Search
English Turkish Sentence Translations Page 172528
English | Turkish | Film Name | Film Year | |
They're smart, they've been to college, | Wanda fotoğrafla işleriyle falan uğraşır. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
They probably smoke weed. You don't know that! | Tek yaptıkları ot çekmek. Sen onları tanımıyorsun! | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
You don't know! That's what it is. | Sen bilmiyorsun asıl. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Collect call from Zoe, would you accept the charges? | Zoe'dan ödemeli aramanız var. Kabul ediyor musunuz? | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Zoe? Where are you, darling? | Zoe? Tatlım, neredesin? | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
In fact... in fact that you Iike the doctor. | Eğer doktorunu seversen, savaşı yarılamış olursun. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Smarter than me? Like the Ottos are smart too! | Benden daha mı zeki? Ottolar zeki mi? | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
How are you? I'm justfine. | Nasılsınız? | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
She's justfine, we're not together anymore. | Buyrun. Teşekkürler. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
You hated. | Hiç beğenmedin. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
That's right. | Aynen öyle. Görüşürüz, Wanda. Güle güle, Hartley. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
The Ottos always waited for the bus with "Bear". | Ottolar, Bear'ın geleceği otobüsü hep beklediler. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Together...Iike that. | tek anne baba onlardı. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
What do you mean by that Dolores? | Görünüşleri. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
I mean, the way they Iook. | Görünüşleri. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Normaly, he would follow us the whole distance... | Normalde bizi, okula doğru giderken köprüyü geçene kadar... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Did he have any particular problems that you knew of? | Bildiğiniz belirli bir sorunu var mıydı? | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
It was obvious how much he missed Lydia. | Lydia'yı ne kadar özlediği belli oluyordu. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
As far as I'm concerned he's punching a few new holes. | Bence yeni gedikler oluşturuyor. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Which clinic? | Hangi klinikteydi? Adını hatırlamıyorum. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Oh, I thought... That's why I'm going to see her now. | Sanki şey dediniz Onu görmeye gidiyorum. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
She's in trouble. | Bir derdi mi var? | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Mrs. Otto. My name is Mitchell Stevens. | Bayan Otto mu? Adım Mitchell Stephens. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
The Walkers send him by. | Walkerlar yollamış buraya. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Do you mind if I sit down for a few minute Mrs. Otto? | Bir dakikalığına oturabilir miyim? Sizinle konuşmak istiyorum. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
The Walkers spoke very highly of you. | Walkerlar sizin hakkınızda çok iyi konuştu. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
the Walkers only in the anger not the grief. | kederlerini değil. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
That's why I'm here. | Bu yüzden geldim. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Somebody calculated ahead of time, | Birileri daha öncesinden... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
And now... | Herşeyin en iyisini bildiğinizi... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
So you're just the thing we need. | Yani tam aradığımız şeysiniz. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
I don't want his money. | Parasını istemiyorum. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
butfor the future as well. | gelecek adına da konuşacağım. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
"Hamelin's town in Brunswick. By famous Hannover city, | "Hamelin kasabası ünlü Hanover şehrinin yanındaki Brunswick'tedir. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
"They fought the dogs, and kill the cats. | "erkeklerin şapkalarına yuva yaptılar, | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Made nests inside man's sunday hats. | Yarın otobüste yanına oturabilir miyim? | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Tomorrow I'm gonna put Sean on the bus and he won't wanna go. | Yarın, Sean'ı otobüse bindireceğim... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
It just seems... kind of...weird. | Biraz garip geliyor da. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
If she had not growing into a... | Emin değilim. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
...of merrily crowds joustling pitching and hustling. " | "Ve aynı arpayı gören tavuklar misali, | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
"Tripping and skipping, | "hoplaya zıplaya, | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
"As if a cavern was sunddely hollowed. " | "aniden bir mağara oyulmuşçasına. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
"l can 't forget that I'm bereft. " | "Söylediğine göre bizi götürdüğü civar, | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
"Joinning the town in just at hand. " | "neşe dolu bir diyar ve hemen yanı başında, | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
"And flowers put forth a fairer hue. " | "ve çiçekler daha hoş renkler sunar, | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
By the time I've reached the bottom of Bartlet Hill Road. | Bartlett Dağı Yolu'nun sonlarına vardığımda... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Like I was putting them on my big basket, | Onları sepetime atıp... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Sean, he has some kind of Iearning disability. | Sean'ın bir çeşit öğrenme yetersizliği vardı. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Just one of those mornings I guess. You know. | Okul servisiyle fazla ilerlemeden... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
It was lavish. | ve yüzüne su attım. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Clara took her in her arms trying to breastfeed her... | Ben hastaneyi ararken Clara onu kollarına alıp... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
