Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 19038
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| You're gonna find something you love... ...that Honors Art Program? | Çok seveceğin bir şey bulacaksın... Özel Sanat programı mesela. | Felicity-1 | 1998 | |
| You're gonna do great. | Harika olacak. | Felicity-1 | 1998 | |
| I haven't even applied yet. What? | Daha başvurmadım. Ne? | Felicity-1 | 1998 | |
| Look. I mean, it's a big deal. It's Jeremy Cavallo. Come on. | Çok önemli. Jeremy Cavallo veriyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| You're crazy. Your portfolio's amazing. | Delisin. Portfolyon müthiş. Bu akşam saat 8'de Redlich Binası, oda 502'de olun. | Felicity-1 | 1998 | |
| What if he looks at my stuff and says I'm not good? | Ya resimlerime bakıp, iyi olmadığımı söylerse? Bu sandalye bir fırsatlar kapısı. | Felicity-1 | 1998 | |
| Well, that's not gonna happen. | Böyle bir şey olmayacak. | Felicity-1 | 1998 | |
| This is gonna be the best year of your life. | Bu sene hayatının en güzel yılı olacak. | Felicity-1 | 1998 | |
| Then why do I feel like this? | O zaman neden böyle hissediyorum? | Felicity-1 | 1998 | |
| * Can you become * | * Gelebilir misin sence * | Felicity-1 | 1998 | |
| * A new version of you * | * Yeni biri haline * | Felicity-1 | 1998 | |
| * New wallpaper * | * Yeni bir duvar kâğıdı * | Felicity-1 | 1998 | |
| * New shoe leather * 1 | * Yeni bir çift deri ayakkabı * | Felicity-1 | 1998 | |
| * A new way home * | * Yeni bir yer, evvelden bilmediğim * 1 | Felicity-1 | 1998 | |
| * I don't remember * | * Evim gibi hissettiğim * | Felicity-1 | 1998 | |
| * New version of you * | * Sen artık yeni biri oldun * | Felicity-1 | 1998 | |
| * I need a new version of me * | * Benim de yeni biri olmam lazım * | Felicity-1 | 1998 | |
| * New version of you * | * Sen artık yeni biri oldun * Pardon Bay Ciddi Öğrenci. Pardon. İşe dönüyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| How can you say that answer's fair? | Bu cevabın adil olduğunu nasıl söylersin? | Felicity-1 | 1998 | |
| Shut your stinking trap. Just go over this with me one more time. | Kapa çeneni. Bir kere daha tekrarla. | Felicity-1 | 1998 | |
| I want to see how I am wrong or crazy. Someone save me from this. | Neden hatalı veya deli olduğumu anlamak istiyorum. Biri beni kurtarsın! | Felicity-1 | 1998 | |
| Who's there? Felicity? | Kim geldi? Felicity? | Felicity-1 | 1998 | |
| Meghan. Oh, you'll have to do. | Meghan. Senle idare edeceğim. | Felicity-1 | 1998 | |
| What color are these? Bone or white? | Bunlar ne renk? Kemik mi, beyaz mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm good, thanks. Have a good summer? | Çok iyiyim, sağ ol. Yazın iyi geçti mi? | Felicity-1 | 1998 | |
| Pretty good. I'm sorry. I'm in a crisis. | Gayet iyi. Kusura bakma. Kriz durumu. | Felicity-1 | 1998 | |
| Wanna hear something funny? Tell her, you will lose your ball. White. | Komik bir şey duymak ister misin? Söylersen, cevizini kaybedersin. Beyaz. | Felicity-1 | 1998 | |
| Thank you. Hey. Hey, guys. | Teşekkür ederim. Selam. Merhaba, çocuklar. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hi. When did you get back? Half hour ago. | Merhaba. Ne zaman döndün? Yarım saat önce. | Felicity-1 | 1998 | |
| Everything is a nightmare. The wedding? | Her şey kâbus gibi. Düğün mü? | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm going to Dean & Deluca. If you read | Dean & Deluca'ya gidiyorum ve Javier'e bir şey olduğunu okursan, ben yaptım. | Felicity-1 | 1998 | |
| It's good to see you. You, too. | Seni görmek çok güzel. Seni de. | Felicity-1 | 1998 | |
| Is this weird? Clam it. | Sence de şu garip mi? Kapa çeneni. Harika. Bat Mitzvah'lara bayılırım. Hayır, grubun adı, parti değil. Bu ülkeye bu yüzden geldim. Aktör olmak istiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| We're on the plane from Switzerland playing a game. | İsviçre'den dönüyoruz, uçakta oyun oynuyoruz. Yoksa... evet, sensin. Meggy. | Felicity-1 | 1998 | |
