Search
English Turkish Sentence Translations Page 163055
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| lt's charcoal. Yeah. | Kara kalem. Evet. Kömür rengi. Öyledir. Kara kalem. Evet. | The Entitled-1 | 2011 | |
| But the best part is l can't see your house from here. | En iyi kısmı, senin evini buradan göremiyorum. İşin en güzel kısmı senin ev buradan görünmüyor. En iyi kısmı, senin evini buradan göremiyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Well, Bob's late. He wouldn't be Bob if he was on time. | Şey, Bob geç kaldı. Zamanında gelse Bob olmazdı zaten. Bob gecikti. Ne zaman gördün onun zamanında geldiğini? Şey, Bob geç kaldı. Zamanında gelse Bob olmazdı zaten. | The Entitled-1 | 2011 | |
| He's been that way since fifth grade, you know that. | Beşinci sınıftan beri böyle, bunu biliyorsun. Beşinci sınıftan beri hep böyle, biliyorsun. Beşinci sınıftan beri böyle, bunu biliyorsun. | The Entitled-1 | 2011 | |
| The kids are gonna get here before him, you know? | Çocuklar ondan önce buraya gelecekler, biliyor musun? Çocuklar ondan önce gelecekler. Görürsün bak. Çocuklar ondan önce buraya gelecekler, biliyor musun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| At least we'll have some time with them. | En azından onlara biraz zaman verelim. En azından onlarla biraz vakit geçirebileceğiz. En azından onlara biraz zaman verelim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| How's work going? | İş nasıl gidiyor? İşler nasıl? İş nasıl gidiyor? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Safe, for now. You? | Güvenli, şimdilik. Seninki? Şimdilik sorunsuz. Sen ne durumdasın? Güvenli, şimdilik. Seninki? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Well, you know. lt's work. | Bildiğin gibi. İş işte. Bildiğin gibi. Yok bir değişiklik. Bildiğin gibi. İş işte. | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt's good. | İyi. Güzel. İyi. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oooh, yikes. Look at that. | Yikes. Şuna bak sen. O da ne? Şuna bak. Yikes. Şuna bak sen. | The Entitled-1 | 2011 | |
| What? lt's a watch. Yeah. | Ne? Evet. Altı üstü bir saat. Ne var? Saat işte. Evet. Ne? Evet. Altı üstü bir saat. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Even in a shitstorm you come up smelling like a rose. | Boka batsan bile gül gibi kokuyorsun. Lan gökten bok yağsa sen yine gül gibi kokarsın. Boka batsan bile gül gibi kokuyorsun. | The Entitled-1 | 2011 | |
| What's your secret? | Sırrın nedir? Nasıl beceriyorsun bu işi? Sırrın nedir? | The Entitled-1 | 2011 | |
| You bend the rules and l just squeeze the shit out of them. | Sen kurallara boyun eğdin, ben kuralları ezdim geçtim. Sen kuralları gevşetiyorsun ben de onların bokunu çıkarıyorum. Sen kurallara boyun eğdin, ben kuralları ezdim geçtim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You win big, you lose big, | Büyük kazan, büyük kaybet. Çok kazanan çok kaybedermiş. Büyük kazan, büyük kaybet. | The Entitled-1 | 2011 | |
| that's what l say. What am l gonna tell you? | Söylediğim bu. Sana ne söyledim? Olay bu. Ne diyeyim ki? Söylediğim bu. Sana ne söyledim? | The Entitled-1 | 2011 | |
