Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 19149
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| How long? That is none of your business. | Ne kadar? Seni ilgilendirmez. | Felicity-1 | 1998 | |
| Do you think Noel's avoiding me? I mean, it's late. Where is he? | Sence Noel benden kaçıyor mu? Geç oldu. Nerede kaldı ki? | Felicity-1 | 1998 | |
| He's avoiding us both. | İkimizden de kaçıyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm gonna check my voice mail and see if he left a message. | Mesaj bıraktı mı diye telesekreterimi kontrol edeceğim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Are you sure I get an A in this class? Yes. | Bu dersten A aldığıma emin misin? Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| 'Cause I don't understand any of this crap. | Çünkü bir bok anlamıyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| My dad called again. | Babam aramış yine. | Felicity-1 | 1998 | |
| Now that I'm pre med, I swear he has me on speed dial. | Tıbba hazırlık okuyorum diye beni hızlı arama listesine aldı. | Felicity-1 | 1998 | |
| You want something to eat? No, I'm okay. | Bir şeyler yemek ister misin? Hayır, istemem. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hi. My name's Felicity Porter. | Merhaba. Ben, Felicity Porter. | Felicity-1 | 1998 | |
| I got a message that an Officer Trilling wanted to speak to me. | Memur Trilling aramam için bir mesaj bırakmış. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hi, my name is Felicity Porter. | Merhaba. Ben, Felicity Porter. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm sorry. What? | Pardon, ne dediniz? | Felicity-1 | 1998 | |
| That's what I thought you said. | Ben de öyle duymuştum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I got you some chips just in case. | Her ihtimale karşı cips getirdim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Noel's dead. | Noel ölmüş. | Felicity-1 | 1998 | |
| What? I just talked to the police and... | Ne? Şimdi polisle konuştum ve... | Felicity-1 | 1998 | |
| There was a fire in the administration | ...daha önceden de olduğu gibi... | Felicity-1 | 1998 | |
| building, just like before. | ...yönetim binasında yangın çıkmış. | Felicity-1 | 1998 | |
| Except this time he died. | Ama bu sefer Noel ölmüş. | Felicity-1 | 1998 | |
| Are they sure it's Noel? | Noel olduğuna eminler mi? | Felicity-1 | 1998 | |
| They want us to go... | Oraya gidip... | Felicity-1 | 1998 | |
| ...pick up some of his personal items. | ...şahsi eşyalarını almamızı istiyorlar. | Felicity-1 | 1998 | |
| I told him I came from the future. Now he thinks I'm crazy. | Ona gelecekten geldiği söyledim ve şimdi deli olduğumu düşünüyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| I wouldn't go around blabbing that to everybody. | Senin yerinde olsam sağa sola söylemezdim. | Felicity-1 | 1998 | |
| I need to get back. Not this again. | Geri dönmem lazım. Yine mi başladık? | Felicity-1 | 1998 | |
| Korsakoff cannot be the only guy who's written a time travel spell. | Zamanda yolculuk büyüsü yazan tek kişi Korsakoff olamaz. Bir şeyler olmalı. | Felicity-1 | 1998 | |
| What are you doing in my room, Ben? | Sevgili Sally... Noel, uyan. Odamda ne işin var, Ben? | Felicity-1 | 1998 | |
| Felicity was right. | Felicity doğruyu söylemiş. | Felicity-1 | 1998 | |
| She said this would happen, that Dad would have liver failure. | Bunun olacağını, babamda böbrek yetmezliği olacağını söylemişti. | Felicity-1 | 1998 | |
| You think she traveled back in time? 1 | Felicity'nin geçmişe seyahat ettiğine mi inanıyorsun? Sanırım inanıyorum. 1 | Felicity-1 | 1998 | |
| We have some release forms for you to sign. | İmzalamanız gereken bazı formlar var. | Felicity-1 | 1998 | |
| This is all my fault. No, it's not. | Hepsi benim hatam. Hayır, değil. | Felicity-1 | 1998 | |
| If I wouldn't have come back here... | Eğer geri gelmeseydim | Felicity-1 | 1998 | |
