Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 19050
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| My parents and I get along. Congratulations. | Ve şimdi ailemle anlaşıyoruz. Tebrikler. | Felicity-1 | 1998 | |
| Clothes are the least of my father's problems. Except for that suit. | Belki sana yardım edebilirim. Kıyafetler babamla ilgili dertlerin en basiti. O takım elbise hariç. | Felicity-1 | 1998 | |
| And the fact that his son's an ass. Wow! | Ve oğlunun bir öküz olması. | Felicity-1 | 1998 | |
| Now I know why I married you. My self esteem's skyrocketing. | Bak, zorda olduğunu biliyorum. Neden seninle evlendiğimi şimdi anladım. Kendime güvenim tavan yaptı. | Felicity-1 | 1998 | |
| I don't love doing it. I talk to my dad, though. | Ödevinle ilgili bir problem mi var, Felicity? Sean, ben de hoşlanmıyorum ama babamla konuştum. | Felicity-1 | 1998 | |
| We don't always get along, but we talk. We have a relationship. | Her zaman anlaşamayız ama konuşuruz. Bir ilişkimiz var. | Felicity-1 | 1998 | |
| Can you say the same? Give me a bite. | Sen de aynı şeyi söyleyebilir misin? Ve bakayım şundan bir lokma. | Felicity-1 | 1998 | |
| I don't understand. It was listed in this book. | Anlamıyorum. Kitaptaki listede var. | Felicity-1 | 1998 | |
| Okay. Well, thanks anyway. | Yarına imkânı yok. Kararsız kaldı. Tamam. Yine de teşekkürler. | Felicity-1 | 1998 | |
| Liz Weinstein's dead. Oh, no. What happened to her? | Liz Weinstein ölmüş. Olamaz. Ne gelmiş başına? | Felicity-1 | 1998 | |
| No, her scholarship doesn't exist anymore. | Hayır, burs ölmüş, artık yokmuş. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hey. I saw Noel again. And I pretended I didn't | Yine Noel'u gördüm ve hiç bilmiyormuş... | Felicity-1 | 1998 | |
| know so well. You would have been really proud. | ...gibi yaptım. Benimle gurur duyardın. | Felicity-1 | 1998 | |
| Is it still really awkward? Yeah. | Hâlâ tuhaf mı? Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| I haven't been to the loft in days. | Günlerdir evlerine uğramadım. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh. Well, it's okay. He's moving anyway. | Boş ver. Zaten taşınıyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| What? Yeah. That's why he came in. | Ne? Evet. O yüzden buraya gelmiş. | Felicity-1 | 1998 | |
| He's moving. He needed a reference for his new apartment. | Buzdolabımın içindeydi. Taşınıyor. Yeni dairesi için referansa ihtiyacı vardı. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm sorry to bother you again, but I'm | Sanırım ne istediğine bağlı. Tekrar rahatsız ettiğim için çok üzgünüm... | Felicity-1 | 1998 | |
| getting a lot of pressure from the co op board. | ...ama kooperatif yönetimi çok baskı yapıyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hey, Sean. I wanted to tell you that I found a new place. | Selam, Sean. Yeni bir yer bulduğumu haber vermek istedim. | Felicity-1 | 1998 | |
| It's incredible. I don't want to jinx it yet. | Merhaba. Seni tekrar gördüğüme memnun oldum. İnanılmaz bir daire. Nazar değdirmek istemiyorum. Ne istiyorum biliyor musun? Oturmak. | Felicity-1 | 1998 | |
| Wait. You're moving? | Bir dakika. Taşınıyor musun? | Felicity-1 | 1998 | |
| If the paperwork goes through, which I'm sure it will. | Baştan sona böyle yapmayacaksın, değil mi? Eğer evraklarım kabul edilirse, ki edileceğine eminim. | Felicity-1 | 1998 | |
| But I wanted to give you my 30 days notice. | Sana 30 günlük bildirimde bulunuyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Did you get a job or something? | İşe filan mı girdin? | Felicity-1 | 1998 | |
| Actually, it's kind of embarrassing. The Natalie inheritance came through. | Aslında biraz utandırıcı bir durum. Natalie'nin mirası devreye girdi. | Felicity-1 | 1998 | |
| Wow. Congratulations. That's great. | Vay canına. Tebrik ederim. Harika. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh. Yeah, thanks. Not that I deserve it, but... | Sağ ol. Hak ettiğim söylenemez ama | Felicity-1 | 1998 | |
