Search
English Turkish Sentence Translations Page 163054
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| Come on, buddy. We gotta keep the old fellas happy. | Hadi ama dostum. Eski dostları mutlu tutmalıyız. Hadi ama dostum. Eski dostunu kıracak mısın? Hadi ama dostum. Eski dostları mutlu tutmalıyız. | The Entitled-1 | 2011 | |
| No, enough enough. We've gotta go. | Hayır, bu kadar yeterli. Gitmeliyiz. Yok, vallahi yeter bu kadar. Gitmemiz gerek. Hayır, bu kadar yeterli. Gitmeliyiz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh, what is this? Middle age practice? | Nedir bu? Orta yaş pratiği mi? Bu davranışların orta yaşlılık olayına şimdiden hazırlık falan mı? Nedir bu? Orta yaş pratiği mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| You know, you two would have made such a good couple. | Biliyor musunuz, sizden çok iyi bir çift olur. Biliyor musunuz, siz ikiniz cidden süper bir çift olurdunuz. Biliyor musunuz, sizden çok iyi bir çift olur. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Really, it's just You're right, actually. | Gerçekten, öyle... Aslında haklısın. Öyle mi? Şey.. Haklsını aslında ya, cidden. Gerçekten, öyle... Aslında haklısın. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l've just got too much fucking to do. Okay. | Ama yapacak çok fazla şeyim var. Tamam. Lanet olasıca bir sürü şey var yapmam gereken. Peki. Ama yapacak çok fazla şeyim var. Tamam. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Let's go. | Hadi gidelim. Hadi, gidiyoruz. Hadi gidelim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh, my bag gimme. | Çantam... Dur, çantamı alayım. Çantam... | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh, Nick, don't forget | Nick, sakın unutma... Nick, bizim dışımızda kim varsa... Nick, sakın unutma... | The Entitled-1 | 2011 | |
| everybody sucks but us. | ...herkes berbat, ama biz de öyle. ...salla gitsin. ...herkes berbat, ama biz de öyle. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hi, Ma. Hey. | Merhaba anne. Selam. Selam anne. Selam. Merhaba anne. Selam. | The Entitled-1 | 2011 | |
| What's going on? Nothing much. | Neler oluyor? Pek bir şey yok. Nasıl gidiyor. Şöyle böyle. Neler oluyor? Pek bir şey yok. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l got you something. | Sana bir şey aldım. Sana bir şey getirdim. Sana bir şey aldım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Here. | Al. İşte burada. Al. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Where did you get the money for it? l mean... | Bunu alacak parayı nereden buldu? Yani... Bunu alacak parayı nereden buldun? Yani... Bunu alacak parayı nereden buldu? Yani... | The Entitled-1 | 2011 | |
| insurance won't pay for it. lt obviously did. | ...sigorta bize para ödemedi. Kesinlikle ödedi. ...sigorta karşılamamıştır herhalde. Aslında evet, karşıladı. ...sigorta bize para ödemedi. Kesinlikle ödedi. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l can't afford it. | Yoksa buna param yetmez. Yoksa buna nereden param yetecek. Yoksa buna param yetmez. | The Entitled-1 | 2011 | |
| The doctor said you gotta take two of these pills a day. | Doktor bu haplardan günde iki tane almanı söyledi. Doktor günde iki hap kullanmanı söyledi. Doktor bu haplardan günde iki tane almanı söyledi. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Remember to do that, okay? | Bunu ihmal etme, tamam mı? İki tane, unutma tamam mı? Bunu ihmal etme, tamam mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| No no, see, th they can't. | Hayır, hayır, bak, bunu yapamazlar. Yok artık. Bunu yapamazlar. Hayır, hayır, bak, bunu yapamazlar. | The Entitled-1 | 2011 | |
| They can't just do this. | Bunu öylece yapamazlar. Mümkünatı yok. Bunu öylece yapamazlar. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l'm so afraid. | Çok korkuyorum. Çok korkuyorum oğlum. Çok korkuyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt's okay. | Geçti. Korkma, bir şey olmayacak. Geçti. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l'll take care of this, okay? | Ben ilgileneceğim, tamam mı? Halledeceğim bu meseleyi, anlaştık? Ben ilgileneceğim, tamam mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| A few days, the world's gonna know who you are, Dean. | Bir kaç güne, Dünya kim olduğunu öğrenecek, Dean. Bir kaç güne bütün dünya kim olduğunu öğrenecek Dean. Bir kaç güne, Dünya kim olduğunu öğrenecek, Dean. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l have, yeah. | Evet, düşündüm. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l can't do this on my own, Dean. | Bunu tek başıma yapamam, Dean. Bunu kendi başıma yapamam Dean. Bunu tek başıma yapamam, Dean. | The Entitled-1 | 2011 | |
| And we are all on our own. | Hepimiz kendi başımızayız. Ama hepimiz kendi başımızayız. Hepimiz kendi başımızayız. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Not anymore. | Artık değil. Bundan sonra öyle olmayacak. Artık değil. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Tick tock, tick tock, | Tik tak, tik tak. Tik tak, tik tak. Tik tak. Tik tak, tik tak. Tik tak, tik tak. | The Entitled-1 | 2011 | |
| tick tock, tick tock, | Tik tak. Tik tak. | The Entitled-1 | 2011 | |
| tick | Tik... | The Entitled-1 | 2011 | |
