Search
English Turkish Sentence Translations Page 19126
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| Yeah, I think it is. | Evet, bence de. | Felicity-1 | 1998 | |
| This is so sad. | Çok üzücü. | Felicity-1 | 1998 | |
| I guess my dad was right. Maybe this is a college thing. | Sanırım babam haklıydı. Belki de bu üniversite macerasıydı. | Felicity-1 | 1998 | |
| If it's meant to be, it'll be. | Olacağı varsa olur. | Felicity-1 | 1998 | |
| You know? Yeah. | Anlatabildim mi? Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| There you are. I got great news. | İyi ki geldin. Harika haberlerim var. | Felicity-1 | 1998 | |
| What is it? I got a job. For both of us. | Nedir? İş buldum. İkimize de. | Felicity-1 | 1998 | |
| You're kidding. Where? | Ciddi misin? Nerede? | Felicity-1 | 1998 | |
| It's a totally new firm. Okay. | Yepyeni bir firma. Peki. | Felicity-1 | 1998 | |
| Who are the clients? They don't have any. | Müşterileri kim? Daha müşterileri yok. | Felicity-1 | 1998 | |
| And they're hiring? Yeah. | Ve işe mi alıyorlar? Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| What about the climate? They're gonna try and weather it. | Ya ekonominin durumu? Atlatmaya çalışacaklar. | Felicity-1 | 1998 | |
| Who are these guys? Blumberg Crane and Associates. | Kim bunlar? Blumberg Crane ve Ortakları. | Felicity-1 | 1998 | |
| What? I rented us an office. | Ne diyorsun? Bizim için bir ofis kiraladım. | Felicity-1 | 1998 | |
| It's overpriced and we can't afford it. | Çok pahalı ve bütçemizi aşıyor. Çok şey bekleme. | Felicity-1 | 1998 | |
| Are you saying we're back? Now is the time. | Geri döndüğümüzü mü söylüyorsun? Şu an tam vakti. | Felicity-1 | 1998 | |
| Stay positive. Yeah, man. Stay positive. | Pozitif düşün. Evet. Pozitif düşün. | Felicity-1 | 1998 | |
| Can I get another one of these? Another, um... | Bir tana daha alabilir miyim? Bir tane daha | Felicity-1 | 1998 | |
| So how does it feel to be a college graduate? | Üniversite mezunu olmak nasıl bir duygu? | Felicity-1 | 1998 | |
| Great. I can't even get a drink, but... | Harika. İçki bile alamıyorum, ama... | Felicity-1 | 1998 | |
| It's totally anti climactic, isn't it? A little. | Ana hiç uygun değil, değil mi? Biraz. Tamam, Rocco'la git. Tamam, gideceğim. | Felicity-1 | 1998 | |
| So, have you decided about Arizona? | Arizona hakkında bir karara vardın mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| Um, yeah, well, I'm not gonna go. | Evet, gitmeyeceğim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Ben okay with that? | Ben kabul etti mi? | Felicity-1 | 1998 | |
| Uh, well, Ben and I... | Ben'le... | Felicity-1 | 1998 | |
| ...we're not gonna be together. So... | ...artık çıkmayacağız. | Felicity-1 | 1998 | |
| I decided something else. I'm not | Ve Bay Covington. Başka bir karar daha verdim. | Felicity-1 | 1998 | |
| gonna come back here next year. | Seneye buraya dönmeyeceğim. | Felicity-1 | 1998 | |
| What? No, no, you have to. | Ne? Hayır, hayır, dönmelisin. | Felicity-1 | 1998 | |
| I don't know where I'm gonna go instead but I just can't be here. | Burası yerine nereye gideceğim bilmiyorum ama burada olamam. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hey. Hey, congratulations. | Selam Selam. Tebrik ederim. Hatırlamıyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm gonna take off. | Ben gidiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I will see you before I go. Yeah, yeah. | Gitmeden önce görüşürüz. Tabi. Tabi. | Felicity-1 | 1998 | |
| Take it easy. Yeah, you, too. | Kendine iyi bak. Evet, sen de. | Felicity-1 | 1998 | |
