 | |
| Whatever. | Her neyse. Herneyse. Boş versene. | Shooter-3 | 2007 | |
| Who gives a shit? | Kimin umurunda? Ne önemi var ki? | Shooter-3 | 2007 | |
| Nice presentation. | Güzel sunumdu. Ama hiçbiri beni bağlamaz. İyi bir sunumdu. | Shooter-3 | 2007 | |
| But none of it sticks to me. | Ama beni ilgilendirmiyor. | Shooter-3 | 2007 | |
| Gentlemen, this meeting is over. | Baylar, toplantı sona ermiştir. Nokta. Beyler, bu toplantı bitmiştir. | Shooter-3 | 2007 | |
| He's right. There's nothing to prove he did anything. | Haklı. Bu işi onun yaptığını gösteren bir kanıtımız yok. Haklı. Onun yaptığını gösteren kanıt yok. | Shooter-3 | 2007 | |
| Yeah, in this country. | Evet, en azından bu ülkede. Evet, bu ülkede. | Shooter-3 | 2007 | |
| Sir, you should take a look at these. | Efendim, bunlara bir göz atmalısınız. Efendim, Bunlara bakmalısınız. | Shooter-3 | 2007 | |
| These images are from a classified file showing a village of people in Africa | Bu fotoğraflar, Albay ve adamları tarafından katledilmiş... Bunlar afrikada bir köyde çekilmiş onaylı fotoğraglar | Shooter-3 | 2007 | |
| that were exterminated by the colonel and his associates. | ...Afrika'lı köylüleri gösteren, gizli bir dosyadan alındı. bu insanlar albay ve adamları tarafından yok edilmişler. | Shooter-3 | 2007 | |
| Look around you. | Etrafınıza bir bakın. Burası Afrika'nın Boynuzu değil. Çevrene bir bak. | Shooter-3 | 2007 | |
| This isn't the Horn of Africa. | Burası Afrika'nın sesi değil. | Shooter-3 | 2007 | |
| That's all hearsay. | Hepsi dedikodudan ibaret. Tamamen safsata. | Shooter-3 | 2007 | |
| This is the land of the free and the home of the brave. | Burası özgürlükler ülkesi ve cesur insanların vatanı. Burası özgür ve cesur insanların ülkesi. | Shooter-3 | 2007 | |
| And I'm free to go. | Ve ben gitmekte özgürüm. | Shooter-3 | 2007 | |
| Colonel, your moral compass is so fucked up, | Albay, ahlaki pusulanız o kadar berbat bir haldeki,... Albay, Ahlak anlayışınız rezil bir durumda, | Shooter-3 | 2007 | |
| I'll be shocked if you manage to find your way back to the parking lot. | ...park yerindeki aracınıza ulaşmayı başarmanız bile beni çok şaşırtacak. Otoparkı yalnız başınıza bulmanız beni çok şaşırtır. | Shooter-3 | 2007 | |
| Regardless of how I feel about this, | Bu konudaki hislerime rağmen,... Her ne olmuşsa, | Shooter-3 | 2007 | |
| these events occurred in another country, | ...yaşanan olaylar, yasalarımızın geçerli olmadığı başka bir ülkede meydana gelmiş. bu olaylar bizim kanunumuzun geçerli olmadığı, | Shooter-3 | 2007 | |
| outside of our laws. | başka bir ülkede olmuş. | Shooter-3 | 2007 | |
| So that's it? That's the best you can do? | Yani hepsi bu mu? Yapabileceğinizin en iyisi bu mu? Bu kadar mı? Yapabileceğinizin en iyisi bu mu? | Shooter-3 | 2007 | |
| This isn't the World Court, Sergeant. | Burası, Uluslararası Adalet Mahkemesi değil, çavuş. Bu genel bir mahkeme değil, Çavuş. | Shooter-3 | 2007 | |
| And I don't have the jurisdiction to detain the colonel | Ve benim, Albay'ı tutuklatıp başka bir kıtada işlediği... Ve albayı başka bir ülkede yaptıkları için | Shooter-3 | 2007 | |
