Search
English Turkish Sentence Translations Page 158529
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| Hang in there now. | Öylece kaldım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I didn't call him. | Onu aramadım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I cried, | Ağladım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I screamed, I couldn't calm down. | Haykırdım, ama onu arayamadım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And that was the only time when I cried like that, I haven't ever since. | Hiç ağlamadığım kadar o gün ağladım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Quietly, when I was alone. When I let myself off guard. | Yalnızken sessiz sessiz ağlıyordum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And I cry like that until today when it slips out of control. | Daha önce hiçbir zaman kontrolümü bu kadar yitirmemiştim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| We met at the theatre. | Tiyatroda buluştuk. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He didn't ask me anything. We got into the car and went to | Bana hiçbir şey sormadan arabaya bindi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| the hospital on Plocka Street. He had an appointment with a doctor, | Plocka caddesindeki hastaneye gittik. Sürekli beraber kaymaya gittiğimiz... | Tatarak-1 | 2009 | |
| who, as it happens, was a friend of a friend we went skiing with. | ...bir arkadaşımızın doktor bir arkadaşıyla randevusu varmış. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Not a word on the way... | Yolda tek kelime etmedi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| We drove in silence. | Sessizce arabayı sürdü. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I didn't say anything. He preferred not to ask. | Ben birşey söylemedim, o birşey sormadı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He didn't ask about the result. | Sonuçlarla ilgili konuşmadı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| My mobile rang. Andrzej Wajda. "Sweet Rush". | Telefonum çaldı. Andrzej Wajda arıyordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| All the way to hospital I talked on the phone. | Tüm yol boyunca onunla konuştum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| That there's this assistant who knows better than his master. | Çok başarılı olduğunu söyleyen bir asistan bulduğunu söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He's been giving me tips, that there's always some youth | Ama bazı gençlerin... | Tatarak-1 | 2009 | |
| on the set who thinks they know better than the director. | ...kendilerini olduklarından daha başarılı gösterdiklerini söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Andrzej was having doubts. Edward kept quiet. | Andrzej'ın şüpheleri vardı. Edward sessizliğini korudu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| At the crossroads, | Kavşağa gelmiştik. | Tatarak-1 | 2009 | |
| just before the turning into Plocka Street, he suddenly said: | Plocka caddesine dönmeden hemen önce... | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'm a little scared. | ...biraz korktuğunu söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I kept quiet. | Cevap veremedim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He preferred not to ask. | O da başka birşey söylemedi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| We went into the doctors' office. | Doktorun ofisine girdik. | Tatarak-1 | 2009 | |
| A pragmatic, calm doctor, | Soğukkanlı bir doktordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| the kind we always trust, took the envelope in his hand. | Tam istediğimiz gibiydi. Zarfı açtı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Edward sat with his back to the screen where the doctor put up X ray prints. | Edward'ın röntgenini çekmek için onu bir yere aldı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I sat facing all of this. | Herşeyi görüyordum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| One glance was enough. He looked at me. | Röntgene bir kere baktı, sonra bana döndü. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He realised I knew everything. | Herşeyi bildiğimi anladı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Edward was sitting with his back to the screen. | Edward hala röntgen ekranına ters bir şekilde oturuyordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| The doctor said: | Doktor... | Tatarak-1 | 2009 | |
| Have you read the description, sir? | ...raporu okuyup okumadığını sordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| What else could he have said. | Ne denebilirdi ki! | Tatarak-1 | 2009 | |
| No, I didn't. No, my wife has just collected it. | Okumadığını, raporu benim aldığımı söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And then the doctor started reading that analysis. | Doktor raporu okumaya başladı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He preferred to read it. What was he supposed to say. | Ne söyleyeceğini merakla bekliyorduk. | Tatarak-1 | 2009 | |
| When we fell silent, Edward asked calmly: | Sessizce beklerken, Edward... | Tatarak-1 | 2009 | |
| What's your advice? | ...doktora kendisine ne tavsiye edeceğini sordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| You still ought to continue the treatment he said. | Doktor, tedaviye devam etmesini istedi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He died on 5th January, | 5 Ocak Cumartesi günü... | Tatarak-1 | 2009 | |
| on Saturday at 3.10 pm. | ...saat 3.10'da öldü. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Between one spoonful of soup and another. | Ölmeden önce artık sadece çorba içebiliyordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I was feeding him. | Onu adeta besliyordum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| His veins were torn, so it was impossible to set up the drip. | Damarları kopmuştu, serum veremiyorduk. | Tatarak-1 | 2009 | |
