Search
English Turkish Sentence Translations Page 19151
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| "Street." Got it. | "Sokak." Bende de var. | Felicity-1 | 1998 | |
| "Take." Yep. | "Almak." Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| "Taker." | "Alan." | Felicity-1 | 1998 | |
| Excellent. "Clue." | Mükemmel. "İpucu." | Felicity-1 | 1998 | |
| "Stake." | "Kazık." | Felicity-1 | 1998 | |
| "Crete." Which I know is a proper noun. I just... | "Girit"... özel isim olduğunu biliyorum tabii ki | Felicity-1 | 1998 | |
| "Hick." And "Hickey". | "Köylü." Ve çürük. | Felicity-1 | 1998 | |
| Wait a minute. What? | Bir dakika. Ne var? | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, I'm just... Oh, no, we weren't... | Ben sadece Biz hiç | Felicity-1 | 1998 | |
| We I'm just gonna | Biz Ben şimdi | Felicity-1 | 1998 | |
| Yeah. Oh, God. I'm leaving. | Evet. Tanrım, ben gidiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I should uh... I don't care what you're doing. | Gitmeliyim Ne yaptığınız umurumda değil. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm leaving. I'll call you later. | Ben gidiyorum. Tamam, seni sonra ararım. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'll get the letters. Okay. | Harfleri ben toplarım. Tamam. | Felicity-1 | 1998 | |
| I think it's premium. | Bence, süper. | Felicity-1 | 1998 | |
| What? You having a forbidden affair. | Ne? Yasak ilişki yaşaman. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm not having a forbidden affair. | Yasak ilişki filan yaşamıyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I had you pegged for this uptight, no fun, | Konuşabilir miyiz? Senin için gergin, eğlenceli olmayan... | Felicity-1 | 1998 | |
| like follow the rules, kiss ass bore. | ...kuralları takip eden, sıkıcı biri tespitinde bulunmuştum. | Felicity-1 | 1998 | |
| That's actually much closer to my personality... | Bu tanım kişiliğime bayağı yakın. | Felicity-1 | 1998 | |
| You and the RA. | Sen ve Kat Danışmanı! | Felicity-1 | 1998 | |
| You just went up, like a notch. | Gözümde bir mertebe yükseldin. | Felicity-1 | 1998 | |
| I haven't thought about any of this stuff in so long. | Bunlar hakkında çok uzun zamandır düşünmemiştim. | Felicity-1 | 1998 | |
| I just can't believe Noel's gone. | Noel'un artık olmadığına inanamıyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Would it be okay if we just took a little break? | Biraz ara vermemizin sakıncası var mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh. Uh... sure, yeah. I need to uh... | Aslında gitmem gerekiyor Tabi, elbette. Benim de kibrit... | Felicity-1 | 1998 | |
| get some matches anyway. Take your time. | ...bulmam lazım. Hiç acele etme. | Felicity-1 | 1998 | |
| Are we okay? Yes. I'm fine. Sorry about that. | İyi misin? Evet. İyiyim. Kusura bakma. | Felicity-1 | 1998 | |
| I brought you these just in case. Thanks. | Her ihtimale karşı bunları getirdim. Sağ ol. | Felicity-1 | 1998 | |
| No problem. Let's not talk about Noel for a while. | Rica ederim. Bir süre Noel'dan bahsetmeyelim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Wh what is that for? | Bu ne içindi? | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, nothing. I just really like it. | Hiç. Hoşuma gidiyor sadece. | Felicity-1 | 1998 | |
| Tell me about... this. | Bana bundan... bahset. | Felicity-1 | 1998 | |
| That's from Dean & DeLuca, where I worked all through college. | Üniversite boyunca çalıştığım yerden, Dean & DeLuca'dan. | Felicity-1 | 1998 | |
| One of the great things about in New York was, | New York'un yaşamanın en harika taraflarından biri de bu. Aslında hiç değişmiyor. Her zaman bir şeyler istiyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| I became friends with all these people | Palo Alto'da kalsaydım asla tanışamayacağım... | Felicity-1 | 1998 | |