| You know what? We're on vacation. No more work talk. | Ne var biliyor musun? Tatildeyiz. Artık iş konuşmak yok. Biliyor musun, tatildeyiz. Yeter bu kadar iş muhabbeti. Ne var biliyor musun? Tatildeyiz. Artık iş konuşmak yok. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Good. Sure, don't bring it up again. All right. | Güzel. Yeniden gündeme getirmediğine emin ol. Pekala. İyi, bir daha bahsini açmayız. Peki. Güzel. Yeniden gündeme getirmediğine emin ol. Pekala. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l just heard a loon. | Kuş sesi duydum. Bir dalgıçkuşu sesi geliyor. Kuş sesi duydum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Bob's here? | Bob mı geldi? Yoksa Bob mu geldi? Bob mı geldi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| What do you think you're doing? | Ne yaptığını sanıyorsun? Ne yaptığını sanıyorsun sen? Ne yaptığını sanıyorsun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hey, are you deaf? | Sağır mısın? Hey, sana diyorum. Sağır mısın? | The Entitled-1 | 2011 | |
| l'm waiting for someone. | Birini bekliyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Waiting for somebody. Okay, who are you waiting for? | Birini bekliyormuş. Tamam, kimi bekliyorsun? Demek birini bekliyorsun. Tamam. Kimmiş o? Birini bekliyormuş. Tamam, kimi bekliyorsun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| You. | Seni. Sen. Seni. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Where's your boat? l didn't see the boat. | Teknen nerede? Tekne görmedim. Teknen nerede, göremedim onu. Teknen nerede? Tekne görmedim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hey, Avis, this is great. | Avis harika olmuş. Selam Avis. Vay be süper olmuş. Avis harika olmuş. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l couldn't have done it without Frank. | Frank olmasa bu kadarını yapamazdım. Frank olmasa yapamazdım. Frank olmasa bu kadarını yapamazdım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Uh Frank, look at you. | Frank, kendine bir bak. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You missed your calling. No, l'm very happy behind the wheel. | Konuşmanı kaçırdın. Hayır, arka tarafta olmaktan çok mutluyum. Daveti kaçırmışsın. Yok, ben böyle iyiyim. Konuşmanı kaçırdın. Hayır, arka tarafta olmaktan çok mutluyum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| No, l can just see a nice floral apron. lt would suit you. | Hayır, üzerinde güzel çiçek desenli önlük gördüm de, meğer takımınmış. Tek gördüğüm şu çiçekli önlük. Sana uyardı. Hayır, üzerinde güzel çiçek desenli önlük gördüm de, meğer takımınmış. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Thanks. Avis, the kids are gonna love it. | Teşekkürler. Avis, çocuklar buna bayılacak. Sağ ol. Avis, çocuklara buna bayılacak. Teşekkürler. Avis, çocuklar buna bayılacak. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Now get yourself home. | Şimdi eve git. Evine gidebilirsin. Şimdi eve git. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh, only if you're sure that's all you need. | Yalnızca, bana ihtiyacınız olmazsa eve giderim. Peki, eğer başka bir şey yoksa? Yalnızca, bana ihtiyacınız olmazsa eve giderim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l'm sure. Home. | Eminim. Evine git. Yok yok. Gidebilirsin. Eminim. Evine git. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Okay. Good night. | Tamam. İyi geceler. Peki. İyi geceler. Tamam. İyi geceler. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Frank, l'm gonna need you to hang around. | Frank, sana burada ihtiyacım olacak. Frank, sen buralarda ol. Sana ihtiyacım olabilir. Frank, sana burada ihtiyacım olacak. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Bob can put them away, so we might need you to give him a ride home later. | Bob onları bırakıp gidebilir, bu yüzden çocukları eve getirmen gerekebilir. Bob onları burada bırakabilir ve senin onu eve götürmen gerekebilir. Bob onları bırakıp gidebilir, bu yüzden çocukları eve getirmen gerekebilir. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yes sir. Mm hmm. Okay? | Peki efendim. Tamam mı? Peki efendim. Anlaştık öyleyse? Peki efendim. Tamam mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Go relax in the den, okay? | Aşağıya in ve biraz rahatla, tamam mı? Git biraz dinlen. Aşağıya in ve biraz rahatla, tamam mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Why won't you let why doesn't he just stay here? | Neden burada... Neden burada kalmıyor ki? Neden ona.. Neden burada kalmıyor ki? Neden burada... Neden burada kalmıyor ki? | The Entitled-1 | 2011 | |