| for crimes he may or may not have committed on another continent. | ...veya işlemediği suçlardan ötürü onu yargılama yetkim yok. cezalandırma yetkim yok. | Shooter-3 | 2007 | |
| Sir, I urge you to reconsider... There's nothing to reconsider, son. | Efendim, kararınızı yeniden düşün... Düşünecek bir şey yok, evlat. Efendim, tekrar değerlendirilebilir... Değerlendirilecek birşey yok, evlat. | Shooter-3 | 2007 | |
| This is ridiculous. | Bu saçmalık. Çok saçma. | Shooter-3 | 2007 | |
| For the record, I don't like the way this turned out any more than you do. | İşlerin bu şekilde son ermesi, senden çok benim hoşuma gitmiyor. Senin istediklerinden farklı birşey istemiyorum. | Shooter-3 | 2007 | |
| But this is the world we live in. | Ama yaşadığımız dünya böyle ve adalet her zaman yerini bulmuyor. Ama yaşadığımız dünya bu. | Shooter-3 | 2007 | |
| And justice does not always prevail. | Adalet herzaman yerine gelmez. | Shooter-3 | 2007 | |
| It's not the Wild West, | Vahşi Batı'da değiliz. Eline bir silah alıp sokakları kötülerden temizleyemezsin. Silahınla caddeleri temizleyebileceğin, | Shooter-3 | 2007 | |
| where you can clean up the streets with a gun. | vahşi batıda yaşamıyoruz.. | Shooter-3 | 2007 | |
| Even though sometimes that's exactly what's needed. | Hatta bazen en doğrusu bu olsa bile. Bazen gerçekten öyle yapılması gerekse bile. | Shooter-3 | 2007 | |
| Bob Lee Swagger, you're free to go. | Bob Lee Swagger, gitmekte özgürsün. Bob Lee Swagger, gitmekte serbestsin. | Shooter-3 | 2007 | |
| Unshackle the sergeant. | Çavuşu serbest bırakın. | Shooter-3 | 2007 | |
| I'd say that's quite a shot, Senator. | Onlar için tam bir şok oldu diyebilirim, Senatör. Çok iyi olduğunu söyleyebilirim, Senator. | Shooter-3 | 2007 | |
| In the face. | Hem de nasıl. Yüzü. | Shooter-3 | 2007 | |
| You heard that expression, | "İki ucu boklu değnek" deyimini duymuş muydun? Yüz ifadesi, | Shooter-3 | 2007 | |
| "You didn't know whether to shit or go blind"? | "Herşey ortada ama birşey yapamıyor musun"? | Shooter-3 | 2007 | |
| You should've seen the look on the Attorney General's face. | Askeri savcının suratındaki ifadeyi görmeliydiniz. Generalin yüz ifadesini görmeliydiniz. | Shooter-3 | 2007 | |
| Did he give his checks and balances speech? | Yasalar ve dengelerle ilgili nutuğunu da çekti mi? Jes ve mimikleri nasıldı? | Shooter-3 | 2007 | |
| "This is about evidence and the truth!" | "Delilleri inceleyip gerçeği öğrenmeye çalışıyoruz!" "Bu kanıtla ve gerçekle ilgili!" | Shooter-3 | 2007 | |
| And then you just said to him, | Dönüp ona şöyle diyecektin, "Canın cehenneme!" ve sende ona dedinki, | Shooter-3 | 2007 | |
| "Fuck you!" | "Canın cehenneme!" | Shooter-3 | 2007 | |
| "Hold my cigar, Mr. A.G." | "Puromu tutar mısınız, sayın savcı." "Sigaramı tutar mısınız, Bay. Avukat General" | Shooter-3 | 2007 | |
| "Fuck you! | "Canın cehenneme!" "Canın cehenneme! | Shooter-3 | 2007 | |
| "The truth is what I say it is!" | "Gerçek, ben ne dersem o'dur!" "Gerçek benim söylediklerimdir!" | Shooter-3 | 2007 | |
| You know, you got to be out of the country in the morning. | Sabah olunca, ülkeyi terk etmen gerektiğini biliyorsun. Biliyorsun, sabah ülkeden çıkmış olman gerekiyor. | Shooter-3 | 2007 | |