| I'd never have met in Palo Alto. | ...bir sürü insanla arkadaş oldum. | Felicity-1 | 1998 | |
| No! You're Felicity's mother? Yes. | Olamaz! Felicity'nin annesi? Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh. Your daughter's an angel. You have no idea how much I love her. | Kızınız bir melek. Onu ne kadar çok sevdiğimi tahmin bile edemezsiniz. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm Javier. The manager. I figured. | Javier, buranın müdürüyüm. Anlamıştım. | Felicity-1 | 1998 | |
| Okay. This is so emotional! | Bu kadar duygusal bir an! | Felicity-1 | 1998 | |
| For me. | Benim için. Bana neden dün gece söylemedin? Çünkü çok aptalca. Anlamı yoktu. | Felicity-1 | 1998 | |
| Does this look stupid or fantastic? Is this good? Because | Salakça mı yoksa şahane mi görünüyor? İyi oldu mu? Çünkü... | Felicity-1 | 1998 | |
| it hurts a bit in the back. | ...arka tarafı biraz acıtıyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| My ex boyfriend walked in. Nobody look. | Eski sevgilim içeri girdi. Kimse bakmasın. | Felicity-1 | 1998 | |
| Where? I said don't look! | Nerede? Bakmayın dedim! | Felicity-1 | 1998 | |
| He's the cute one over there, okay? | Şuradaki yakışıklı, tamam mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| I had a crunch on him but he fell too in love with me, | Ondan biraz hoşlanıyordum ama o bana çok âşık oldu... | Felicity-1 | 1998 | |
| then he became obsessive compulsive. | ...ve takıntılı ve zorlayıcı biri haline geldi. | Felicity-1 | 1998 | |
| Benjamin, pretend we're dating. No. There's no way... | Benjamin, çıkıyormuşuz gibi yap. Hayır. Hayatta olmaz | Felicity-1 | 1998 | |
| No way! | İmkânı yok! | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, and then for my birthday, Benjamin gave me a | Ve sonra doğum günüm için Benjamin bir sürü mum... | Felicity-1 | 1998 | |
| bubble bath, with a lot of candles and aromatherapy. | ...ve aroma terapi yağları olan bir köpük banyosu hazırladı. | Felicity-1 | 1998 | |
| Benjamin, whisper into my earlobe. | Benjamin, kulağıma bir şeyler fısılda. | Felicity-1 | 1998 | |
| Javier, I quit. You tease! You can't do that here! | Javier, işi bırakıyorum. Ne cilveli! Onu burada yapamayız! | Felicity-1 | 1998 | |
| Aren't I so lucky, going out with such a hunk? | Böyle bir yakışıklı ile çıktığım için ne kadar şanslıyım. | Felicity-1 | 1998 | |
| So lucky. | Çok şanslısın. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, wait. No, that's not him. | Bir dakika. O değilmiş. Ayakkabı ceketi, ha? Gerçekten iyi bir fikir olduğunu düşünüyor musun? | Felicity-1 | 1998 | |
| All right. Watch your eyes. | Pekâlâ. Gözlerine dikkat et. | Felicity-1 | 1998 | |
| Big flash. | Büyük ışık patlaması olacak. | Felicity-1 | 1998 | |
| I should quit, too. Wait! What do you mean? | Belki ben de vazgeçmeliyim. Dur! Ne demek istiyorsun? | Felicity-1 | 1998 | |
| I mean it's not working. | İşe yaramıyor demek istiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hey, you know what? Use this. | Hey, bak ne diyeceğim. Bunu kullan. Sprows binası. | Felicity-1 | 1998 | |
| Meghan always uses my hair when she does the spells. | Büyü yaparken Meghan hep saçımı kullanır. | Felicity-1 | 1998 | |
| You mean your crazy Wiccan roommate? | Çılgın Pagan ev arkadaşın mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| From what I've heard, you two do not seem like such good friends. | Anladığım kadarıyla ikiniz pek yakın arkadaş değilsiniz. | Felicity-1 | 1998 | |
| No, I know. Meghan didn't think so either. | Evet, biliyorum. Meghan da öyle düşünüyordu. | Felicity-1 | 1998 | |
| What's it like living with Felicity? | Felicity'yle yaşamak nasıl bir şey? | Felicity-1 | 1998 | |
| It's like living with a TV that's always | Devamlı "Küçük ev" dizisinin gösterildiği bir TV ile yaşamak gibi... | Felicity-1 | 1998 | |
