Search
English Turkish Sentence Translations Page 158530
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| That's right, and I volunteered for the job too. | Evet, doğru. Bu iş için ben de gönüllü oldum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| But do you ever go there? Is the water really rising? | Oraya gittin mi, gerçekten sel tehlikesi var mı? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Are we in danger of flood? Water's moods are unpredictable. | Sel tehlikesi altında mıyız? Suyun ne yapacağı belli olmaz. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And I... don't go there because there's no one I could go with. | Ayrıca beraber gideceğim kimse olmadığı için oraya gitmedim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| How come? How come there's no one? | Nasıl olur da kimse olmaz? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Unless you would like to go for a walk with me. | Eğer benimle gitmek istersen. | Tatarak-1 | 2009 | |
| All right. Tomorrow. | Pekala, yarın gidelim | Tatarak-1 | 2009 | |
| All right then. All right. | Tamam o zaman. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Are you free at midday? At 12? Yes, I do. | Öğlen 12 gibi müsait misin? Evet. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Let's meet under the bridge, at the river. We'll try to swim. | Köprünün altında buluşalım. Biraz yüzeriz. | Tatarak-1 | 2009 | |
| But be careful! | Dikkatli ol! | Tatarak-1 | 2009 | |
| Madam. | Hanımefendi... | Tatarak-1 | 2009 | |
| Madam, some boy on a bicycle is here to see you. | ...bisikletli bir genç sizi görmek istiyor. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Tell him to wait. I'll be right there. I will. | Beklemesini söyle, geliyorum. Tamam, efendim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Good morning. From Waterworks. | İyi günler. Waterworks'ten size bir mektup var. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Dear Madam, | Sevgili hanımefendi, | Tatarak-1 | 2009 | |
| I was so embarrassed yesterday that I arranged to see you in the afternoon, | Size karşı, bugün öğlen randevu verdiğim için çok mahçubum, | Tatarak-1 | 2009 | |
| but I'm working at that time. I'll be free only around 4 o'clock. | O saatlerde çalışıyor olacağım. Saat 4 gibi işten çıkıyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Can you be at that hour on the beach, in the place we agreed on? | O saatte sahilde planladığımız yerde olabilir misiniz? | Tatarak-1 | 2009 | |
| With true respect. Boguslaw K. | Saygılarımla, Boguslaw K. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Who wrote that for him? | Bu mektubu kime yazdırmış acaba? | Tatarak-1 | 2009 | |
| All right, tell him I'll be there. Thank you. | Pekala orada olacağımı söyle. Teşekkür ederim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'm sorry I'm late. But I had to see Halinka off. | Geciktiğim için üzgünüm. Halinka'yı yolcu ediyordum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| So she hasn't left? | Zaten gitmemiş miydi? | Tatarak-1 | 2009 | |
| She didn't have money for the ticket. | Yol parası yoktu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I had to give her everything I had and now I'm penniless. | Tüm paramı ona verdim. Şimdi beş kuruşum kalmadı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'll give you some money. | Sana biraz para verebilirim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| We have to pick some sweet rush. It's Pentecost tomorrow, | Biraz saz toplayalım. Yarın Hamsin bayramı, evleri süslememiz lazım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| the house needs to be adorned. What for? Why are houses adorned? | Evler neden süslenir ki? | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's the end of spring, | Bahar sona eriyor. | Tatarak-1 | 2009 | |
| the festival of summer, the beginning of life. | Yaz başlıyor. Hayat başlıyor. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Everything awakens, releases a scent. | Tüm bitkiler uyanır, güzel kokular yayarlar. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Can't you smell it? | Kokuları hissetmiyor musun? | Tatarak-1 | 2009 | |
| How it's all breathing heavily, steaming? | Nasıl hızlı hızlı nefes alıyorlar, değil mi? | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's the festival of life. | Bu bir hayat gösterisi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| About Halina? | Halinka'yı mı? | Tatarak-1 | 2009 | |
| About Halina. | Halinka'yı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Your back's all covered in sand. I'll brush it off. | Sırtındaki kumları temizleyeyim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'll wash it away in a moment. | Hemen temizlerim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| What are you doing, Madam? | Ne yapıyorsunuz? | Tatarak-1 | 2009 | |
| You are so good. | Sen çok iyisin. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Never say to any woman that she's good. | Asla bir kadına iyi olduğunu söyleme. | Tatarak-1 | 2009 | |
| What should I say, then? Nothing. | Peki, ne söylemeliyim? Hiçbir şey. | Tatarak-1 | 2009 | |
| We need to get that weed. | Saz toplayacaktık. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Here, take this. I'll get some more. No, that's enough. | Bunları al, biraz daha getireceğim. Hayır, bunlar yeterli. | Tatarak-1 | 2009 | |
| No, it's not. If I don't get more you'll complain I'm lazy... | Hayır, değil. Biraz daha toplamazsam, tembel olduğumu düşüneceksin. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Just a moment. Let me get some more of that crap. | Biraz daha toplayıp hemen geliyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Come on. | Hemen dönerim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| What? What's wrong with him? | Ona neler oluyor böyle? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Why is he diving? | Neden daldı? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Marcin, what's the matter? What's going on? | Marcin, sorun ne? Neler oluyor? | Tatarak-1 | 2009 | |