| You're going to Ecuador. | Ekvador'a gidiyorsun. Ekvatora gidiyorsun. | Shooter-3 | 2007 | |
| Well, we're having some problems with the locals. | Yerel halkla ilgili bazı sorunlar yaşıyoruz. Yerli halkla bazı problemler yaşıyoruz. | Shooter-3 | 2007 | |
| We have our personnel on the ground ready to neutralize the problem, but... | Orada bulunan personelimiz, sorunu halletmek için hazır bekliyor ancak... Adamlarımız işi halletmek için hazır, ama... | Shooter-3 | 2007 | |
| Well, they've requested you. | Başlarında sizin olmanızı istediler. Seni istediler. | Shooter-3 | 2007 | |
| It's solvable. | Halledebilir. Çözülebilir. | Shooter-3 | 2007 | |
| They requested you... | Seni istediler çünkü... Seni istediler... | Shooter-3 | 2007 | |
| Turn off the lights! | Işıkları söndürün! | Shooter-3 | 2007 | |
| Get my car. | Arabamı getir. Arabamı getir. Arabamı getirin. | Shooter-3 | 2007 | |
| Get my car. | Arabamı getirin. | Shooter-3 | 2007 | |
| Do something. | Bir şeyler yap. Birşeyler yap. | Shooter-3 | 2007 | |
| Do something! | Bir şeyler yap! Birşeyler yap. | Shooter-3 | 2007 | |
| Where is he? | Nerede bu herif? O nerede? | Shooter-3 | 2007 | |
| He's under the floor! | Evin altında! | Shooter-3 | 2007 | |
| You don't need to kill me. | Beni öldürmene gerek yok. Beni öldürmek zorunda değilsin. | Shooter-3 | 2007 | |
| You don't need to kill me. It was them. | Beni öldürmene gerek yok. Her şeyi onlar yaptı. Beni öldürme. Onlar yaptı. | Shooter-3 | 2007 | |
| It was them. | Onlar yaptı. Onlardı. | Shooter-3 | 2007 | |
| God damn it! Just wait a minute! | Allah kahretsin! Bir saniye bekle! Lanet olsun! Bir dakika bekle! | Shooter-3 | 2007 | |
| Hold it just a minute. Hold it. | Dur bir saniye. Bekle. Bir dakika. Bekle. | Shooter-3 | 2007 | |
| Are you out of your mind? Are you out of your damn mind? | Sen aklını mı kaçırdın? Lanet olası aklını mı kaçırdın? Sen çıldırdın mı? Lanet aklını mı kaçırdın sen? | Shooter-3 | 2007 | |
| I am a United States senator! | Ben Birleşik Devletler senatörüyüm! Orası kesin. Ben Birleşik Devletler senatorüyüm! | Shooter-3 | 2007 | |
| Exactly. | Aynen öylesin. | Shooter-3 | 2007 | |
| I'm better. I better get to it. | Daha iyiyim. Gitsem iyi olacak. Peşini asla bırakmayacaklar. | Shooter-4 | 2007 | |
| There's only one guy who met with Swagger before he disappeared. | Swagger ortadan kaybolmadan önce onu gören bir tek kişi var. | Shooter-4 | 2007 | |
| They can work out some kind of deal. | Seninle bir anlaşma yapabilirler. | Shooter-4 | 2007 | |
| Welcome to Tennessee. | Silah tutkunlarının cenneti, Tennessee'ye hoş geldin. | Shooter-4 | 2007 | |
| Have a chair, son. | Bir sandalye çek, evlat. | Shooter-4 | 2007 | |
| If one of them betrays the principles | İçlerinden biri, daha fazla para veya güç kazanmak için prensiplerine ihanet ederse,... | Shooter-4 | 2007 | |
| Well, I'm here. | işte geldim. | Shooter-4 | 2007 | |
| these events occurred in another country, | ...yaşanan olaylar, yasalarımızın geçerli olmadığı başka bir ülkede meydana gelmiş. | Shooter-4 | 2007 |