Search
English Turkish Sentence Translations Page 172537
English | Turkish | Film Name | Film Year | |
Poor girl. Never saw it coming. | Zavallı kız. Bunun olacağını düşünememiş. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Goddamn dress! Don't go in there. lt's not a pretty sight. | Aptal elbise! Oraya gitmeyin. Hoş bir görüntü değil. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l live here! | Burada yaşıyorum! | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Apparently, they're stuck. What do you mean? | Görünüşe göre, sıkışmışlar. Ne demek istiyorsunuz? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Are you okay? | Janie iyi misin? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
How are you stuck? | Nasıl sıkıştınız? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l have a piercing. | Piercingim var. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l don't get it. How is she stuck? Behind her tonsils. | Anlayamıyorum. Nasıl sıkışır? Bademciklerinin arkasına. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
How the hell do you know that? | Sen de nerden biliyorsun? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Honey, l'm going to pull you really gently. No. | Tatlım, seni nazikçe çekicem. Hayır. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l'm going to pull it. Gently. | Çekicem. Nazikçe. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l'm sorry. l'm sorry. | Üzgünüm, üzgünüm. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
We've got the ambulance waiting outside. We have to get going. | Dışarıda bekleyen bir ambulansımız var. Gitmeiz gerek. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
She could sing. You could sing, Jane. lt relaxes the throat, honey. | Sarkı söyleyebilir. Şarkı söyleyebilirsin, Jane. Gırtlağı gevşetir, tatlım. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Stop it! You're getting me hard again! | Kes sunu! Tekrar sertleşmeme neden oluyorsun! | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Wrong song. | Yanlış şarkı. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Armageddon. | Armageddon. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Come on, try. | Hadi tatlım bir dene. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
She says to him, ''Girl You Know It's True changed my life.'' | Kızda ona dedi ki, ''Kızım hayatımı değiştirdin.'' | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
lt did! | Değiştirdi ama! | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
And this sad little tear slowly.... | Ve bu sulu göz yavaşça.... | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Come on. What do you want from me? l was 16 years old. | Hadi ama. Ne istiyorsun benden? O zamana 16 yaşındaydım. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l don't even know why l started talking to her in the second grade. | İkinci sınıfta neden onunla konuşmaya başladığımı bile bilmiyorum. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
You thought l was the shit. You are the shit. | Çünkü ben salağın tekiydim. Evet salaksın. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Shithead. | Gerizekalı. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
My God. What? | Aman Tanrım. Ne? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
They found a donor for my patient. l've got to go. l'm sorry, guys. | Hastam için organ bulunmuş. Gitmek zorundayım. Üzgünüm çocuklar. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Christina, it was great meeting you. Nice to meet you, Greg. | Christina, seninle tanışmak çok güzeldi. Tanıştığıma memnun oldum, Greg. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Jane, it was great meeting you. Great meeting you. | Jane, seninle tanışmak güzeldi. Seninle de. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
So sorry to run off. l'll make you risotto tomorrow. | Gitmek gerektiği için çok üzgünüm. Yarın sana deniz mahsullü pilav yapıcam. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Can l just say, that was so sweet? He's great. | Bunu söylememe izin ver, çok düşünceli? Harika biri. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
He's so sweet. Shut up. | Çok tatlı biri. Kapa çeneni. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
He doesn't have any piercings, does he? | Piercing'i falan yok değil mi? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l don't know, actually... | Aslına bakarsan bilmiyorum... | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
...because l haven't done that with him yet. | ...çünkü henüz aramızda birşey olmadı. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
So, you know.... Honey, you really do like him. | Yani bilirsiniz.... Tatlım, ondan gerçekten hoşlanıyorsun. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l don't want to talk about it, because l'll jinx it. | Bu konu hakkında konuşmayalımi yoksa nazar değecek. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l closed on the Mahalock house today. Great news for you. | Mahalock'ların evini sattım bugün. Senin adına sevindim. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
You don't need to do a thing. | Hiçbir şey yapman gerekmiyecek. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
What did they say about aluminum siding? No. | Aluminyum kaplama hakkında ne dediler? Hayır. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Be careful with those fat free chips. They cause anal leakage. | Bu şişmanlatan chipslere dikkat et. Anal akıntıya neden oluyorlar. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
You cause anal leakage. Says so on the bag. | Sen anal akıntıya neden oluyorsun. Torbanın üstünde yazıyor. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
What kind of marketing brainiac puts ''anal leakage'' on his product? | Hangi pazarlama salağı ürünü için "anal akıntıya" sebep olur diye yazar? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
How can they even sell that crap? | Zaten bu pisliği nasıl satıyorlar ki? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
What time is your flight? 9:30. | Uçuşun saat kaçta? 9:30. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l can't believe you're going to Costa Rica. | Kosta Rika'ya gittiğine inanamıyorum. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Your female problems are over with. | Kadınlarla problemlerin bitti artık. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Hope so. They are. | Umarım. Öyle. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
You know what l hear about Costa Rican women? | Kosta Rika kadınları hakkında ne duydum biliyor musun? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
For five pesos No, Rog. | 5 pezo için Hayır, Rog. Beş pezoya... Hayır, Roger. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
