Search
English Turkish Sentence Translations Page 19318
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| They are still looking They are still finding. | Hâlâ arıyorlar. Hâlâ buluyorlar. | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| A few unpoisoned hearts. | Birkaç zehirsiz kalp... | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| No matter where you are exiled. | Nereye sürüldüğün hiç önemli değil. | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| No matter where you are exiled! | Nereye sürüldüğün hiç önemli değil! | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| Straight out of nothing. | Hiçbir şeyden ödün verme. | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| You see, my friend, feeling good is just as contagious as feeling bad. | Anladın mı, arkadaşım, iyi hissetmek de... | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| Two sides of a same coin. | Bir paranın iki yüzü... | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| The lesson. | Yani ders... | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| So if your ship comes in, ohuenno. | Eğer teknen gelirse, oh ne âlâ... | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| Let's get as many people onboard as possible. | Doldurabileceğin kadar insanla doldur. | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| We're all in the same pizdetz boat here, and if it sinks... | Hepimiz aynı boktan teknedeyiz, eğer batarsa... | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| we're all going down together. | ...hepimiz birlikte boğuluruz. | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| Extra maximum, double radical respect straight out of Ukraine. | Yeni dostuma, duble sağlam, ekstradan maksimum... | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| ...to my new neighbor who jam, rewind. | ...bir Ukrayna saygısı, karşınızda, geriye sarma! | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| When I die? | Öldüğümde mi? | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| When I die. | Öldüğümde... | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| I don't know, but when I die... | Bilemiyorum ama öldüğümde... | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| Straight to fucking hell, man. And action. | Doğruca cehenneme amına koyim... | Filth and Wisdom-1 | 2008 | |
| Well? | İyi misin? | Fin-1 | 2012 | |
| Perfect. | Hem de çok. | Fin-1 | 2012 | |
| Okay. What have we got, five hours? | Tamam. Ne kadar çekecek, beş saat mi? | Fin-1 | 2012 | |
| Just about. | Hemen hemen. 1 | Fin-1 | 2012 | |
| A lot of people to get to know. 1 | Tanıyacak çok fazla insan var. | Fin-1 | 2012 | |
| You don't have to know them. | Onları tanıman gerekmiyor. | Fin-1 | 2012 | |
| Well, they're your friends. | Senin arkadaşınlar. | Fin-1 | 2012 | |
| Friends from almost 20 years ago. | 20 yıl kadar önceki arkadaşlar. | Fin-1 | 2012 | |
| Some I haven't seen since. Yeah, but... | Bazılarını o zamandan beri görmedim bile. Evet ama... | Fin-1 | 2012 | |
| everybody likes to feel special. | Özel olduğunu hissetmek herkesin hoşuna gider. | Fin-1 | 2012 | |
| Sara, right? | Sara, öyle değil mi? | Fin-1 | 2012 | |
| She organized the reunion. Yeah. | Toplantıyı o ayarladı. Evet. | Fin-1 | 2012 | |
| Felix, Felix! I can't believe it! | Felix, Felix! İnanmıyorum! | Fin-1 | 2012 | |
| We called her Mother Theresa. A great girl, | Ona Rahibe Theresa deriz. Harika bir kızdır... | Fin-1 | 2012 | |
| but she always put everybody else first. | ...ama hep kendinden başkalarına önem verir. | Fin-1 | 2012 | |
| Amazing, amazing. | Hayret, şaşırtıcı. | Fin-1 | 2012 | |
| I look amazing? | Harika mı görünüyorum? | Fin-1 | 2012 | |
| Amazing to see you, silly! | Seni görmek çok güzel, sersem! | Fin-1 | 2012 | |
| Rafa! Maribel! Look who's here! | Rafa! Maribel! Bakın burada kim var! | Fin-1 | 2012 | |
| Maribel and Rafa. | Maribel ile Rafa. | Fin-1 | 2012 | |
| I couldn't wait to see you. | Seni görmek için sabısızlanıyordum. | Fin-1 | 2012 | |
| How are you, gorgeous? Let me look at you. | N'aber güzelim? Sana bir bakayım. | Fin-1 | 2012 | |
| You look fabulous. | Muhteşem görünüyorsun. | Fin-1 | 2012 | |
| Damn, kid. | Lanet olsun oğlum. | Fin-1 | 2012 | |
| She? A sweetheart. | O mu? O bir tane. | Fin-1 | 2012 | |
| Rafa... | Rafa... | Fin-1 | 2012 | |
| Doing well, huh? Not bad. | İyi misin? Fena değil. | Fin-1 | 2012 | |
| Rafa is a little more complicated. | Rafa biraz daha karmaşıktır. | Fin-1 | 2012 | |
| Sergio was the artist of the group. | Sergio grubun sanatkarıydı. | Fin-1 | 2012 | |
| He took us everywhere. | Bizi her yere götürdü. | Fin-1 | 2012 | |