| This is your stuff. Thanks. | Bunlar senin eşyaların. Sağ ol. | Felicity-1 | 1998 | |
| Faster than I thought. | Sandığımdan daha hızlı oldu. | Felicity-1 | 1998 | |
| You live in a place so long you'd think it'd take longer to pack it up. | Bir yerde uzun süre yaşayınca insan toplanmanın daha uzun süreceğini sanıyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| * We get so close it's almost like touching the sun * | * O kadar yaklaştık ki, güneşe dokunmak gibi neredeyse * | Felicity-1 | 1998 | |
| * Girl, we got the jump on everyone * | * Daha avantajlı durumdayız herkesten seninle * Sadece bir haftadır çıkıyoruz çünkü ondan önceki hafta Ben'e âşıktın... | Felicity-1 | 1998 | |
| * When I think I got you covered * | * Seni zorluklara karşı kolladığımı * | Felicity-1 | 1998 | |
| * And the world is on my side * | * Ve her şeyin benden yana gittiğini sandığım anda * | Felicity-1 | 1998 | |
| * That's when you begin to slide * | * Kayıp gitmeye başladın parmaklarımın arasından * | Felicity-1 | 1998 | |
| * And I'd love to know just where you hide... * | * Çok isterim nereye saklandığını bilmeyi * | Felicity-1 | 1998 | |
| * Holding hands, skipping stones | * El tutuşarak, taş kaydırarak * | Felicity-1 | 1998 | |
| Don't throw your flowers in the dirt * | * Atma en güzel dönemini çamura * | Felicity-1 | 1998 | |
| * It's always the best of friends * | * Her zaman en yakın dostlar * | Felicity-1 | 1998 | |
| * That get the biggest hurt... * | * Çeker en büyük acıyı * Göreceğiz. | Felicity-1 | 1998 | |
| You gotta go. | Gitmen lazım. | Felicity-1 | 1998 | |
| Do you want me to help with your bags? No. | Bavullarını taşımaya yardım etmemi ister misin? Hayır. | Felicity-1 | 1998 | |
| No, stay in bed. | Hayır, uyumaya devam et. | Felicity-1 | 1998 | |
| You guys, I haven't even packed yet, so I should... I got it. | Çocuklar, daha bavullarımı bile toplamadım... Ben hallederim. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm not gonna miss you at all. | Seni hiç özlemeyeceğim. | Felicity-1 | 1998 | |
| So. So. | Evet... Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| At least say goodbye to me. No. | Hiç değilse veda et. Hayır. | Felicity-1 | 1998 | |
| I will call you the minute I land. | İndiğim anda ararım. | Felicity-1 | 1998 | |
| This sucks. | Ne kadar berbat. Şimdi tek ihtiyacımız... | Felicity-1 | 1998 | |
| "Employee of the Month." | "Ayın Elemanı." | Felicity-1 | 1998 | |
| Every month. I'm never taking it down. Never. | Her ay. Hiç indirmeyeceğim. Asla. | Felicity-1 | 1998 | |
| So you better visit it all the time. | Beni devamlı ziyaret et. | Felicity-1 | 1998 | |
| Um, do you need any help with your stuff? | Eşyalarını toplamak için yardıma ihtiyacın var mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm basically done. | Bitti sayılır. | Felicity-1 | 1998 | |
| I can't believe this is it. I know. | Bittiğine inanamıyorum. Biliyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| This is like a torture machine through the heart. | Kalbime saplanan bir işkence makinesi gibi. | Felicity-1 | 1998 | |
| How about a group hug? Yes, please. | Grup kucaklaşmasına ne dersiniz? Evet. Lütfen | Felicity-1 | 1998 | |
| We're gonna miss you so much. Me, too. | Seni çok özleyeceğim. Ben de seni. | Felicity-1 | 1998 | |
| If you don't come visit this plaque I'm taking it down. | Eğer ziyarete gelmezsen vallahi indiririm. | Felicity-1 | 1998 | |
| Well, not really, but you know... | Hayır, indirmem ama anladın. Umarım değmiştir. Umarım mutlusunuzdur. | Felicity-1 | 1998 | |