| I can't believe it. I know. | İnanamıyorum. Biliyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I can't. I mean, I I... | İnanamıyorum. Yani | Felicity-1 | 1998 | |
| I saw all these fire trucks blocking University Place today. | İtfaiye arabalarını üniversitede görmüştüm. | Felicity-1 | 1998 | |
| I walked right by there. | Yanından geçip gittim. | Felicity-1 | 1998 | |
| We need to talk... | Konuşmamız lazım... | Felicity-1 | 1998 | |
| Okay, who died? | Kim öldü? | Felicity-1 | 1998 | |
| Noel. Sean, you're not funny. | Noel. Sean, komik olmadığını ne zaman anlayacaksın? | Felicity-1 | 1998 | |
| Meghan, it's true. | Meghan, doğruyu söylüyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| Noel was in a fire in the administration building. | Noel yönetim binasında çıkan yangındaymış. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hey, you know... | Hey, biliyor musun... | Felicity-1 | 1998 | |
| Maybe you can undo it. | ...belki değiştirebilirsin. | Felicity-1 | 1998 | |
| What do you mean? I found Korsakoff. | Nasıl yani? Korsakoff'u buldum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, my God. The guy that wrote that book? | Aman Tanrım. Kitabı yazan adam mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| He's the one whose spell we used. This is the address. | Büyüsünü kullandığımız adam. İşte adresi. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hi. I'm looking for Paul Korsakoff. | Merhaba. Paul Korsakoff ile görüşmek istemiştim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Sorry, not interested. | Kusura bakmayın, ilgilenmiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm not buying anything. I'm not selling anything. | Bir şey satın almayacağım. Ben de bir şey satmıyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| My name is Felicity Porter and I need your help. | Adım, Felicity Porter, yardımınıza ihtiyacım var. | Felicity-1 | 1998 | |
| There's a book that you wrote. Mystical Incantations, Part Two. | Yazdığınız bir kitap var. Gizemli Büyüler Bölüm 2. | Felicity-1 | 1998 | |
| Who told you about that? My friend did the time travel spell. | Size kim söyledi? Arkadaşım zamanda yolculuk büyüsünü yaptı. | Felicity-1 | 1998 | |
| Did Fleming send you? This isn't funny any more! | Sizi Fleming mi yolladı? Artık komik değil! | Felicity-1 | 1998 | |
| Tell him I burned the manuscript. Wait! You burned it? | Ona taslağı yaktığımı söyleyin. Bir dakika! Yaktınız mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| Tell him I admit the spells don't work, so he can stop with the harassment. | Büyülerin işe yaramadığını kabul ettiğimi söyle, eziyet etmeyi bıraksın. | Felicity-1 | 1998 | |
| The time travel spell does work. That's why I'm here. | Zamanda yolculuk büyüsü işe yarıyor. Bu yüzden geldim. | Felicity-1 | 1998 | |
| I've already done all of this. I've been a senior. I've already graduated. | Bunların hepsini zaten yaptım. Son seneyi yaşadım, mezun oldum. | Felicity-1 | 1998 | |
| All of this happened because I found out my boyfriend cheated on me. | Bunların hepsi erkek arkadaşım beni aldattığını öğrendiğim için oldu. | Felicity-1 | 1998 | |
| My friend Meghan did your spell so I could come back | Hep çıkmak istediğim harika bir çocuk vardı ve... | Felicity-1 | 1998 | |
| and be with this other really great guy who I'd always wanted to be with. | ...onunla çıkabilmem için arkadaşım Meghan sizin büyünüzü yaptı. | Felicity-1 | 1998 | |
| But now he's dead. You're the only one who can undo this. | Ama şimdi o çocuk öldü. Bunu bir tek siz düzeltebilirsiniz. | Felicity-1 | 1998 | |
| So Fleming didn't send you. | Fleming sizi yollamadı yani. | Felicity-1 | 1998 | |
| No. I mean, I don't know who that is. I just came to see you. | Hayır. Kim olduğunu bile bilmiyorum. Ben sizinle konuşmaya geldim. | Felicity-1 | 1998 | |
| * Can you become * | * Gelebilir misin sence * Hadi, hadi. İhtiyacım var. | Felicity-1 | 1998 | |
