Search
English Turkish Sentence Translations Page 158528
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| Do you know where we live? I do, I do. | Nerede oturduğumuzu biliyor musun? Evet, biliyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Right behind Krakowska Gate. Everybody knows where the doctor lives. | Krakowska çıkışının yanında. Doktorun evini herkes bilir. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Do you swim? | Yüzebiliyor musun? | Tatarak-1 | 2009 | |
| I don't know anyone I could swim with. | Benim beraber yüzebileceğim kimse yok. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Maybe we could meet one day at the river. | Belki birgün beraber nehire yüzmeye gideriz. | Tatarak-1 | 2009 | |
| But do come over. | Ama ziyarete gelmeyi unutma. | Tatarak-1 | 2009 | |
| This one's made with an oak leaf. | Bu, meşe yaprağından yapılmış. | Tatarak-1 | 2009 | |
| This one's with an oak leaf. This one with currant. | Bu, meşe yaprağından yapılmış. Bu, kuş üzümünden. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And she said her pressure was going up. | Kan basıncının arttığını söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Here, this one is with cherry. | Bu, çilekliymiş. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Horrible, so sour these ones. | Bunlar çok eşkiymiş. | Tatarak-1 | 2009 | |
| They taste the same. | Hepsinin tatları aynı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And every year when I make pickles she comes over | Her yıl turşu yaptığım zamanlarda... | Tatarak-1 | 2009 | |
| to get something for blood pressure. | ...yanıma gelir ve kan basıncının arttığını söyler. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Lets' go. You shouldn't be sitting here. | Hadi gidelim. Burada oturmamalısın. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Don't you feel any shame? | Hiç bazen utanç hissediyor musun? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Aren't you ashamed to be alive? | Hayatta olduğun için utanıyor musun? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Because I'm ashamed of myself thinking of all the deceased, of our sons... | Çocuklarımızın öldüklerini düşündüğüm zamanlar utanıyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| There are so many young people around now, and they're gone... | Çevremizde bir çok genç insan vardı, ama artık yoklar. | Tatarak-1 | 2009 | |
| They wouldn't be so young any more. | Daha fazla genç kalamazlar. | Tatarak-1 | 2009 | |
| They would probably be married. | Yaşasalardı heralde evlenmiş olurlardı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Apart from them, there would be some young women around our house. | Onların dışında evimizde genç kadınlar da yaşıyor olacaktı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| How awful! | Çok kötü bir durum! | Tatarak-1 | 2009 | |
| I detest young women. | Genç kadınlardan nefret ediyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| That's so pompous. | Bu durum kendini beğenmişlik. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Let's go. You needn't get so upset. | Hadi gidelim. Bu kadar kendini üzmemelisin. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I am always filled with such terrible shame | Çevremde ne zaman genç birilerini görsem... | Tatarak-1 | 2009 | |
| when I see such a young life around me. | ...bu korkunç utancı içimde hissediyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Youth is shameless. | Gençlik arsızlıktır. | Tatarak-1 | 2009 | |
| You are forgetting one thing. | Birşeyi unutuyorsun. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Life turns into death so easily. | Hayatlar kolayca ölümle sonlanabilir. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I didn't believe he would die, but he did die. | Öldüğüne inanamıyorum, ama o öldü. | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's been seven months and I still don't believe it. | Yedi ay geçti ama ben hala inanamıyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He told me that... that there was something in his lungs, | Bana, evimizde... | Tatarak-1 | 2009 | |
| it was on the stairs, in our home, after breakfast, casually, | ...kahvaltıdan sonra, merdivenlerden yukarı çıkarken... | Tatarak-1 | 2009 | |
| while he was walking by on the stairs. | ...akciğerlerinde bir sorun olduğunu söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Whaaat! I shouted. | ''Ne!'' diye bağırdım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| How do you know?! | ''Nerden biliyorsun?'' dedim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Calm down, quiet. | Sakin olmamı istedi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Don't shout. The kids will hear. | Bağırmamamı, yoksa çocukların duyacağını söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I got the pictures. Chest X ray. I'm going to the lung CT scan today. | Göğüs röntgenini aldığını ve akciğer röntgenini çektirmeye gideceğini söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| What time? | Ne zaman gideceğini sordum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| In the afternoon. When will you get the result? | ''Öğleden sonra'' dedi. Sonuçları ne zaman alacağinı sordum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Right after that or in the evening. But I'm playing. | En geç akşama alacağını söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Take it easy. I'll call you. | Sakin olmamı, bana haber vereceğini söyleyip gitti. | Tatarak-1 | 2009 | |
| We met later that day at the Theatre. | Ertesi gün tiyatroda buluştuk. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I don't know... | Nedenini bilmiyorum ama... | Tatarak-1 | 2009 | |