| Yeah. | Akşam üstüne doğru. Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh. The check. | Evet. Çek. | Felicity-1 | 1998 | |
| Can I mail that in? No. | Postalayabilir miyim? Hayır. | Felicity-1 | 1998 | |
| That's why I'm here in person. Okay, Sharon... | Bu yüzden şahsen geldim. Pekâlâ, Sharon... | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm going to be honest. I'm in the middle of a bind. | ...dürüst davranacağım. Bir çıkmaza girdim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Can you give me a couple days to get my finances in order? | Mali durumumu düzeltmek için bana iki gün verebilir misin? | Felicity-1 | 1998 | |
| I can hold them off for two more days. That's great. | 2 gün daha yönetimi idare edebilirim. Harika. | Felicity-1 | 1998 | |
| But they are gonna hire a lawyer if you don't come through. | Ama eğer ödemezsen, avukat tutacaklar. | Felicity-1 | 1998 | |
| Do you know anybody who's looking for a sublet? | Devren kiralık yer arayan birini tanıyor musun? | Felicity-1 | 1998 | |
| Dude, it's still brown. Yeah, I know. | Dostum, bu hâlâ kahverengi. Evet, farkındayım. | Felicity-1 | 1998 | |
| So, try more of this? No, we tried that like six times. | Bir daha mı deneyeceğiz? Hayır, 6 defa denedik. | Felicity-1 | 1998 | |
| Okay. Then what are we missing? Brains? | Pekâlâ? Neyimiz eksik? Beynimiz. | Felicity-1 | 1998 | |
| Face it, game over. We've been at this six hours. | Kabul et, buraya kadar. 6 saattir uğraşıyoruz. | Felicity-1 | 1998 | |
| We're nowhere close to getting a... What? | Yaklaşmadık bile... neydi bu? | Felicity-1 | 1998 | |
| "A black crystalline compound." | "Siyah berrak bir bileşim." | Felicity-1 | 1998 | |
| Look, I respect this whole "gotta win" thing. I do. | Bak, başarmalıyım yaklaşımına saygım var. Cidden. | Felicity-1 | 1998 | |
| But, man, tonight is Molson Night at the Stillwater. | Ama bu gece Stillwatter'da Molson Birası gecesi var. | Felicity-1 | 1998 | |
| Two for a buck. | 2 bira bir dolara. | Felicity-1 | 1998 | |
| Come on. Let's take a break. | Hadi. Biraz ara verelim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Let's go throw a few back and try later. Huh? | Birkaç bira içelim sonra yine deneriz. | Felicity-1 | 1998 | |
| Come on. I don't know. | Hadi. Bilemiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| A few beers ain't keeping us out of med school. | Birkaç bira tıp fakültesine girmemizi engellemez. | Felicity-1 | 1998 | |
| I can't. I'm gonna stay and try to finish this. You go ahead. | Klasik müzik fena değilmiş. Evet. Hanna'nın. Gelemem. Burada kalıp, bitirmeye çalışacağım. Sen git. | Felicity-1 | 1998 | |
| Just go. All right. Okay. | Git. Tamam. Peki. | Felicity-1 | 1998 | |
| Later. Okay. | Görüşürüz. Tamam. | Felicity-1 | 1998 | |
| Dad's really pissed. | Babam çok kızgın. | Felicity-1 | 1998 | |
| She should buy a vowel. A "T." | Bir sesli harf satın almalı. "T". | Felicity-1 | 1998 | |
| Two T's. All right. | 2 tane "T" var. Tamam. | Felicity-1 | 1998 | |
| What you got in the boxes? Watch that arrow pointing at $600. | Kutularda ne var? 600 doların yanındaki oka bak. | Felicity-1 | 1998 | |
| You're sitting on it. "L." | Üstünde oturuyorsun. "L". | Felicity-1 | 1998 | |
| There's no "L." Lance, your turn. A chair? | "L" yok. Lance, sıra sende. Sandalye mi? | Felicity-1 | 1998 | |
| The Screwless Chair. | Vidasız sandalye. | Felicity-1 | 1998 | |
| What do you mean? It's this idea I had. | Nasıl yani? Böyle bir fikrim var. | Felicity-1 | 1998 | |
| It's a chair you assemble, but you don't use screws. | Monte edilen bir sandalye ama vida kullanmıyorsun. | Felicity-1 | 1998 | |
| Screwless Chair? Yeah. | Vidasız sandalye. Evet. Çok garip Evet. Muhtemelen değiliz. | Felicity-1 | 1998 | |
| Unfortunately, it didn't hit. | Maalesef başarılı olmadı. | Felicity-1 | 1998 | |
