Search
English Turkish Sentence Translations Page 172506
English | Turkish | Film Name | Film Year | |
or you need to believe what you're hearing, | ya da duyduklarına inanman lazım. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
'cause the point of where this is going... | Bilmek istediğini söylediğin, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
which you wanted to know... | bu konunun varacağı yer... | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
is that there ain't no Jews, there ain't no whites, | Yahudiler yok, beyazlar yok, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
that thing that keeps people nailed down to the platform | O şey, trene binmek istediklerini düşünseler de, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
that thing that allows you | O şey, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
And it's all one thing. | Ve bu sadece bir şey. Ve bunların hepsi bir şey. Bir tek şey, sadece bir. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
And it ain't but one thing, just one. | Sadece bir. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
And that would be Jesus. | Ve o da İsa mı? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I got to think about how to answer that. | Buna nasıl cevap vereceğimi düşünmem lazım. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Maybe one more heresy won't hurt you. | Belki bir dalalet daha canını yakmaz. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Pretty loaded up on them already. | Nasıl olsa bir ton dalalet içindesin. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Here's what I would say. | Bak ne diyorum.. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I would say... | Diyorum ki.. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I would say | Diyorum ki.. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
that thing we're talking about is Jesus, | Hakkında konuştuğumuz şey İsa'dır. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
but Jesus as understood | Fakat o madenin dibindeki | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
as that gold at the bottom of the mine. | altın kadar anlaşılmayan İsa. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
He could not come down here | Eğer insan bedeni ve zihni | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
and assume the shape of a man | ona yaraşır değilse | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
if that form was not done shaped to accommodate him. | dünyaya gelip insan şekline giremezdi. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
And if I said ain't no way for Jesus to be every man | Ve önce herkes İsa gibi olmadan, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
without every man being Jesus, | İsa insan arasına karışamaz dersem | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
But that's all right. It ain't as big a heresy | Ama sorun değil. Senin bakış açın gibi, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
as saying like man ain't no different from a rock, | insan taştan farksızdır demek kadar | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
which is how I see your point of view. | büyük bir dalalet değil en azından. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It's not my point of view. I believe in the primacy of the intellect. | Benim bakış açım değil bu. Ben aklın önceliğine inanırım. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Mm, and what's that word? | O kelime de ne demek? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Primacy? It means first. It means what you put first. | Öncelik? İlk olan demek. Neyi öne koyduğun demek. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Well, what about the primacy of the Sunset Limited? | Sunset Limited'ın önceliğine ne dersin? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Yes, that too. | Evet o da var. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
But not the primacy of the people waiting on a later train? | Bir sonraki treni bekleyen insanların önceliği değil ama? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
No, no primacy there. | Hayır, öncelik yok orda. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You tough, professor. | Sıkı adamsın profesör. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You tough. | Sıkı adamsın. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You see yourself as a questioner. | Sen kendini sorgulayıcı olarak görüyorsun. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
But about that I got my doubts. | Ama ben bundan şüphe duyuyorum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
The quest of your life is your quest. | Hayatının arayışı, senin arayışındır. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
And you're on a road that you laid. | ve baş koyduğun bir yoldasındır. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
And that fact alone might be all the reason you need for sticking to it. | ve bu gerçek tek başına bile ona sadık kalmandaki sebep olabilir. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I'm not sure I understand what you're saying. | Söylediklerini anladığımı sanmıyorum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Oh, I got my doubts about you not understanding | Söylediğim hiç bir şeyi anlamadığından | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
anything I say, professor. | şüpheleniyorum profesör. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I'm fixing to say grace. | Yemek duası edeceğim. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Lord, we thank you for this food | Tanrım, sana bu yemek için ve | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
and for the many blessings we have received from your hand. | elinden yediğimiz tüm nimetler için teşekkür ediyoruz. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
We thank you for the life of the professor which you have returned to us | Profesörün hayatını bağışladığın için ve | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
and ask that you would look after him, 'cause we need him. | onu esirgediğin için teşekkür ederiz. çünkü ona ihtiyacımız var. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Now I don't know why we need him. | Neden var bilmiyorum ama | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Tell me how you like this. | Nasıl olmuş söyle bana. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