| The doctor said to me: | Doktoru, ağzına... | Tatarak-1 | 2009 | |
| If you put a teaspoonful of water into your husband's mouth every minute, | ...bir kaçık dolusu su verirsem... | Tatarak-1 | 2009 | |
| you will hydrate him. | ...su ihtiyacını karşılayacağımı söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Every minute. | Sık sık su verdim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And he was patient. | Çok hastaydı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I was sitting beside him in the centre of the house, | Evin tam ortasında, onun hemen yanında oturuyordum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| his bed in the living room. | Yatağını oturma odasına koyduk. | Tatarak-1 | 2009 | |
| A special bed, oxygen. | Oksijen tüpü yatağının baş ucundaydı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| The hum of oxygen being supplied... | Düzenli olarak odaya temiz hava veriyodu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| In fact, from the moment I brought him home that last time, | Onu yılbaşı günü, eve son defa... | Tatarak-1 | 2009 | |
| on Monday, New Year's Day, I didn't leave that room. | ...getirdiğim gün, odadan ayrılmadım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I was there for him all the time. | Sürekli onun yanındaydım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I slept beside him on the sofa, which was too short and uncomfortable. | Kısacık ve çok rahatsız eden kanepede uyudum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I said to myself: It's just for the time being. | Kendi kendime herşeyin daha güzel olacağını söyledim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He'll get better and we'll move him upstairs to the bedroom. | İyileşecekti, yatak odasına beraber çıkacaktık. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'll get through this somehow. | Bunun bir şekilde gerçekleşmesini istiyordum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'll never forget those five nights. | Sonraki beş geceyi asla unutamam. | Tatarak-1 | 2009 | |
| They were my nights. | Onlar benim en zor gecelerimdi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| No, everything's all right. Go back to sleep. | Hayır, herşey yolunda. Uyumaya devam et. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Pretty flowers. | Güzel çiçekler. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I've come to get something to read, | Okuyacak bir şeyler almak için geldim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| but I don't know what. | Ama ne tarz birşey alsam karar veremedim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Maybe something on Polish philology... Polish philology... | Lehçe dil bilgisi kitabı olabilir. Lehçe dil bilgisi... | Tatarak-1 | 2009 | |
| Halinka studies philology so I thought | Halinka dil bilimi okuyordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| she might like it if I was reading what she is. | Onun ilgilendiği şeylerle ilgilenmem onun hoşuna gidebilir diye düşündüm. | Tatarak-1 | 2009 | |
| She would be pleased. | Belki, mutlu olur. | Tatarak-1 | 2009 | |
| The library's over there, but we may be more comfortable here. | Kütüphane orada ama burası daha rahattır. | Tatarak-1 | 2009 | |
| How about a novel? | Roman okumak istemez misin? | Tatarak-1 | 2009 | |
| A novel... | Roman... | Tatarak-1 | 2009 | |
| A novel sounds all right. But one where they talk a lot. | Roman kulağa hoş geliyor ama çok uzun. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I don't like reading descriptions. | Betimlemelerden hoşlanmıyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I suppose anything can be said in conversation. | Daha kısa, diyaloglu kitapları seviyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| When I see there are only descriptions in a book, I put it away immediately. | Betimleme görür görmez o kitabı okumaktan vazgeçiyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Here. Please, sit down. | Otur, lütfen. | Tatarak-1 | 2009 | |
| How do you like this one? | Peki, bu nasıl? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Ashes and Diamonds by Jerzy Andrzejewski | Küller ve Elmaslar Yazar: Jerzy Andrzejewski | Tatarak-1 | 2009 | |
| Do you really think that a dialogue is enough to describe everything? | Sence bir diyalog herşeyi anlatmak için yeterli mi? | Tatarak-1 | 2009 | |
| What about landscape, and our river? | Nehrimiz, kırlarımız hakkında ne düşünüyorsun? | Tatarak-1 | 2009 | |
| It looks good. | Güzeller. | Tatarak-1 | 2009 | |
| What can one say about a river? | Bir nehir için ne denebilir ki? | Tatarak-1 | 2009 | |
| A river is a river, | Nehir nehirdir. | Tatarak-1 | 2009 | |
| there's nothing to talk about. Water, | Konuşulabilecek birşey yok. | Tatarak-1 | 2009 | |
| sweet rush... | Su, sazlık... | Tatarak-1 | 2009 | |
| Have you seen our garden? How beautiful it is, how everything is blooming. | Bahçemizi görüyor musun? Herşey ne kadar güzel çiçek açıyor. | Tatarak-1 | 2009 | |
| You see, when it comes to me, I know nothing about plants and their names. | Ne çiçekleri ne de isimlerini biliyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's all the same, it blooms and it smells. | Hepsi aynıdır. Çiçek açarlar ve kokarlar. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I've told you already: Twenty. | Yirmi olduğumu söylemiştim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Twenty years old. | Yirmi yaşındayım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's so odd to be twenty... | Yirmi yaşında olmak çok garip birşey. | Tatarak-1 | 2009 | |
| What's odd about that? | Garip olan ne? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Everybody's some years old. | Herkesin farklı bir yaşı vardır. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Is it true they'll be repairing embankments after the flood. | Bentleri selden sonra tamir edecekleri doğru mu? | Tatarak-1 | 2009 |