| His family owns the house where we're meeting. | Toplandığımız ev onun ailesinin. | Fin-1 | 2012 | |
| Damn, feast your eyes. | Vay canına, gözler şenlik etsin. | Fin-1 | 2012 | |
| That's Hugo. | O Hugo. | Fin-1 | 2012 | |
| He's nothing special. No? | Onun bir özelliği yok. Öyle mi? | Fin-1 | 2012 | |
| Looks pretty hot to me. | Bana çok seksi göründü. | Fin-1 | 2012 | |
| Knowing him, he'll hit on you. | Onu tanırım, sana asılacaktır. | Fin-1 | 2012 | |
| So? | Yani mi? | Fin-1 | 2012 | |
| What do I do if he hits on me? | Bana asılırsa ne yapacağım? | Fin-1 | 2012 | |
| Hey, it's up to you. His wife Cova will be there. | Bu sana kalmış. Karısı Cova da gelecek. | Fin-1 | 2012 | |
| I haven't met her, but she must be something if she puts up with him. | Kendisiyle tanışmadım ama Hugo'yu çektiğine göre iyi biri olmalı. | Fin-1 | 2012 | |
| Who's this freak? | Kim bu çatlak? | Fin-1 | 2012 | |
| That's Angel. | Angel. | Fin-1 | 2012 | |
| We called him the Prophet. | Ona Elçi diyoruz. | Fin-1 | 2012 | |
| Why the Prophet? | Neden Elçi? | Fin-1 | 2012 | |
| It's a long story, don't worry. | Uzun hikaye, boş ver. | Fin-1 | 2012 | |
| Sara probably tried to convince him, but I don't think he'll show up. | Sara muhtemelen onu ikna etmeye çalışmıştır ama geleceğini sanmam. | Fin-1 | 2012 | |
| Where's Hugo? | Hugo nerede? | Fin-1 | 2012 | |
| In back chopping firewood. A fire, in this heat? | Odun kesmeye gitti. Ateş yakmak mı, bu sıcakta? | Fin-1 | 2012 | |
| We're building a campfire, like on St. John's Eve. | Tıpkı Aziz John arifesindeki gibi kamp ateşi yakacağız. | Fin-1 | 2012 | |
| I thought Angel would like it. | Angel'ın hoşuna gider diye düşündüm. | Fin-1 | 2012 | |
| I don't know, something symbolic... | Ne bileyim, sembolik bir şey. | Fin-1 | 2012 | |
| With a little wind we'll end up burning down half the forest. | Hafif bir rüzgarla ormanın yarısını küle çeviririz. | Fin-1 | 2012 | |
| Now that would be symbolic! | O zaman sembolik olur işte! | Fin-1 | 2012 | |
| We're still in time for St. Laurence. | Yine de Aziz Laurence günleri içindeyiz. | Fin-1 | 2012 | |
| And we'll see the meteor shower. It'll be spectacular out here. | Ayrıca göktaşı yağmurunu izleyeceğiz. Müthiş olacak. | Fin-1 | 2012 | |
| Come on, I want you guys to meet someone. | Gelin hadi, sizi biriyle tanıştırmak istiyorum. | Fin-1 | 2012 | |
| Listen... Yeah? | Dinle... Evet? | Fin-1 | 2012 | |
| What about you? | Sen mi? | Fin-1 | 2012 | |
| Hi, I'm Eva. | Merhaba, ben Eva. | Fin-1 | 2012 | |
| Hi, sweetie. Hi. | Merhaba tatlım. Merhaba. | Fin-1 | 2012 | |
| I'm Maribel. Nice to meet you. | Ben Maribel. Tanıştığımıza sevindim. | Fin-1 | 2012 | |
| You must be Rafa. Yes. | Sen Rafa olmalısın. Evet. | Fin-1 | 2012 | |
| How are you? Hi. | Nasılsın? Merhaba. | Fin-1 | 2012 | |
| What about your kids? Are they here? | Peki çocuklarınız? Buradalar mı? | Fin-1 | 2012 | |
| No. We never get to see each other so we left them with my sister. | Hayır. Kız kardeşime bıraktık, o yüzden hiç görüşemiyoruz. | Fin-1 | 2012 | |
| You're Sara. Yes. | Sen Sara'sın. Evet. | Fin-1 | 2012 | |
| Felix talks so much about you | Felix senden çok bahsediyor. | Fin-1 | 2012 | |
| I feel like I've known you my whole life. | Hayatım boyunca seni tanıyor gibiyim. | Fin-1 | 2012 | |
| I was dying to give you a hug. | Sana sarılmayı sabırsızlıkla bekliyordum. | Fin-1 | 2012 | |
| And you're Sergio. Hi. | Ve sen de Sergio'sun. Merhaba. | Fin-1 | 2012 | |
| This place is beautiful. I love it. | Burası çok güzel. Bayıldım. | Fin-1 | 2012 | |
| Felix told me what a great time you had here. | Felix burada nasıl harika zaman geçirdiğini anlattı. | Fin-1 | 2012 | |
| The things you must have heard! | Mevzulara yabancı olmamalısın! | Fin-1 | 2012 | |
| That he was dying to come. | Gelmek için sabırsızlanıyordu. | Fin-1 | 2012 | |
| He's been talking non stop about you for two months, like a little boy. | Küçük bir çocuk gibi iki aydır durmadan sizden bahsediyor. | Fin-1 | 2012 | |
| He really loves you guys. | Sizi çok seviyor. | Fin-1 | 2012 | |
| Let's go inside, I'll show you your room. | İçeri geçelim, size odanızı göstereyim. | Fin-1 | 2012 | |
| A little young for you, isn't she? | Senin için yaşı biraz küçük değil mi? 1 | Fin-1 | 2012 | |
| We're almost over the hill. 1 | Neredeyse yolu yarıladık. | Fin-1 | 2012 | |
| This house is amazing. | Bu ev bir harika. | Fin-1 | 2012 | |
| It's been 20 years, but everything is exactly the same. | Aradan 20 yıl geçti ama her şey yerli yerinde. | Fin-1 | 2012 | |
| It's like riding in a time machine. | Zaman makinesiyle yolculuk yapmak gibi. | Fin-1 | 2012 |