Search
English Turkish Sentence Translations Page 19088
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| * Be my friend * | * Dostum ol * | Felicity-1 | 1998 | |
| * Every time I run does it say anything to you? * | * Her kaçtığımda bir şey ifade ediyor mu sana * | Felicity-1 | 1998 | |
| * Guess it does * | Evet, hayır. Ben de. * Ediyor galiba * | Felicity-1 | 1998 | |
| * I guess it does * | * Ediyor galiba * | Felicity-1 | 1998 | |
| * That I try so hard * | * Çok çaba harcadım * | Felicity-1 | 1998 | |
| * Does it mean anything to you? * | * Bir şey ifade ediyor mu sana * | Felicity-1 | 1998 | |
| * I think it does * | * Ediyor galiba * | Felicity-1 | 1998 | |
| * Yes, it does * | * Evet, ediyor * | Felicity-1 | 1998 | |
| * Another night * | * Bir gece daha * | Felicity-1 | 1998 | |
| * Tomorrow always ends up the same * | * Yarın aynı geçer sonuçta * | Felicity-1 | 1998 | |
| * Another day * | * Bir gün daha * | Felicity-1 | 1998 | |
| * Hurry up and break it down * | * Acele et ve düşün iyice * Gerçekten de gelmemi istemiyorsun. Evet, istiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| * Hey, my friend * | * Hey, dostum * En harika parti hediyesi. | Felicity-1 | 1998 | |
| * Every time I run * | * Her kaçtığımda * | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, God! | Tanrım! Bir baba olarak, çocuğuna karşı aşırı koruyucu davranmaya başlarsın. | Felicity-1 | 1998 | |
| I didn't mean to scare you. No. I had those up kind of loud. | Korkutmak istememiştim. Hayır. Sesini çok açmışım. | Felicity-1 | 1998 | |
| This looks interesting. It's not done yet. | İlginç görünüyor. Daha bitmedi. Olympia. Öyle mi? Ben de Seattle diyecektim. | Felicity-1 | 1998 | |
| It's just sort of a... a study. | Bir çeşit devam eden bir çalışma. | Felicity-1 | 1998 | |
| The theme is undiscovered contents. | Tema keşfedilmemiş içerik. | Felicity-1 | 1998 | |
| The surprises that come after life's hit you around a little bit. | Hayat birkaç sille vurduktan sonra gelen sürprizler. | Felicity-1 | 1998 | |
| They're, uh, pinatas. | Pinyata gibi yani. | Felicity-1 | 1998 | |
| Keep it up. Thanks. | Devam et. Sağ olun. | Felicity-1 | 1998 | |
| * Does it say anything to you? * | * Bir şey ifade ediyor mu sana * | Felicity-1 | 1998 | |
| * Yes, it does * * | * Evet, ediyor * | Felicity-1 | 1998 | |
| Guidance. Noel Crane. | Rehber Danışman. Noel Crane. | Felicity-1 | 1998 | |
| Uh, Mr. Crane? I don't want to interrupt you, but... | Bay Crane, sizi rahatsız etmek istemem ama | Felicity-1 | 1998 | |
| I'll talk to you later. There's a fire. | Sonra konuşuruz. Sanırım binada yangın çıktı. | Felicity-1 | 1998 | |
| What? Yeah, a big one. | Ne? Büyük bir yangın. | Felicity-1 | 1998 | |
| Why aren't the alarms going off? I called 911. We should go. | Neden alarmlar çalmıyor? Bilmiyorum. 911'i aradım. Çıkmalıyız. | Felicity-1 | 1998 | |
| Everybody out! Come on! | Herkes dışarı! Hadi! ...ve birbirimize kendimiz hakkında şahsi şeyler anlatırdık. | Felicity-1 | 1998 | |
| Everybody, come on! | Millet, hadi! | Felicity-1 | 1998 | |
| I hope no one's in the studios. All the paint and turpentine. | Umarım stüdyoda kimse yoktur. İçeride bol miktarda boya ve tiner var. | Felicity-1 | 1998 | |
| The fire's in the art department? That's where I saw smoke. | Yangın sanat departmanında mı? Dumanları orada gördüm. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm gonna see if anyone's there. You get out of here. | Kimse var mı diye bakacağım. Sen hemen çık. | Felicity-1 | 1998 | |
| You're going there? Tell the fire departman, I'm on the | Oraya mı gidiyorsun? İtfaiyecilere 2'inci kat, doğu kanadında... | Felicity-1 | 1998 | |
| Felicity! | Felicity! | Felicity-1 | 1998 | |