| Goodbye. Bye. | Hoşça kalın. Hoşça kal. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hello? Noel? | Merhaba? Noel? Dün gece aradığın için sağ ol. Bilmeden beklemeni istemedim... | Felicity-1 | 1998 | |
| I thought I'd missed you. I wouldn't have left without saying goodbye. | Seni kaçırdığımı sandım. Veda etmeden gitmezdim. | Felicity-1 | 1998 | |
| God, I'm not ready to do this yet. | Tanrım, vedalaşmaya hazır değilim. Şu aptal tıbba hazırlık programı. | Felicity-1 | 1998 | |
| Don't. Let me take you to the airport. | Etme. Seni havaalanına götüreyim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Yeah. I am. | Evet. İyiyim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Candy? No, thanks. | Şeker? Sağ ol, istemem. | Felicity-1 | 1998 | |
| Do you ever wonder what would've happened if you and I... | Hiç merak ettin mi nasıl olacağını eğer senle ben | Felicity-1 | 1998 | |
| Never. | Hiç etmedim. Selam. Burada ne yapıyorsun? | Felicity-1 | 1998 | |
| Now boarding Flight 1242 | San Francisco'ya giden 1242 sefer sayılı... | Felicity-1 | 1998 | |
| for San Francisco at Gate 10. | ...uçak için 10 numaralı kapıya gidiniz. | Felicity-1 | 1998 | |
| That's... that's me. Yeah. All right. | Benim... uçağım. Evet. Tamam. | Felicity-1 | 1998 | |
| You okay? | İyi misin? Sence evlenebilir miyiz? | Felicity-1 | 1998 | |
| You have my numbers? Your cell phone, your e mail. | Telefon numaram var değil mi? Cebin, e mail adresin. | Felicity-1 | 1998 | |
| I got everything. We're gonna talk all the time. | Her şey var. Sürekli konuşacağız. Ne yapıyorsun? Norman aşağıya atlamasın... | Felicity-1 | 1998 | |
| I don't know if I can do this. Yeah, you can. | Yapabileceğime emin değilim. Elbette yapabilirsin. | Felicity-1 | 1998 | |
| Promise we'll talk? Promise. | İrtibatta kalacağımıza söz ver. Söz veriyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Okay. Okay? Okay. | Tamam. Tamam mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| Bye, Felicity. Bye, Noel. | Hoşça kal, Felicity. Hoşça kal, Noel. | Felicity-1 | 1998 | |
| Miss, can I get you anything? No. No, thanks. | Hanımefendi, bir şeye ihtiyacınız var mı? Teşekkür ederim, yok. | Felicity-1 | 1998 | |
| Dear Ben. This wasn't the way it was supposed to end. | Sevgili Ben, bu şekilde bitmemesi gerekiyordu. | Felicity-1 | 1998 | |
| But you know that. At least, I know you used to. | Ama bunu sen de biliyorsun. En azından eskiden bildiğini biliyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| It doesn't seem that long ago I thought we'd | Kısa bir süre önce, hayatımızın geri... | Felicity-1 | 1998 | |
| be spending the rest of our lives together. | ...kalanını beraber geçireceğimizi düşünürdüm. | Felicity-1 | 1998 | |
| But now it's six months later and you're in Arizona. | Ama 6 ay geçti ve sen Arizona'dasın. | Felicity-1 | 1998 | |
| And I'm here in Palo Alto. | Bense Palo Alto'da. | Felicity-1 | 1998 | |
| And somehow it's okay. I mean, it's actually good. | Nedense kötü gelmiyor. Yani aslında iyi oldu. | Felicity-1 | 1998 | |
| Just so you know, everyone's doing great. | Haberin olsun, herkes iyi. | Felicity-1 | 1998 | |
| Sean and Noel have, like, a real business. | Sean'la Noel'un ciddi bir işi var. | Felicity-1 | 1998 | |
| They're happy. | Çok memnunlar. | Felicity-1 | 1998 | |
| And Meghan, despite her issues, | Meghan, kendi problemlerine rağmen... | Felicity-1 | 1998 | |
| still wants to be a psychiatrist. | ...psikolog olmak istiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| She'll probably be amazing at it. | Büyük ihtimalle harika bir psikolog olur. | Felicity-1 | 1998 |