Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 149563
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| the problems of western civilization, | ...bir çözüm olabileceğini sanmıyorum, | Sitcom-1 | 1998 | |
| but your mother is an exceptional woman. | fakat annen istisnai bir kadın. | Sitcom-1 | 1998 | |
| You know, I can be exceptional too. | Biliyorsun, ben de istisnai olabilirim. | Sitcom-1 | 1998 | |
| That's nice, dear. | Bu çok güzel hayatım. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Tell me, how do you rate me: | Söylesene, beni nasıl değerlendirirsin: | Sitcom-1 | 1998 | |
| Very pretty, fairly pretty or not pretty? | Çok güzel mi, güzel mi, yoksa çirkin mi? | Sitcom-1 | 1998 | |
| Better one truth than two lies. | Doğrusunu söylemek gerekirse. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I don't think you're pretty at all. | ...hiç de güzel olduğunu düşünmüyorum. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Rolling along. | Yuvarlanıp gidiyoruz işte. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Nice of you to remember my funeral. | Cenazemi hatırlamış olman ne güzel. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I miss you, Sophie. | Seni özledim Sophie. | Sitcom-1 | 1998 | |
| You're always on my mind. | Her zaman aklımdasın. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I wonder if we could get back together. | Tekrar biraraya gelebilir miyiz diye merak ediyordum. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Do you know how much you hurt me, David? | Beni ne kadar incittiğinin farkında mısın David? | Sitcom-1 | 1998 | |
| You can't just come back. | Hiçbir şey olmamış gibi davranmamı bekleyemezsin. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Maybe it's not me you miss, but Maria. | Belki de beni değil, Maria'yı özlemişsindir. | Sitcom-1 | 1998 | |
| You know Maria means nothing to me. | Biliyorsun, Maria benim için hiçbir şey ifade etmiyor. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Will you take me back? | Beni tekrar kabul eder misin? | Sitcom-1 | 1998 | |
| I've stopped loving you, David. | Seni artık sevmiyorum David. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I brought you all together because things can't go on this way. | Sizi bir araya topladım, çünkü artık işlerin bu şekilde gitmeyeceğini düşünüyorum. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Honey, are you listening? 0f course. | Tatlım, dinliyor musun? Tabii ki. | Sitcom-1 | 1998 | |
| We need to talk, clarify some things, | Konuşmalı, bazı şeyleri açıklığa kavuşturmalı... | Sitcom-1 | 1998 | |
| and bring our family back together. | ...ve yeniden bir aile olmalıyız. | Sitcom-1 | 1998 | |
| So I've decided that we should all go | Dolayısıyla, şehirdışında yürütülen... | Sitcom-1 | 1998 | |
| to a 4 day group therapy session | ...dört günlük bir grup terapi seansına... | Sitcom-1 | 1998 | |
| being held out in the country. | ...katılmamız gerektiğine karar verdim. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Dear, I think it's a great idea for you, | Canım, bence bu sizin için mükemmel bir fikir, | Sitcom-1 | 1998 | |
| but personally I don't think I need it. | fakat kişisel olarak buna ihtiyacım olduğunu düşünmüyorum. | Sitcom-1 | 1998 | |
| But you must come, as a member of the family. | Fakat, ailenin bir üyesi olarak sen de gelmelisin. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I'm sure you'll do fine without me. | Bensiz de gayet iyi idare edeceğinize eminim. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I'm going to do my crossword. | Bulmacamı çözeceğim. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I'll be happy to come. | Ben memnuniyetle gelirim. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Thank you, dear. You're my angel. | Teşekkür ederim canım. Sen benim meleğimsin. | Sitcom-1 | 1998 | |
| And you, Sophie? | Ya sen, Sophie? | Sitcom-1 | 1998 | |
| I agree to go. | Ben de gelirim. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Thanks, sweetheart. | Sağol hayatım. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Hello? Hi, dear. It's me. | Alo? Merhaba canım. Benim. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Sorry, but it's important. | Üzgünüm, ama bu önemli. | Sitcom-1 | 1998 | |
| We figured out what's been wrong, it's the rat. | İşlerin yolunda gitmemesinin sebebini anladık; hepsi o sıçan yüzünden. | Sitcom-1 | 1998 | |
| He puts bad vibes on us. | Bize kötü titreşimler gönderiyor. | Sitcom-1 | 1998 | |
| We must get rid of him. | Ondan kurtulmalıyız. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Yes, yes. | Evet, tamam. | Sitcom-1 | 1998 | |
| You'll take care of it? | Bununla ilgilenebilir misin? | Sitcom-1 | 1998 | |
| Count on me. | Bana güven. | Sitcom-1 | 1998 | |
| 0K, goodnight. See you tomorrow, my love. | Tamam, iyi geceler. Yarın görüşürüz aşkım. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Mom, could you hold the door? | Anne, kapıyı tutabilir misin? | Sitcom-1 | 1998 | |
| Honey, it's us! | Tatlım, biz geldik! | Sitcom-1 | 1998 | |
| He must still be in bed. | Hala yatakta olmalı. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Honey, we're back. | Tatlım, biz döndük. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Something's wrong. | Yukarıda bir şeyler ters gidiyor. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Sophie, hurry up! | Sophie, çabuk ol! | Sitcom-1 | 1998 | |
| To my Dear Husband | Sevgili Kocama | Sitcom-1 | 1998 | |
| To our Beloved Father | Sevgili Babamıza | Sitcom-1 | 1998 | |