| * Can you become * | * Evim gibi hissettiğim * * Gelebilir misin sence * | Felicity-1 | 1998 | |
| * A new way home* | * Yeni bir yer, evvelden bilmediğim * | Felicity-1 | 1998 | |
| What's he gonna do with this stuff? I don't know. | Bütün bunları ne yapacak? Bilmiyorum. İşe yaramayabilirmiş. | Felicity-1 | 1998 | |
| He said it's the only way he can get a sense of who everyone is. | Herkes hakkında ancak böyle bir his edinebilirmiş. | Felicity-1 | 1998 | |
| Can I get your watch? Why? | Saatini alabilir miyim? Neden? | Felicity-1 | 1998 | |
| Javier gave it to you and it might be helpful. | Javier sana vermişti, yardımı olabilir. | Felicity-1 | 1998 | |
| The spell only worked for Meghan because she already knew everything. | Dediğine göre Meghan büyüyü yapabilmiş çünkü zaten olan her şeyi biliyormuş. | Felicity-1 | 1998 | |
| How do you know this guy's not just conning you? | Bu adamın seni kandırmadığını nereden biliyorsun? | Felicity-1 | 1998 | |
| I don't. But I have to do something. | Bilmiyorum ama bir şeyler yapmak zorundayım. | Felicity-1 | 1998 | |
| The worst that can happen is the guy gets your watch. | En kötüsü ne olur? Adam saatini alabilir. | Felicity-1 | 1998 | |
| I like this watch. | Saatimi seviyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| All right. I'll give you the watch. Thank you. | Tamam. Veriyorum. Teşekkür ederim. Ne? | Felicity-1 | 1998 | |
| But I'm coming with you. | Ben de seninle geliyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I think I should do this alone. | Bence yalnız gitmeliyim. Böyle olmaması gerekiyordu. Bu ne demek oluyor? | Felicity-1 | 1998 | |
| I'll call you when I get back, okay? Okay. | Döndüğümde seni ararım, olur mu? Tamam. | Felicity-1 | 1998 | |
| Bye. Bye. | Hoşça kal. | Felicity-1 | 1998 | |
| I wasn't sure what to bring so I brought something from everyone. | Gelemem, Javier. Bugün eve uçuyorum. Ne getirmem gerektiğini bilemediğim için herkese ait bir şeyler getirdim. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm sure whatever you brought is fine. | Getirdiklerinin uygun olduğuna eminim. | Felicity-1 | 1998 | |
| You can put your box over on the couch. | Kutuyu kanepeye bırakabilirsin. | Felicity-1 | 1998 | |
| So what do we do? | Eee, ne yapıyoruz? Ne oldu? İyi görünmüyorsun. Öğlen yemeğinden döndüğümde... | Felicity-1 | 1998 | |
| You start talking. | Sen... konuşmaya başla. | Felicity-1 | 1998 | |
| Well, I don't know where to begin. | Nereden başlayacağımı bilemiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| It's been five years. | 5 yıl oldu. | Felicity-1 | 1998 | |
| Or three and a half years. | Veya üç buçuk yıl. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, God, I'm not even sure any more. | Tanrım, artık ben bile bilemiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Why don't you start at the beginning? Okay. | Başından başlamaya ne dersin? Tamam. | Felicity-1 | 1998 | |
| Uh... I guess that would be the day I graduated high school. | Sanırım liseden mezun olduğum gün başladı. | Felicity-1 | 1998 | |
| Excuse me. I'm Felicity Porter. | Pardon. Adım Felicity Porter. | Felicity-1 | 1998 | |
| Yeah, I know. I'm Ben. I know. | Evet, biliyorum. Benin adım da Ben. Biliyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I was just wondering if you would mind signing my yearbook. | Yıllığımı imzalar mısın acaba? | Felicity-1 | 1998 | |
| Can you give me just a minute to do this? | Bana birkaç dakika verebilir misin? | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, yeah. Sure. I'll... | Evet. Elbette. | Felicity-1 | 1998 | |
| So this is what Ben wrote. | İşte Ben Covington'ın yazdıkları. Buna gücenmemeyi tercih ediyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| "Dear Felicity. I've watched you for four years, | "Sevgili Felicity, 4 yıl boyunca seni izledim." | Felicity-1 | 1998 |