| He could, but he's not gonna. Why? | Kalabilir, ama kalmayacak. Niye ki? Kalabilir ama kalmayacaktır. Neden? Kalabilir, ama kalmayacak. Niye ki? | The Entitled-1 | 2011 | |
| That new blonde? Oh oh oh! | O yeni sarışın mı? Şu yeni sarışın hatun. Oh oh oh! O yeni sarışın mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| She reminds me of my second wife, except l didn't have to buy her tits. | Göğüslerini yaptırmam dışında, bana ikinci karımı hatırlatıyor. Bana ikinci karımı hatırlatıyor. Tek fark onun göğüsleri doğaldı. Göğüslerini yaptırmam dışında, bana ikinci karımı hatırlatıyor. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Party time, my friend. Party time. | Parti zamanı, dostum. Parti zamanı. Parti zamanı dostum. Parti zamanı. Parti zamanı, dostum. Parti zamanı. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Fuck. | Hay amına koyayım. Lanet olsun. Hay amına koyayım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| All right, on three we try try to grab my hand. | Pekala, üç deyince deneyeceğiz... Elimi yakalamaya çalış. Hazır ol, üç dediğimde elimi yakalamaya çalış. Pekala, üç deyince deneyeceğiz... Elimi yakalamaya çalış. | The Entitled-1 | 2011 | |
| No, this is pull pull! | Hayır, bu... Çekin, çekin! Hayır, bu.. Çek çek! Hayır, bu... Çekin, çekin! | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hailey: l can't. Fuck! Aw, fuck. | Çekemiyorum. Siktir! Siktir. Beceremiyorum. Hay böyle işi. Çekemiyorum. Siktir! Siktir. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Shhh. | Susun. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Please. | Lütfen? Lütfen. Lütfen? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Jeff: What do you want? | Ne istiyorsunuz? Ne istiyorsun? Ne istiyorsunuz? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh God. Don't you touch her! | Tanrım. Sakın ona dokunma! Aman Tanrım. Sakın ona dokunayım deme! Tanrım. Sakın ona dokunma! | The Entitled-1 | 2011 | |
| Nick: Let us go. Hailey: Please! | Bırak gidelim. Lütfen! Bırak bizi. Lütfen! Bırak gidelim. Lütfen! | The Entitled-1 | 2011 | |
| Nick: Just let us go. We can help you. | Bırak gidelim. Sana yardım edebiliriz. Serbest bırak bizi. Sana yardım edebiliriz. Bırak gidelim. Sana yardım edebiliriz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| We can get you anything you want. Just please don't don't hurt her. | İstediğin her şeyi al. Lütfen... Onu incitme. Ne istersen yaparız. Ama lütfen, lütfen onu incitme. İstediğin her şeyi al. Lütfen... Onu incitme. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Please don't hurt her. | Lütfen onu incitme. Yalvarırım ona zarar verme. Lütfen onu incitme. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Answer me! | Cevap ver bana! Bir şey söyle! Cevap ver bana! | The Entitled-1 | 2011 | |
| Please just | Lütfen... | The Entitled-1 | 2011 | |
| Where the hell is Bob? | Bob nerede kaldı be? Nerede bu Bob? Bob nerede kaldı be? | The Entitled-1 | 2011 | |
| He's probably checking the tax on his grocery bill. | Muhtemelen bakkal faturalarının vergilerini kontrol ediyordur. Muhtemelen bakkalın faturasındaki vergilere bakıyordur. Muhtemelen bakkal faturalarının vergilerini kontrol ediyordur. | The Entitled-1 | 2011 | |