...were wild fear. And fear is contagious. | Clara'nın gözleri korkuyla dolmuştu... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
on my lap and let Clara drive to the hospital, | ve arabayı Clara'nın sürmesini söyledi. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
There was no time to sterilise it properly. | ölümcül derecede kan kaybettirmeden boğazının nasıl kesileceğini anlattı. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
...and she will probably be unconscious when you do it." | "ve ufak kalbinin çok hızlı atmamasını sağlarsanız..." "ve bunu yaptığınızda muhtemelen bilinci yerinde olmayacak." "ve ufak kalbinin çok hızlı atmamasını sağlarsanız..." | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
not letting her little heart beat too fast, | "ve ufak kalbinin çok hızlı atmamasını sağlarsanız..." | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
and spread the poison around." | "ve zehri çevreye yayarsanız..." | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
"You might just get here first." | Unutulmayacak bir yolculuktu. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
I was...divided in two parts. | Ben...ikiye bölünmüştüm. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
One part was daddy singing lullabys to his little girl. | Bir tarafım, kızına ninni söyleyen baba... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Nothing. | Oh, hiçbir şey. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
...a while ago... stared to the bus. | Bir avukat vardı orada ve... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
There was a lawyer there, and he said... | Bay Stephens, birilerinin otobüse yanlış bir civata taktığını söyledi. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
The nights I just seat on that chair for an hour. | Bir saat kadar o sandalyede oturup... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
You just think about getting well, Nicole, that's all. | Sadece iyileşmeyi düşün. O kadar. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Do you like the color? | Bir kaç kapıyı da genişleteceğim, göreceksin. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Can I come and visit you here? | Buraya gelip seni ziyaret edebilir miyim? Çok iyi olur. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
So...do you like your new room? | Tamamen kusursuz olmasını istedi. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Your dad spent all his spare time in here. | Baban bütün boş vaktini burada harcadı. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
I fell like a princess. | hediye. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
...a present. | hediye. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
No, from Mr. Stevens. | Hayır. Bay Stephens'dan. Telefondaki oydu. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
He was calling to find out how you were. | Nasıl olduğunu öğrenmek için aramış. Bay Stephens kim? | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Aren't you hungry honey? You want me to fix you something? | Acıkmadın mı? Sana birşeyler hazırlayım. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
What's this lawyer business? | Bu avukat işi neyin nesi? | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
"Follow the piper for their lives. " | "yaşamak için kavalcıyı takip ettiler." | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
And your mom and dad. | temsil eden adamım. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
I didn't know you, | Seni tanımıyorum... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
nor how promising and exciting your life was before the accident. | ve daha önceki hayatının, ne kadar umut ve heyecan verici olduğunu bilmiyorum. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
That's the way you have to think of it, Nicole. | Olayı bu şekilde düşünmelisin, Nicole... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
No matter what I'm asked, I'll tell the truth. | Ne sorulursa sorulsun, doğruyu söyleyeceğim. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
And I'll be right there to advise you. | Sana fikir vermek için yanında olacağım. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
When do they award the damages? | Tazminatı ne zaman öderler? | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Not unless you gonna raise the dead. | Ancak ölüyü diriltebilirseniz. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
I mean, beat you so bad, | Yani öyle bir vursam ki, kan işeseniz ve yürüyemeseniz. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
'Cause that's what I'm about to do. | Bunu yapmak üzereyim de. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
You leave us alone Stevens. | Kasabadaki pek çok kişi... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
You leave the people in this town alone. | Bu kasabanın insanlarını rahat bırakın. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Several people on the town... | Kasabadaki pek çok kişi... | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
The Ottos, they wouldn't deal with you. | Ottolar, sizinle ilgilenmezdi. bırakın öfkenizi yönlendireyim. bırakın öfkenizi yönlendireyim. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
You're angry Mr. Ansel, and you owe it to yourself to feel that way. | Kızgınsınız, ve bu şekilde düşünebilmek için buna ihtiyacınız var. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
All I'm saying is... Let me direct your rage. | Kızım. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Because we've all lost our children. | Çünkü hepimiz çocuklarımızı kaybettik. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
They're dead to us. | Bizim için yoklar. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
Some big news. | Önemli haberlerim. Haber mi? | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
I'm in this fucking city... and I'm selling my blood. | Bu ne demek biliyor musun? Kayda geçiyor mu? | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
That's not news Zoe. | Bu haber değil, Zoe. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
I need money! What for? | Paraya ihtiyacım var. Ne için? | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
No, you can not ask me that! Not anymore! | Hayır, bunu bana soramazsın, artık yeter. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |
You ask me what I wanted, not what I wanted for... | Ne istediğimi sordun, ne için istediğimi değil. | The Sweet Hereafter-1 | 1997 | ![]() |