| He brought some tiles, went to get some pipes. | ...elinde birkaç fayans vardı ve sonra boru almaya gitti. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I called him in the afternoon. | Öğleden sonra onu aradım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Have you got the result? No, it will be ready tomorrow. | Sonuçları alıp almadığını sordum. Yarın alacağını söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| The doctor wasn't there. | Doktor yerinde değişmiş. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I won't be able to pick it up tomorrow, the plumber is coming. | Ertesi gün tesisatçı geldi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He'd been building the theatre for two years. | İki yıldır tiyatroyu inşa etmeye uğraşıyordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He stayed up with the workers at night, while I went home to be with kids. | Gece çocuklarla ben eve geldim, o ise tesisatçılarla tiyatroda kaldı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| The Theatre had been open for some time, but he kept building it and coughing. | Tiyatro açılmıştı, ama o çalışmaya devam ediyor ve sürekli öksürüyordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He told me it was an allergy to dust. | Toza alerjisi olduğu için öksürdüğünü söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| On 10th June he took his tests. | 10 Haziran'da test sonuçlarını aldı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I got off the phone, got into the car... | Telefonu kapattım ve arabaya bindim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| ...and went to the lab. | Laboratuvara gittim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| There were only some doorman and some lab assistant there. I said: | Sadece birkaç güvenlik görevlisi ve asistan vardı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'm begging you, please, help me. Show me my husband's results. | Kocamın sonuçlarını göstermeleri için yalvardım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| No, I can't. I can't, not even to a wife. | Göstermediler, bana, karısına bile. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Personal data protection. I can't. | Kişisel bilgileri korumalılarmış. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Anyway, the results aren't ready yet. The doctor was absent today. | Sonuçlar hazır değildi, doktor gelmemişti. | Tatarak-1 | 2009 | |
| But, please, show them to me. | Bana göstermeleri için tekrar yalvardım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| After all, you do know all about that. | Ama sonuç aynıydı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I can't. I can't, not even to a wife. | Karısına bile göstermiyorlardı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| It was a bearded man, in the afternoon? | Sonraki gün gittiğimde, öğleden sonra gelen sakallı adam mı dediler. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Yes, Edward Klosinski. | 'Evet, Edward Klosinski.' dedim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He left. He came back. | Oraya gitmiş, sonra geri dönmüş. | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's very bad he said. | Durumu çok kötüymüş. | Tatarak-1 | 2009 | |
| We'll get it ready as first tomorrow. You may collect it then. | Rapor tam olarak yarın hazır olacakmış. | Tatarak-1 | 2009 | |
| What time can we do that? | Saat kaç gibi hazır olacağını sorduğumda... | Tatarak-1 | 2009 | |
| From 8, but you may come earlier than that. | En geç sekiz gibi hazır olacağı cevabını aldım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I called. I said: Edward, I've seen it, I've seen the printout. | Edward'ı aradım ve raporu gördüğümü söyledim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| We'll get the results tomorrow morning, you can do that from 7. | Yarın sabah saat yediden itibaren raporları alabilecektik. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'll sue them! Some old hag comes over, | Onları dava edeceğim! Yaşlı bir kadın geldi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| they show her whatever she wants. They wouldn't even tell me anything! | Bana bile herşeyi söylememelerine rağmen ona ne istediyse gösterdiler! | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's disgusting. I hate that! They'll show you whatever you want! | Bu berbat bir durum. Benim dışımdaki herkes sanki olanları biliyordu! | Tatarak-1 | 2009 | |
| Yes, because my name is Krystyna Janda. I know. That's terrible. | Çünkü benim adım Krystyna Janda idi. Korkunç birşey bu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Tomorrow we'll get the results together. | Sonuçları yarın beraber alacaktık. | Tatarak-1 | 2009 | |
| You can get them yourself. | Benim almamı istedi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I can't, the plumber is coming over. | Tesisatçının geleceğini o yüzden kendisinin gidemeyeceğini söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| They'll give it to you. | Onlarla konuşmuş, bana vereceklermiş. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I went very early in the morning, before opening. | Ertesi sabah daha orası açılmadan gittim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| The result was there, waiting. | Sonuçlar hazırdı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| They asked no questions, nothing, not even my name, nothing. | Adımı bile sormadılar. | Tatarak-1 | 2009 | |
| They gave it to me. | Sonuçları bana verdiler. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I was holding that envelope in my hand | Zarfı ellerimde tutuyordum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| and walking towards the car as if hypnotized. | Arabaya doğru yürüdüm, donup kalmıştım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I drove through the gate and out into the street. | Caddenin çıkışına doğru sürdüm. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I found a shoulder to park and opened the envelope. | Boş bir yere park ettim ve zarfı açtım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| A tumour 8 x 10 centimetres in the left lung, | Sol akciğerinde bir tümör varmış. | Tatarak-1 | 2009 | |
| five shadows in the right one. | Sağdakinde ise beş tane gölge. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I was in shock. What shadows? | Şok olmuştum, gölgeyle ne kastediliyordu? | Tatarak-1 | 2009 | |
| I called my doctor friend in Germany. | Almanya'daki doktor arkadaşımı aradım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| All she said was Read it. And then I'm sorry. | Raporu ona okumamı istedi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| But what are shadows? | Gölge ne demek diye sordum? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Mets. | Bir çeşit tümörmüş. | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's spread to both lungs. | İki akciğere de yayılmış. | Tatarak-1 | 2009 |