| That's why he's worth 10 times more than us put together, right? | İşte bu yüzden, bizim birleşmemizin 10 katına eşdeğer, değil mi? Herif bu yüzden ikimizin toplamından on kat zengin değil mi? İşte bu yüzden, bizim birleşmemizin 10 katına eşdeğer, değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Except when it comes to Jeff. | Jeff'e geldiğinde öyle değil ama. Jeff'in payına düşen hariç. Jeff'e geldiğinde öyle değil ama. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh, Jeff, yeah right. | Jeff, evet. Haklısın. Ah, doğru ya. Jeff. Jeff, evet. Haklısın. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Now what do you suppose he got him for graduation? | Mezuniyet konuşması ne hakkında olacak? Sence ona mezuniyet hediyesi ne almıştır? Mezuniyet konuşması için ne yapacaksın? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Probably socks from Switzerland. | İsveç'de ki çoraplar hakkındadır kesin. Büyük ihtimal İsviçre'den çorap. Muhtemelen İsveç'den çorap alacağım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| And aftershave. From Paris! | Tıraştan sonra. Paris'ten! Ve tıraş kremi. Hem de Paris'ten! Tıraştan sonra. Paris'ten! | The Entitled-1 | 2011 | |
| That better not be him. | O olmasa iyi olur. İnşallah öyle yapmaz. O olmasa iyi olur. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hey, why don't you ditch the suit? Freshen up. | Neden onu başından atmıyorsun ki? Canlanırsın. Şu takım elbeseden kurtul ya. Kendine gel azcık. Neden onu başından atmıyorsun ki? Canlanırsın. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Are you hitting on me? | Beni hedef mi alıyorsun? Karışma sen bana. Beni hedef mi alıyorsun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Mr. Jones? Yes? | Bay Jones? Evet. Bay Jones'la mı görüşüyorum? Evet. Bay Jones? Evet. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Mr. Clifford Jones? Yeah. | Bay Clifford Jones? Evet. Bay Clifford Jones değil mi? Evet. Bay Clifford Jones? Evet. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You have a daughter named Hailey? Yes. | Hailey adında kızınız var mı? Evet. Hailey adında bir kızınız var mı? Evet. Hailey adında kızınız var mı? Evet. | The Entitled-1 | 2011 | |
| That's right. No, actually that's wrong. | Evet, bu doğru. Hayır, aslında yanlış. Evet, var. Artık yok. Evet, bu doğru. Hayır, aslında yanlış. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l have her. | O elimde. Kızınız elimde. O elimde. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l've also got Bob and Slick's boys. | Ayrıca Bob'ın ve Usta'nın oğlu da elimde. Bob ve Slick'in oğlu da. Ayrıca Bob'ın ve Usta'nın oğlu da elimde. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You want to talk to them? What is it? | Onlarla konuşmak ister misin? Ne oldu? Onlarla konuşmak ister misin? Bu da ne? Onlarla konuşmak ister misin? Ne oldu? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Fuck. | Siktir! Kahretsin. Siktir! | The Entitled-1 | 2011 | |
| Don't fucking touch her! Tell us what you fucking want! | Ona dokunma lan! Ne istiyorsan söyle! Kıza dokunma! Ne istiyorsan bize söyle be adam! Ona dokunma lan! Ne istiyorsan söyle! | The Entitled-1 | 2011 | |
| Don't fucking touch her. Don't touch her. | Ona dokunma lan. Ona dokunma. Ona sakın dokunma, sakın. Ona dokunma lan. Ona dokunma. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Just talk to us. Leave her alone. Fuck. Tell us! | Sadece konuş bizimle. Bizi rahat bırak. Siktir. Konuşsana! Bizimle konuş, kızı rahat bırak. Lanet olsun, konuş bizimle! Sadece konuş bizimle. Bizi rahat bırak. Siktir. Konuşsana! | The Entitled-1 | 2011 | |