They take your chimichanga and your pequito.... | Aletini ve toplarını alıp.... | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
No, se�or. Listen to me! | Hayır, senyor. Beni dinle! | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
All l'm saying is, make nice with the concierge, okay? | Bütün demek istediğim, dilediğin gibi gönlünü eğlendir, tamam mı? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
You all right, Vera? Couldn't be better. | İyi misin, Vera? Daha iyi olamazdı. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Thank you so much. Where do you want it? | Çok teşekkür ederim. Nereye koyalım? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Put her down right here. | Hemen şuraya. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Since you're going away, do you want to be on our mailing list? | Gittiğine göre yazışma listemize kaydolmak istermisin? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Yes, ma'am. l'd love to. Thank you. | Evet, madam. Çok sevinirim. Teşekkürler. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l've been trying to get us off that mailing list since 1982. | 1982'den beri kaydımızı silmeye çalışıyorum. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
This is the hottest chick in this store and l caught her trying to escape. | Bu dükkandaki en ateşli piliç bu, ve onu kaçmaya çalışırken yakaladım. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Sweetie, Christina, what's going on? What happened? | Tatlım, Christina, neyin var? Noldu? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l came to just eat my cookie and make a phone call, but.... | Kurabiyemi yiyip bir arama yapmaya gelmiştim ama... | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
You didn't want to eat the cookies? What? | Kurabiyeyi yemek istemedin mi? Ne? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Just read this. | Oku sadece. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
''Commandment number nine: Thou shalt love what's possible.'' | ''Kural Dokuz: Kişi aşkın ihtimallerine açık olmalı'' | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Honey, we have gone over this. | Tatlım bunu daha önce konuşmuştuk. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
You did not know the guy was getting married. | Adamın evleneceğini bilemezdin ki. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
lt's all right. He wasn't possible. | Önemli değil. Onunla olmazdı. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Not that one. The next one. Commandment ten. | O değil. Diğeri. Kural on. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
''Thou shalt not fear''? Yes. ''Thou shalt not fear.'' | ''Kişi korkuzuz olmalı''mı? Evet. ''Kişi korkusuz olmalı.'' | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
What are you talking about, fear? | Neyden bahsediyorsun, korkudan mı? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
What you did was an incredibly brave thing. | Yaptığın şey çok cesurcaydı. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
You dropped all of your boundaries and you met this guy halfway. | Onun için kendi sınırlarını zorladın. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
More than halfway, you went to Somerset. | Aslında bundan fazlası, Somerset' bile gittin. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Guys, it was just another game. Come on. | Çocuklar, bu da diğerleri gibi bir oyundu. Hadi ama! | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
lf he hadn't been getting married, if he wasn't the groom, what would l've done? | Eğer evlenmiyor olsaydı, Eğer damat o olmasaydı, ne yapacağımı sanıyordunuz? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
That's right. | Önemli değil. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l would've done the same old thing. l would have hesitated. l would have... | Eskiden yaptığımı yapardım. Tereddüt ederdim. Donup... | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
...froze up. l would have kissed him and then ran off. | ...kalırdım. Onunla öpüşüp, kaçardım. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Give him the wrong phone number. | Yanlış numarayı verirdim. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Hook that fish and just throw him right back. | Onu tavlayıp arkasından bir kenara atardım. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l'm stuck in a rut. | Geçmiş izlere takılıp kaldım. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Big, fat rut. | Büyük, şişko izler. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Guys, l don't want to be that girl anymore. | Çocuklar, bir daha o kız olmak istemiyorum. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l know. You know? | Biliyorum. Biliyor musun? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l know. None of us do. | Biliyorum, hiçbirimiz istemiyoruz. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Let's go dancing. | Hadi dans etmeye gidelim. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
So, any chance? | Eee, herhangi bir şans? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Of what? No, don't even bother. She's on a mission. | Ne için? Hayır, hiç merak etme. Görevde. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
How is it shaking, ladies? No, thank you. | Biraz sallamaya ne dersiniz bayanlar? Hayır, sağol. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Your body is banging. Your face is | Vücudun muhteşem. Yüzün | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Neato. Thanks. Neat. | Kalsın sağol, almıym. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
What's going on, hot mama? | Nasıl gidiyor ateşli anne? | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Bringing it down. Bringing it up now! | Aşağı doğru. Şimdi de yukarı. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Here it comes, baby. Feel the monkey. Work the monkey. | İşte geliyor bebek. Maymunu hisset. Maymunu çalıştır. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
The monkey, the monkey, the monkey! | Maymun, maymun, maymun! | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
You're working that monkey. You're a really good dancer. | Maymunu çalıştırıyorsun. Çok iyi dansediyorsun. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
You have some original moves. Thanks, l've been working on it. | Orjinal hareketlerin var. Sağol, üzerilerinde çalışıyorum. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
Have me met before? A couple of times. | Daha önce karşılaşmışmıydık? Birkaç kere. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |
l'm Donny. | Ben Donny. | The Sweetest Thing-1 | 2002 | ![]() |