| If you could have sex with anybody, who would it be? | Hayır. Dünyada her istediğinle yatabilecek olsan, kimi seçerdin? | Felicity-1 | 1998 | |
| He says Elizabeth Hurley. | Sean, Elizabeth Hurley dedi. | Felicity-1 | 1998 | |
| What's wrong with that? Nothing. Perfect answer. | Bu cevabın nesi var? Hiçbir şeyi yok. Mükemmel bir cevap. | Felicity-1 | 1998 | |
| You know who Meghan says? Tracy. | Meghan ne dedi biliyor musun? Tracy. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, my God. What? He's hot. | Aman Tanrım. Ne olmuş ki? Yakışıklı. | Felicity-1 | 1998 | |
| He's marrying Elena. He's our friend. You could have sex with him. | Elena'yla evleniyor. Tracy arkadaşımız. Onu tanıyoruz ve yatman da mümkün. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm not gonna put you through this. We're leaving. | Pekâlâ. Bu cefayı sana çektirmeyeceğim. Gidiyoruz. | Felicity-1 | 1998 | |
| You're good. Right? | İyisin, değil mi? | Felicity-1 | 1998 | |
| Yeah. Tracy. | Evet. Tracy'ymiş. | Felicity-1 | 1998 | |
| It's so weird. I'm a senior. | Çok tuhaf. Son sınıftayım artık. | Felicity-1 | 1998 | |
| You'd think I'd finally be at a place where... | Hayatımda en nihayet öyle bir yerde olmalıyım ki... | Felicity-1 | 1998 | |
| you know, where no one person's opinion | ...bir kişinin benim ya da ne yaptığım... | Felicity-1 | 1998 | |
| of me or what I did would really matter. | ...hakkındaki fikri önemli değildir sanırsın. | Felicity-1 | 1998 | |
| We'll meet Friday. Yeah. Let's meet Friday. | Cuma görüşürüz. Evet. Cuma olsun. | Felicity-1 | 1998 | |
| I guess I'm just not there yet. | Sanırım daha oraya gelemedim. | Felicity-1 | 1998 | |
| I didn't really say anything. I just... | Elbette iç karartıcı. Aslında hiçbir şey söylemedim, sadece... | Felicity-1 | 1998 | |
| muttered nothing and made a squeak and ran away. | ...mırıldanamadım bile, ufak bir ses çıkarttım ve sonra da kaçtım. Nasıl bana âşık olduğunu düşünürsün? Beni tanımıyorsun bile. | Felicity-1 | 1998 | |
| So you'll go back tomorrow. No. Now I'm too embarrassed. | O zaman yarın tekrar gidersin. Olmaz. Çok mahcup oldum. | Felicity-1 | 1998 | |
| What do you think? It's good. I like the tie. | Nasıl buldun? Güzel. Kravatı beğendim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Take it off. We have an hour before the sun disappears. | Şimdi çıkart. Güneşin kaybolmasına 1 saatimiz kaldı. | Felicity-1 | 1998 | |
| I feel good about these interviews. Are you kidding? | İş görüşmeleri için kendimi iyi hissediyorum. Dalga mı geçiyorsun? | Felicity-1 | 1998 | |
| You're gonna be turning down jobs. | Senin reddettiklerin olacak. | Felicity-1 | 1998 | |
| Did I just ruin my chances of getting into that program? | O programa girme şansımı kaçırdım mı yoksa? | Felicity-1 | 1998 | |
| Hey. What are you doing here? | Selam. Neden buradasın? | Felicity-1 | 1998 | |
| I, um... I came home early. | Eve erken döndüm. | Felicity-1 | 1998 | |
| Look at your hair. | Saçına baksana. ...ve umut doluydum ve... | Felicity-1 | 1998 | |
| I know. Hey. How you doing? Good. How are you? | Biliyorum. Selam. Nasılsın? İyidir. Sen? | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm good. It's good to see you. You, too. | Ben de iyiyim. Seni gördüğüme sevindim. Ben de. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm gonna go up to Tar Beach. | Ben Katran Sahili'ne gidiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| What's Tar Beach? The roof. I'll meet you in a bit. | Katran Sahili nedir? Çatı. Birazdan gelirim. Sanırım sözü Phil Collins'a bırakmalıyım. | Felicity-1 | 1998 | |
| You guys hang out. I'll see you later. Welcome back. | Gerek yok. Siz beraber takılın. Sonra görüşürüz. Hoş geldin. | Felicity-1 | 1998 | |
| Thanks, man. | Sağ ol. | Felicity-1 | 1998 | |