| All right. | Pekala. Pekâlâ. Pekala. | The Entitled-1 | 2011 | |
| So this is what's gonna happen | İşte olacaklar... Olacak şudur... İşte olacaklar... | The Entitled-1 | 2011 | |
| What the hell's going on? lf you so much as touch a hair on my daughter's | N'oluyor lan orada? Eğer kızımı saçının teline dokunursan... Neler oluyor? Eğer kızımın saçının bir tek teline zarar gelirse... N'oluyor lan orada? Eğer kızımı saçının teline dokunursan... | The Entitled-1 | 2011 | |
| Why don't you cut the ''if you touch her, l'm gonna kill you'' | Neden şu "Ona dokunursan, seni öldürürüm." muhabbetini kesmiyorsun... Kes şu 'kızıma bir şey olursa seni öldürürüm' zırvalarını. Neden şu "Ona dokunursan, seni öldürürüm." muhabbetini kesmiyorsun... | The Entitled-1 | 2011 | |
| fucking shtick, you jackass, okay? | ...lafı geveleme tamam mı, göt herif? Seni aşağılık herif. ...lafı geveleme, tamam mı, göt herif? | The Entitled-1 | 2011 | |
| l'm gonna tell you what to do, you're gonna do it and that's gonna be it. | Sana yapman gerekenleri söyleyeceğim, sen de yapacaksın, işte bu olacak. Sana ne yapacağını söyleyeceğim ve sen de yapacaksın. Olacak olan bu. Sana yapman gerekenleri söyleyeceğim, sen de yapacaksın, işte bu olacak. | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt's as simple as that, okay? | Bu kadar basit, tamam mı? Basitmiş değil mi? Bu kadar basit, tamam mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| l want a million dollars from each and every one of you. | Her biri için bir milyon dolar istiyorum. Her birinizden birer milyon dolar istiyorum. Her biri için bir milyon dolar istiyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| That's $3 million. l want you to call your lawyers | Üç milyon eder. Avukatlarınızı aramanızı ve... Bu üç milyon dolar eder. Avukatlarınızı arayın... Üç milyon eder. Avukatlarınızı aramanızı ve... | The Entitled-1 | 2011 | |
| and begin the bank arrangements. There's gonna be no drop offs, | ...banka anlaşmalarınızı yapmanızı istiyorum. Hiçbir eksiklik olmayacak... ...ve banka işlemlerini başlatın. Parada eksik olmayacak. ...banka anlaşmalarınızı yapmanızı istiyorum. Hiçbir eksiklik olmayacak... | The Entitled-1 | 2011 | |
| no suitcases full of money, this is it. | ...çanta yok, sadece para olacak hepsi bu. Çantalar parayla dolu olacak. İşte bu kadar. ...çanta yok, sadece para olacak hepsi bu. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l will call you in half an hour with the bank accounts. | Sizi yarım saat sonra banka hesapları ile arayacağım. Yarım saat içinde arayip size hesap numarasını vereceğim. Sizi yarım saat sonra banka hesapları ile arayacağım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Do you have any questions? | Sorunuz var mı? Sorusu olan? Sorunuz var mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| l said any questions? | Sorunuz var mı dedim? Sorusu olan var mı dedim? Sorunuz var mı dedim? | The Entitled-1 | 2011 | |
| No. And if you decide | Hayır. Polisi aramaya karar verirseniz... Hayır. Olur da polisi arayayım derseniz... Hayır. Polisi aramaya karar verirseniz... | The Entitled-1 | 2011 | |
| to call the police, go right ahead. | ...devam edin, arayın. ...hiç durmayın. ...devam edin, arayın. | The Entitled-1 | 2011 | |
| All they're gonna do is clutter up your house and delay our business. | Tüm yapacakları işleri karıştırmak olacak, evinizden ve işimizden alıkoyulacaksınız. Tek yapacakları evinizi altüst etmek olur ve işimiz gecikir. Tüm yapacakları işleri karıştırmak olacak, evinizden ve işimizden alıkoyulacaksınız. | The Entitled-1 | 2011 | |
| And in that case... | Ve bu durumda... Ve bu yüzden... Ve bu durumda... | The Entitled-1 | 2011 |