This is very good. | Çok iyiymiş. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Supposed to be good. It's soul food, my man. | İyi olması lazım. ***Soul food bu adamım. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It's got what in it? Molasses? | Ne var içinde? Pekmez mi? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Mm, you a chef, professor? Not really. | Yemek yapar mısın profesör? Pek sayılmaz. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
But some? Some, yes. | Ama biraz? Biraz, evet. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Bananas, of course. Mangos? | Muz da vardı tabii.. Mango? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Got a mango or two in it, rutabagas. Rutabagas? | Bir iki mango var, bir de şalgam Şalgam? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Rutabagas. Them's hard to find. | Şalgam Bulması zordur. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You know, it gets better after a day or two. | Bir iki gün geçtikten sonra daha lezzetli olur. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I just fixed this last night. | Bunu dün gece pişirdim. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You gotta heat it up a few times to get the flavors right. | Tam tadını alması için bir iki kere ısıtman lazım. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Like chili. | Acı biberli fasulye gibi. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You know where I learned to fix this? | Bunu yapmayı nerede öğrendim biliyor musun? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
In Louisiana? Mm mm. | Louisiana'da mı? I ıh.. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Right here in the ghettos of New York City. | Tam burada, New York'un varoşlarında. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
There's a lot of different influences in a dish like this. | Böyle bir yemekte bir çok esin kaynağı vardır. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Many parts of the world in that pot over yonder, | O tencerede dünyanın her tarafından bir parça var. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Any white people? | Beyaz insan da var mı? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Not if you can help it. | Zoruna gitmezse, yok. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Really? | Harbiden? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I'm just messing with you, professor, | Kafa buluyorum profesör, | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
just messing with you. | kafa buluyorum. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You know them chefs in them uptown restaurants? | Merkezdeki lokantaların şeflerini tanır mısın? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Not personally, no. You know what they like to fix? | Kişisel olarak hayır. Ne pişirmeyi severler bilir misin? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
No. Sweetbreads... | Hayır. *Uykuluk.. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Brains, tripe, all that shit don't nobody like to eat. | Beyin, işkembe, yemek istemeyeceğin tüm boktan şeyler. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You know why that is? | Neden biliyor musun? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Because it's a challenge. You have to innovate. | Çünkü bu bir meydan okuma. Yeni bir şey yaratman gerek. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You're pretty smart for a honky. | Bir beyaza göre epey akıllısın. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
That's right. It's a challenge. | Doğru, meydan okuma. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
The stuff they fix... dead cheap. | Pişirdikleri şey... Sudan ucuz. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Most folks throw it out, give it to the cat. | Çoğu insan çöpe atar, kedilere verir. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
But poor folks... They don't throw nothing out. | Ama fakirler. Hiç bir şeyi atmazlar. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I guess that's right. | Sanırım doğru. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Anybody can make a porterhouse steak taste good. | Bifteği herkes lezzetli pişirebilir. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
But if you can't buy no porterhouse steak | Ama biftek alacak paran yoksa | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
and you still wants to eat something that tastes good, what do you do then? | ve lezzetli bir şeyler yemek istiyorsan ne yaparsın? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Innovate. Innovate. That's right. | Yeni bir şey yaratırsın. Yeni bir şey evet! | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
And who is it that's got to innovate? | Ve yeni bir şey yaratmak zorunda olanlar kimlerdir? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Poor people. That's right. Poor people. | Fakir insanlar. Doğru, fakir insanlar. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You fixing to get an a+. | 100 almak üzeresin. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
So how you like this? | Bunu beğendin mi peki? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
It's very good. | Çok leziz. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
You don't think a glass of wine would have been good with this? | Bunun yanında bir bardak şarap iyi gitmez miydi? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
I do think a glass of wine would have been good with it. | Bir bardak şarap iyi giderdi evet. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
But you wouldn't drink it? | Ama gene de içmezdin? | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Oh, I might. Just one glass. | İçebilirdim. Sadece bir bardak. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Jesus drank wine... he and his disciples. | İsa şarap içerdi... O ve havarileri. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Yes, he did. Says so right here in the Bible. | Evet içerdi. Aha burada incilde yazıyor. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |
Of course it don't say nothing about him hiding it in the toilet. | Tabi tuvalete zula yaptığını falan yazmıyor. | The Sunset Limited-1 | 2011 | ![]() |