| only with more sweaters. | ...ama daha çok kazak var. | Felicity-1 | 1998 | |
| Are... Are these yours? Yeah. | Bu senin mi? Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| They were in my refrigerator. | Buzdolabımın içindeydi. Taşınıyor. Yeni dairesi için referansa ihtiyacı vardı. | Felicity-1 | 1998 | |
| I know. I haven't done that since I was a kid. | Biliyorum. Küçüklüğümden beri yapmamıştım. | Felicity-1 | 1998 | |
| It feels so good. Cold underwear in the morning. | Sabahları soğuk iç çamaşırı giymek harika bir histir. | Felicity-1 | 1998 | |
| Could you do me a favor and not put your underwear in my fridge? | Daha yeni mi anladın? Şunu bir dinle. Bana bir iyilik yapıp, iç çamaşırını lütfen buzdolabıma koymaz mısın? | Felicity-1 | 1998 | |
| Excuse me. Diabetic here. What are you doing? | Pardon. Şeker hastasıyım. Ne yapıyorsun? | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, hey. That's the last Jell O. | Hey, n'aber? O aldığın son jöleydi. | Felicity-1 | 1998 | |
| It's the only thing I can eat in this crap house. | Bu boktan yerde sadece bunu yiyebiliyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I was just about to take that. You snooze, you lose. | Onu ben almak üzereydim. Gözünü kırparsan, kaybedersin. | Felicity-1 | 1998 | |
| That's what you should have told Noel when | Özür dileriz. Evet. Hey, ressam çocuğu götürdün diye tepinen Noel'a böyle söylemeliydin. | Felicity-1 | 1998 | |
| You are nothing but a selfish, offensive freak show. | Sen bencil, kırıcı bir ucubeden başka bir şey değilsin. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm sick of everything about you. Are you mad at me or something? | Beni hasta ediyorsun. Bana kızgın filan mısın? | Felicity-1 | 1998 | |
| I just want my damn Jell o back. | Jölemi geri istiyorum sadece. | Felicity-1 | 1998 | |
| Give her back the Jell o. | Jöleyi geri ver. | Felicity-1 | 1998 | |
| Elena seems like she's got some issues. | Elena'nın problemleri var gibi. | Felicity-1 | 1998 | |
| I mean, unless you really wanted that Jell O. | Yani, eğer jöleyi gerçekten çok istemişsen, orası başka. | Felicity-1 | 1998 | |
| Elena was a great friend. She could just | Elena mükemmel bir arkadaştır. İsterse çok sert davranabilir. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm warning you. Walk away. | Seni uyarıyorum. Yanımdan uzaklaş. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hey, come on. What now? | Hey, yapma. Şimdi ne oldu? | Felicity-1 | 1998 | |
| I could kick yo' ass. | Seni pataklayabilirim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Really? Oh, yeah. | Öyle mi? Öyle. | Felicity-1 | 1998 | |
| But deep down, Elena was a softie, especially about Tracy. | Ama aslında çok yumuşak kalplidir, özellikle mesele Tracy olunca. | Felicity-1 | 1998 | |
| I think I said "good" because I don't want to be your boyfriend any more. | Artık erkek arkadaşın olmak istemediğim için sanırım "tamam" dedim. | Felicity-1 | 1998 | |
| What? | Ne? Rodin'i çok severim. Stanford Üniversitesinde büyük bir koleksiyon var. | Felicity-1 | 1998 | |
| I want to be your husband. | Eşin olmak istiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| What did she say? She said yes. | Ne cevap verdi? Evet dedi. | Felicity-1 | 1998 | |
| And they planned this whole wedding. Javier was the wedding coordinator. | Ve düğünlerini planladılar. Düğün koordinatörü Javier idi. | Felicity-1 | 1998 | |
| But then this whole thing happened and they didn't go through with it. | Ama sonra bir sürü şeyler oldu ve sonunda evlenmediler. | Felicity-1 | 1998 | |
| But Meghan and Sean did. Sean? Who's Sean? | Ama Meghan'la Sean evlendi. Sean mı? Sean kim? | Felicity-1 | 1998 | |
| Sean's just this amazing guy who makes all these crazy inventions. | Çılgın buluşlar yapan şahane biridir. | Felicity-1 | 1998 |