| Noel! I can't open the window! | Noel! Camı açamıyorum! | Felicity-1 | 1998 | |
| No! Don't open it! It'll let oxygen in. | Hayır. Sakın açma! Oksijen içeri girer. | Felicity-1 | 1998 | |
| Get down on the ground and cover your mouth, okay? | Yere çömel ve ağzını ört, tamam mı? Hayır, istemem. Gerçekten iyiyim. | Felicity-1 | 1998 | |
| I can't get out of here. | Noel, buradan çıkamıyorum. Ne yapacağım? | Felicity-1 | 1998 | |
| Stay calm. I'll be right back. Stay calm! | Sakin ol. Hemen geleceğim. Sakin ol! | Felicity-1 | 1998 | |
| Hey, whatever you got on tap, man. | Fıçı bira olarak ne varsa. | Felicity-1 | 1998 | |
| These are soggy. | Bunlar yumuşamış. | Felicity-1 | 1998 | |
| Yes, those are soggy. | Evet, yumuşamışlar. | Felicity-1 | 1998 | |
| So how'd you do? | Eee, nasıl geçti? | Felicity-1 | 1998 | |
| I don't know. How about you? | Bilmiyorum. Seninki? | Felicity-1 | 1998 | |
| Aced it. | Şahane. | Felicity-1 | 1998 | |
| Yeah, yeah, I bet you did. | Ya, evet, eminim. | Felicity-1 | 1998 | |
| About before, I shouldn't have brought Elena along. I'm sorry. | Elena'yı getirmemeliydim, özür dilerim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Don't worry. It's me, too. I'm stressed out right now. | Ziyanı yok. Bende de suç var. Stresliyim şu sıralarda. | Felicity-1 | 1998 | |
| Just call her, man. | Arasana. Biraz konuşabilir miyiz? Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| Call who? Call Felicity. | Kimi? Felicity'yi. Dördümüz mü? Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| It's not that. It's... It's this test. | Mesele o değil... sınav yüzünden. | Felicity-1 | 1998 | |
| I just want this o chem test behind me. | Bitsin de kurtulayım istiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Yeah. Right. Sure. | Evet. Tabi. | Felicity-1 | 1998 | |
| Then why don't we see if our grades are posted? | Notlarımız asılmış mı diye gidip bakalım mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| They're not gonna be up till tomorrow. Let's check. | Yarına kadar asılmayacaklar. Gel bir bakalım. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hodges can't possibly wait all night to fail 40% of his class, can he? | Hodges sınıfın %40'ını çaktırmak için bütün gece beklemez, değil mi? | Felicity-1 | 1998 | |
| All right. Yeah. Sure. Let's go. All right. Thanks. | Tamam. Haklısın. Hadi gidelim. Tamamdır. Teşekkürler. Hoşça kal. | Felicity-1 | 1998 | |
| Here. Put this on. Thank you. | Al. Buna sarın. Teşekkür ederim. | Felicity-1 | 1998 | |
| They said that the damage was contained to our floor. | Zararın bizim katla sınırlı olduğunu söylüyorlar. | Felicity-1 | 1998 | |
| I heard 'em say something about an electrical fire. | Yangının elektrikten çıktığını söylediklerini duydum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Was anybody hurt? I don't think so. | Zarar gören kimse var mı? Sanmıyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| We should get out of here. | Buradan gidelim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, my God. Pink snow. | Aman Tanrım. Pembe kar. | Felicity-1 | 1998 | |
| I swear, when you least expect it, the city's so beautiful. | Yemin ederim ki, en beklenmedik anda bu şehir çok güzel oluyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| You can never describe it to someone who wasn't here. | Burada olmayan birine hayatta tarif edemezsin. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hey. Can I help you two? | Selam. Yardımcı olabilir miyim? | Felicity-1 | 1998 | |
| We wanted to see how we did. Come on in. | Kaç aldığımızı öğrenmek istiyoruz. İçeri gelin. | Felicity-1 | 1998 | |