| We're sending a car to the other side. Wait there, please. | Oraya hemen bir araç yolluyoruz, lütfen orada kalın. | Tatarak-1 | 2009 | |
| There's a coat right next to you. Thank you. | Paltomu kullanabilirsiniz. Teşekkür ederim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Are you really You? Yes, it's me. | Bu gerçekten siz misiniz? Evet. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Will I get an autograph? | Bana imzanızı verir misiniz? | Tatarak-1 | 2009 | |
| You're making a film somewhere round here? | Buralarda bir yerde film çekiyorsunuz, değil mi? | Tatarak-1 | 2009 | |
| And what's it about? | Konusu ne? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Since 12th June we knew he was ill. He'd just had his second round of chemo. | 12 Haziran'dan beri hastalığını biliyorduk. İkinci kemoterapisini daha yeni olmuştu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He was doing quite well. | İyi gidiyordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I woke up at night. He was awake. | Bir gece uyandım, o da uyanıktı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Krysia, why don't we go to Italy after all, | Bana uzun süredir tatil yapamadığımı söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| you haven't had a holiday. | İtalya'ya gitmeyi teklif etti. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And then I realized he didn't want me to make that film. | O an anladım ki, bu filmde oynamamı istemiyordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| That he wanted to be with me all the time. | Sürekli beraber olmak istiyordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I started crying. | Ağlamaya başladım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He just looked at me and said: Andrzej will wait for you, don't worry. | Bana baktı ve Andrzej'nın beni bekleyeceğini, üzülmememi söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Death is hovering over that text. Also because he's gone. | O olmadan bu filmi düşünemiyordum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And? She's not there? | Orada değil mi? | Tatarak-1 | 2009 | |
| He was my love for life and to the death | Onu tanıdığımdan itibaren... | Tatarak-1 | 2009 | |
| from the moment I understood who he was | ...nasıl biri olduğunu anladığımdan itibaren... | Tatarak-1 | 2009 | |
| and what he was like. | ...o, benim hayatımın aşkıydı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| It was always good between us. | Aramız her zaman iyiydi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| We knew that we had each other, he had me, and I had him. | İkimiz de, benim ona, onun bana sahip olduğunu biliyorduk. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Whatever happened, whatever came up. | Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I honestly don't know how I was able to play that day. | O gün filmde nasıl oynayabildim bilmiyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He knew that after a long break I get very insecure about acting. | Uzun bir aradan sonra, oyunculuğun benim için ne kadar zor olacağını biliyordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| That all the tickets were sold out. | Tüm biletler satılmıştı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He died in time for me to make it for the performance. | Gösteri günü, konuşma sırasının bende olacağı gün öldü. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Like he always did during our whole life together. | Tüm hayatımız boyunca yaptığı gibi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I couldn't sleep at night from Friday to Saturday. | Ne cuma ne de cumartesi günü uyuyabildim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I was sitting by his bed. Crying. | Yatağınının başucunda ağlayarak oturuyordum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He woke up about 2am. He said: You're not sleeping? You're here. | Gece 2 de uyandı ve neden uyumayıp burada oturduğumu sordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Edward, tell me what I should do? | Birşey isteyip istemediğini sordum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| What to do? Shall I take you to hospital again? | ''Tekrar hastaneye gidelim mi?'' dedim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He said: No, it's OK. I want to be at home. | İyi olduğunu, evde olmak istediğini söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And then, suddenly, | Sonra, birden... | Tatarak-1 | 2009 | |
| he said: Can I say goodbye and go now? | ...''Hoşçakal deyip, gidebilir miyim?'' dedi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I took it for a joke. | Şaka sandım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I always acted like this. | Ben de bazen böyle davranırdım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| When I wanted something to disappear, I'd pretend it wasn't there. Dismiss it. | Görmek istemediğim birşey olursa, yokmuş gibi davranırdım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| On Saturday I was sitting beside him, | Cumartesi yine başucunda oturuyordum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| happy that everyone had left. | Herkes sonunda gitmişti. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Between one spoonful and another. He opened his eyes, | Gözlerini açtı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| unseeing. | Ama göremiyordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Then he sighed... | Sonra derin bir nefes aldı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| ...as if relieved. | Sanki rahatlamıştı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He closed his eyes. | Gözlerini kapattı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Kasia, his sister, said to me: | Kız kardeşi, Kasia... | Tatarak-1 | 2009 | |
| Krysia, tell me, is he dead? | ...''Öldü mü?'' diye sordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I answered I don't know. | ''Bilmiyorum!'' dedim. | Tatarak-1 | 2009 |