| Time passes. Memories live on | Zaman geçer. Anılar her zaman yaşar. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Here she is. It's for you. | Burada. Sana. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Who is it? Fran�oise. | Kim? Françoise. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Hi Fran�oise. | Merhaba Françoise. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Yes, but we waited for you. | Evet, fakat seni bekledik. | Sitcom-1 | 1998 | |
| How did you catch that? | Nereden kapmışsın? | Sitcom-1 | 1998 | |
| My poor dear. | Zavallıcık. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Thanks for calling, anyway. | Yine de, aradığın için sağol. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Take care of yourself. Bye. | Kendine iyi bak. Hoşçakal. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Poor Fran�oise, she has no luck. | Zavallı Françoise, ne kadar da şanssız. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Well, I feel like something to drink. | Canım bir şeyler içmek istedi sanki. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Let's go to the nearest caf�. There's one there. | Haydi, bir kafeye gidip bir şeyler içelim. Şurada bir tane vardı. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Can you manage, honey? | Yardıma ihtiyacın var mı tatlım? | Sitcom-1 | 1998 | |
| Take a deep breath. | Derin derin nefes alın. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| You're doing great. | İyi gidiyorsunuz. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| The child's heartbeat is weakening. | Çocuğun kalp atışları zayıflıyor. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| One last time, push harder! | Son kez ıkının. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| If you can't we'll prepare for surgery at once. | Çocuk gelmezse ameliyata hazırlanacağız. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| Where is the father? | Eşiniz nerede? | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| No... he's not around. | Hayır. Burada değil. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| = October 9th, 1983, Aung San, Myanmar. = | "9 Ekim 1983, Aung San, Burma" | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| It's after 10 already, right? | Saat 10'u geçmiyor mu? | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| You're a little late. | Görünen o ki başkan geç kaldı. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| The officer was late, so I waited for him to come over. | Burmese Bakanı ona eşlik ediyordu, Büyükelçi ile yolda olmalılar. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| All groups, report on your situation. | Bütün birlikler, yerlerinizi bildirin. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| Drive away. | Çekilin. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| Congratulations, it is a boy. | Tebrikler, bir oğlunuz oldu. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| = This is an urgent news flash report. = | Son dakika haberlerini bildiriyorum. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| = Myanmar local time 10:28 = | Burma saati ile 10:28 | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| = The President attended the Aung San meeting that was later bombed. = | Bugün başkanın ziyaret edeceği Aung San Anıt Mezarı'nda bir patlama meydana geldi. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| =They're searching for the President in the region of the Aung San meeting following the explosion= | Bomba saldırısı başkanın Aung San Anıt Mezarı'nı ziyaret ettiği sırada gerçekleşti. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| = In Aung San National Cemetery, Myanmar, a grand mourning ceremony was held = | Milli Mezarlık'ta 17 diplomatik misyon sırasında vahşet yaşandığı biliniyor. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| It's only been a few days since the Soviet leader stepped down. | Sovyetler Kore uçağını indireli çok olmadı! | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| The whole nation has been busily preparing for the funeral. The people are barely coping! | Millet hâlâ bunun yasını tutuyorken yine de bizim ölmemizi istiyorlar! | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| In fact, the North Korean military reconnaissance team belongs to Bureau agents. | Kuzey komando birliğinin adamlarının işi. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| How dare their country's leader do such a thing! | Başkanı hedef almaya nasıl cüret ederler? | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| To think such a thing can happen. | ...elimizden hiçbir şey gelmiyor. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| This is a shame for our country. | Bu ülkemiz adına bir rezalet. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| Well then, we'll attack too. | O zaman, biz de saldıracağız. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| Do you all agree? | Anlaştık mı? | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| Alright. Let's fight. Of course we must fight. | Anlaştık! Evet, saldıralım! | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| No need to look at his face. | Niye tereddüt edeceğiz ki? | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| Well, we'll just hit them then. | Saldıracağız. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| The terrorist attacks on Aung San must be punished in the name of our country. | Aung San'da saldırıya teşebbüs eden teröristler vatan adına cezalandırılmalı. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| Even the President is against this plan. | Onları silip süpürecek bu plandan Sayın Başkanın haberi yok. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| In South Korea, there are only five people who know about this. | Bunu Kore'de sadece beş kişi biliyor. | Siti hyunteo-1 | 2011 | |
| What's the plan? | Planınız nedir? | Siti hyunteo-1 | 2011 |