| You know how much I missed your face? | Seni ne kadar çok özlediğimi biliyor musun? | Felicity-1 | 1998 | |
| I can't believe you're here. Yeah, I know. | Burada olduğuna inanamıyorum. Evet, biliyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| That, in many Western civilizations, is a dress. | Batı kültüründe elbise deniyor buna. | Felicity-1 | 1998 | |
| What are these buttons? We talked about the buttons. | Bu düğmeler nedir? Düğmeler hakkında konuşmuştuk. | Felicity-1 | 1998 | |
| I never said buttons. I gave Altadena a picture. | Ben düğmeden bahsetmedim. Altadena'ya elbisenin bir resmini vermiştim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Not Altadena. It's Almundina, and this is her notion. | Öncelikle, Altadena değil, Almundina, elbise onun tasarımı. | Felicity-1 | 1998 | |
| That notion is a disaster. | Bu tasarım bir felaket. | Felicity-1 | 1998 | |
| Put on your chill pill. I'll call her. The hemline is wrong. | Sakinleş. Şimdi onu ararım. Etek boyu yanlış. Tamam. Güzel. Seni tanıyorum. Sağ ol, çok yardımı oldu. Başka? | Felicity-1 | 1998 | |
| Excuse me. We'll fix everything. I don't want you to fix it | Pardon. Her şeyi düzeltiriz. Düzeltmenizi değil... Evet, hâlâ çıkıyoruz. Hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm. | Felicity-1 | 1998 | |
| I want it right in the first place. | ...doğru yapmanızı istiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| She can handle this? Yes. For two reasons. | Altından kalkabileceğine emin misin? Evet. 2 sebepten dolayı. | Felicity-1 | 1998 | |
| One, she's my cousin. I don't know why that's a reason. | Birincisi, kendisi benim kuzenim. Bu neden bir sebep oluyor bilmiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| And two, she's so fast, she's like Rumpelstiltskin. | İkincisi, eli çok hızlıdır, Rumpelstiltskin gibidir. | Felicity-1 | 1998 | |
| What? Who is Rumpelstiltskin? | Ne? Rumpelstiltskin kim ya? | Felicity-1 | 1998 | |
| I have to register for class. Can you handle this? | Javier, derslere kaydolmam gerekiyor. Bunların hepsini halledebilir misin? | Felicity-1 | 1998 | |
| Uh huh. Good. I'll call you later. | Güzel. Seni sonra ararım. | Felicity-1 | 1998 | |
| Ooh, lucky me. | Ne şanslıyım ya. | Felicity-1 | 1998 | |
| Can I tell you something horrible? | Sana korkunç bir şey söyleyebilir miyim? | Felicity-1 | 1998 | |
| When you called me last week | Yeşil kazağım nerede biliyor musun? Geçen hafta arayıp... | Felicity-1 | 1998 | |
| and you said you could tell from the E.M.T. Training | ...Acil Sağlık Görevlisi eğitimi programıyla ilgili söyleyebileceğin... | Felicity-1 | 1998 | |
| program that you didn't wanna be a paramedic... | ...tek şeyin ambulans görevlisi olmak istemediğini söylediğinde... | Felicity-1 | 1998 | |
| I was relieved. | ...içim rahatlamıştı. | Felicity-1 | 1998 | |
| I don't know. It made me feel like... | Bilmiyorum. Ne yapmak istediğini... | Felicity-1 | 1998 | |
| like I wouldn't be alone in not knowing exactly what I was going to do. | ...tam olarak bilmeyen bir tek değilmişim gibi hissetmemi sağlamıştı. | Felicity-1 | 1998 | |
| You know? | Anlatabildim mi? | Felicity-1 | 1998 | |
| Well, it's true. I don't wanna be a paramedic. I know that now. | Evet, doğru. Ambulans görevlisi olmak istemiyorum. Onu anladım. | Felicity-1 | 1998 | |
| But I said that because... | Ama öyle dememin nedeni... | Felicity-1 | 1998 | |
| when I was there, I realized something. | ...oradayken başka bir şeyin farkına vardım. | Felicity-1 | 1998 | |
| You can't laugh at this. | Gülmeyeceksin. | Felicity-1 | 1998 | |
| I won't laugh. What? | Gülmem. Neyin? | Felicity-1 | 1998 | |
| I realized I wanna be a doctor. | Doktor olmak istediğimi anladım. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hello? Yeah. She's here. | Alo? Evet. Burada. | Felicity-1 | 1998 | |
| Okay. Hold on. | Evet. Bir dakika. | Felicity-1 | 1998 | |
| Yeah? It's your dad. | Evet? Baban arıyor. | Felicity-1 | 1998 |