| That was some test, huh? A lot of questions, a lot of chemistry. | Ne sınavdı ama, değil mi? Bir sürü soru, bir sürü kimya sorusu vardı. | Felicity-1 | 1998 | |
| Here we are, Mr. O'Donnell. | İşte buldum, Bay O'Donnell. | Felicity-1 | 1998 | |
| I got a 79? Yes. | 79 mu aldım? Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| That's great. Dude, I passed. | Şahane. Oğlum, geçtim. | Felicity-1 | 1998 | |
| A 79. I can't believe this. You can teach, man... | 79. İnanamıyorum. Öğretebiliyorsun, ahbap | Felicity-1 | 1998 | |
| Professor. Thank you. | Profesör. Teşekkür ederim. | Felicity-1 | 1998 | |
| And Mr. Covington. | Ve Bay Covington. Başka bir karar daha verdim. | Felicity-1 | 1998 | |
| You got a 95? That's an "A," man! | 95 mi aldın? "A" almışsın! | Felicity-1 | 1998 | |
| You got an "A" in o chem! Thank you, sir. | Organik kimyadan "A" almışsın. Teşekkür ederim, efendim. Bir süreliğine beni düşünmemesi gerektiğini söylüyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| You're welcome. Ninety. You got an "A!" | Rica ederim. 95! "A" almışsın! | Felicity-1 | 1998 | |
| This is unbelievable. Yeah. Thank you very much. | İnanılır gibi değil. Evet. Çok teşekkür ederim. | Felicity-1 | 1998 | |
| I... I'll get this. | Ben kapıyı kapatırım. | Felicity-1 | 1998 | |
| How pregnant is she? Very pregnant. | Ne zaman hamile kalmış? Uzun zaman önce. | Felicity-1 | 1998 | |
| Five, six months. But that's just an estimate. | 5 ya da 6 ay. Sadece tahmin yürüttüm. Tamam, böyle olmuş. | Felicity-1 | 1998 | |
| This is great. This is just lovely. | Harika. Ne kadar hoş. | Felicity-1 | 1998 | |
| I can't wait for the Booths to find out. The same thing | Booth'ların duymasını sabırsızlıkla bekliyorum. 10'uncu sınıfta... | Felicity-1 | 1998 | |
| happened to April in tenth grade. The Booths will understand. | ...aynı şey April'ın başına da geldi. Booth ailesi anlayışla karşılayacaktır. | Felicity-1 | 1998 | |
| It did not. Yes, it did. Angie's a klepto. | Hayır Evet. Ayrıca Angie de kleptoman. | Felicity-1 | 1998 | |
| What about the school? What are we supposed to tell them? | Ya okulu? Onlara ne diyeceğiz şimdi? Tamam. | Felicity-1 | 1998 | |
| Definitely next semester is out. Mom, Lila's pregnant. | Gelecek dönem okula gidemeyecek. Anne, Lila hamile. | Felicity-1 | 1998 | |
| She's wandering the streets. Are you worried about her? | New York'un sokaklarında bir başına geziniyor. Hiç endişelenmiyor musun? | Felicity-1 | 1998 | |
| I think that's a given. No, it isn't! | Belli değil mi? Hayır, değil! | Felicity-1 | 1998 | |
| All you've done is talk about how this | Sadece bu problemin, Lila'nın probleminin... | Felicity-1 | 1998 | |
| problem... Lila's problem... affects you. | ...seni nasıl etkilediğinden bahsedip durdun. | Felicity-1 | 1998 | |
| What are you gonna tell your friends. Well, someone needs to consider her future. | Arkadaşlarına, okula sen ne diyeceksin! Birinin geleceği düşünmesi gerekiyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| Mom, she's terrified of you. She is not. That's ridiculous. | Anne, senden çok korkuyor. Elbette korkmuyor. Çok gülünç. | Felicity-1 | 1998 | |
| You're the first person she should've gone to. | Sen annesisin. Gelmesi gereken kişi sendin. | Felicity-1 | 1998 | |
| But she came here and made me promise not to tell you. | Ama buraya geldi ve sana söylememem için bana yalvardı. | Felicity-1 | 1998 | |
| Doesn't that tell you something? | Bu sana bir şeyi anlatmıyor mu? | Felicity-1 | 1998 | |
| Doesn't that break your heart? It sure as hell breaks mine. | Kalbin kırılmadı mı? Benimkinin kırıldığı kesin. Cidden bunun hakkında konuşmak istemiyorum. Tamam. Tamam. | Felicity-1 | 1998 | |
| Lila? Hey. Hey, you. | Lila? Selam. Selamlar sana. | Felicity-1 | 1998 |