| Come on. It's gonna hit big. It's all about marketing. | Yapma. Çok başarılı olacak. Her şey pazarlamada. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, please. | Lütfen, sen de başlama. | Felicity-1 | 1998 | |
| So Meghan rescheduled the dinner. | Meghan yemeği tekrar organize etti. | Felicity-1 | 1998 | |
| It's now brunch, tomorrow, around 11:00. | Ve statik. Hareket eden. Büyük kahvaltı, yarın 11'de. | Felicity-1 | 1998 | |
| You're not afraid I'm gonna embarrass you? You're coming? | Seni utandıracağımdan korkmuyor musun? Geleceğin anlamına mı geliyor? | Felicity-1 | 1998 | |
| Your mother would like to be there. Of course. | Annen gelmek ister. Elbette. | Felicity-1 | 1998 | |
| I have plans. So don't worry about me. | Benim başka planlarım var. O yüzden benim için endişe etme. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hi. My name is Javier Quintata, and... | Merhaba. Adım, Javier Quintata ve... | Felicity-1 | 1998 | |
| I hope you will consider me for the role of Don Quixote. | ...Don Kişot rolünü için umarım beni beğenirsiniz. | Felicity-1 | 1998 | |
| However, I may be persuaded to take the role of Sancho Panza. | Ama Sancho Panza rolüne de ikna olabilirim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Can you lose the accent, please? | Aksanlı konuşmayın, lütfen. | Felicity-1 | 1998 | |
| * To dream the impossible dream * | * Hayallerin imkânsızını kurmak * | Felicity-1 | 1998 | |
| That was lovely. Thanks for coming in. Next. | Çok hoştu. Geldiğiniz için teşekkürler. Sıradaki. | Felicity-1 | 1998 | |
| I missed the intro. | Tammy, 5 dakika önce de böyle dedin. Başlangıcı kaçırdım. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hey, excuse me. Who are you? | Hey, pardon. Siz de kimsiniz? | Felicity-1 | 1998 | |
| Canarsie Collections. We're here for the furniture. | Canarsie Tahsilât. Mobilyalar için geldik. | Felicity-1 | 1998 | |
| How did you guys get in? What's going on? | İçeri nasıl girdiniz? Neler oluyor? | Felicity-1 | 1998 | |
| Landlord let us in. You're past due. | Ev sahibin içeri soktu. Ödemelerde geç kalmışsın. | Felicity-1 | 1998 | |
| Wait a second. You're taking everything that I own. | Bir dakika. Sahip olduğum her şeyi alıyorsunuz. | Felicity-1 | 1998 | |
| You got bigger problems. Super says they're getting ready to evict you. | Daha büyük problemlerin var. Evden tahliye edileceksin. | Felicity-1 | 1998 | |
| What's going on? Oh... I don't know. | Neler oluyor? Bilmiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Sean left a note saying that the floors are being redone. | Sean parkelerin sistire edildiğine dair bir not bırakmış. | Felicity-1 | 1998 | |
| Do you think he'll be back soon? I have a question for him. | Sence çabuk döner mi? Ona sormam gereken bir şey var. | Felicity-1 | 1998 | |
| Mm mm. I don't know. | Bilmiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I heard you're moving. | Taşınacağını duydum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Yeah. Yeah, I... | Evet. Evet | Felicity-1 | 1998 | |
| found a place in Chelsea. | Chelsea'de bir yer buldum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I figured I'd just... get out of here. | Buradan gitmem... iyi olur dedim. | Felicity-1 | 1998 | |
| So you want me to leave a message or... | Söylememi istediğin bir şey var mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| Just tell him I stopped by. | Uğradığımı söyle, yeter. | Felicity-1 | 1998 | |
| I just have a financial question for him. | Ona finansal bir sorum olacak. | Felicity-1 | 1998 | |
| For Sean? You must be pretty desperate. Yeah, I know. I know. | Sean'a mı? Çok çaresiz olmalısın. Evet, biliyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Well, what's the problem? | Sorun nedir? | Felicity-1 | 1998 | |
| You know how I'm paying for my tuition now. | Okul ücretini ben ödüyorum ya artık. | Felicity-1 | 1998 | |
| I went by the bank to get a loan, and | Kredi almak için bankaya gittim... | Felicity-1 | 1998 |