| Maybe she's right about you. | Belki de senin hakkında haklıydı. Belki de senin hakkında söyledikleri doğrudur. Belki de senin hakkında haklıydı. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l thought she was just falling for your blue eyes. | Ben de sadece mavi gözlerine vurulduğunu sanıyordum. Bence sırf senin mavi gözlerine aşık. Ben de sadece mavi gözlerine vurulduğunu sanıyordum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Listen, if you guys have a thing going on, | Dinle, aranızda olan biten bir şey varsa... Bak, eğer yapacak bir şey varsa... Dinle, aranızda olan biten bir şey varsa... | The Entitled-1 | 2011 | |
| l don't want to get in the way. We're just friends. That's it. | Yolunuza taş koymak istemem. Sadece arkadaşız, hepsi o. Engel olmak istemem. Biz sadece arkadaşızı, hepsi bu. Yolunuza taş koymak istemem. Sadece arkadaşız, hepsi o. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You haven't called her or anything, have you? | Onu arayıp sormadın, değil mi? Kızı aramadın değil mi? Onu arayıp sormadın, değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| No, l haven't called her. | Hayır, onu aramadım. Yok, aramadım. Hayır, onu aramadım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Why would l | Hem, neden yapa... Niye araya... Hem, neden yapa... | The Entitled-1 | 2011 | |
| l lost my cell anyway. | Cep telefonumu da kaybettim zaten. Zaten telefonumu da kaybettim. Cep telefonumu da kaybettim zaten. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Go figure. | İcabına bak. Bilmez miyim. İcabına bak. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Why don't you go grab me a beer? | Neden bana bir bira getirmiyorsun? Bana bir bira getirsene. Neden bana bir bira getirmiyorsun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah. | Olur. Oldu. | The Entitled-1 | 2011 | |
| So tell me, | Söyle bakalım... Anlat bakalım... Söyle bakalım... | The Entitled-1 | 2011 | |
| is that just a word? | İMHA ET ...o sadece kelimeden mi ibaret? ...onu oraya süs olsun diye mi koydun? İMHA ET ...o sadece kelimeden mi ibaret? | The Entitled-1 | 2011 | |
| l gotta do something with my Friday nights, huh? | Cuma gecesi yapılacak iş var, ha? Cuma akşamları yapmam gereken bir şey var, ha? Cuma gecesi yapılacak iş var, ha? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Okay, so that's two tickets to Guadalajara | Tamam, ayın 27'si Cumartesi için Guadalajara'ya... Peki, öyleyse Guadalajara'ya iki bilet. Tamam, ayın 27'si Cumartesi için Guadalajara'ya... | The Entitled-1 | 2011 | |
| this Saturday the 27th. | ...iki bilet. Bu Cuma, yani ayın 27'sinde. ...iki bilet. | The Entitled-1 | 2011 | |
| That's it. You're all set. | Hepsi bu. Tamamen hazırsınız. Tamamdır, yeriniz ayrıldı. Hepsi bu. Tamamen hazırsınız. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Anything else l can help you with, sir? | Yardım edebileceğim başka bir şey var mı, bayım? Yardımcı olabileceğim başka bir şey var mı bayım? Yardım edebileceğim başka bir şey var mı, bayım? | The Entitled-1 | 2011 | |
| No, l've got everything l need. | Hayır, ihtiyacım olan her şeyi aldım. Yok sağ ol. Bu kadar. Hayır, ihtiyacım olan her şeyi aldım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Sorry. l would have called, but | Affedersin. Arardım ama... Pardon. Onu arayacaktım aslında ama... Affedersin. Arardım ama... | The Entitled-1 | 2011 | |
| No, l know no communication, no trace. | Biliyorum. Görüşme yok, iz sürme yok. Biliyorum canım, ne bir konuşma ne de en ufak bir iz. Biliyorum. Görüşme yok, iz sürme yok. | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt's safer that way until it goes down, right? | İş bitene kadar böylesi daha güvenli, değil mi? Buradan gidene kadar böyle olması daha güvenli, değil mi? İş bitene kadar böylesi daha güvenli, değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| You mean | Yani... Demek istediğin... Yani... | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah. | Evet. Aynen öyle. Evet. | The Entitled-1 | 2011 | |
| When? | Ne zaman? Ne zaman gidiyoruz? Ne zaman? | The Entitled-1 | 2011 | |
| l'll do anything you want. Yeah. | İstediğin her şeyi yapacağım. Evet. Benden ne istersen yapacağım. Tabii. İstediğin her şeyi yapacağım. Evet. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l know you will. | Yapacağını biliyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l know. | Biliyorum. Gerçekten. Biliyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Now don't forget, Nick, we're at Cliff's this year. | Sakın unutma Nick, bu sene Cliff'deyiz. Pekala, sakın unutma Nick. Bu sene Cliff'lerdeyiz. Sakın unutma Nick, bu sene Cliff'deyiz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Dad, l won't forget, okay? Yeah, l gotta go. See you tonight. Okay, bye. | Baba, unutmam tamam mı? Evet, gitmeliyim. Bu akşam görüşürüz. Tamam, hoşça kal. Tamam baba unutmam. Kapatmam gerek. Akşama görüşürüz. Güle güle. Baba, unutmam, tamam mı? Evet, gitmeliyim. Bu akşam görüşürüz. Tamam, hoşça kal. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You won't be needing those anymore. | Onlara artık ihtiyacın olmayacak. Onlar lazım olmaz artık. Onlara artık ihtiyacın olmayacak. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l will if l don't pass. | Sınavı geçemezsem olacak. Sınıfı geçemezsem öyle bir olur ki. Sınavı geçemezsem olacak. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Nick, we passed the day we were born. | Nick, biz doğduğumuz gün geçeriz. Nick, asıl sınıfı biz doğduğumuz gün geçmişiz oğlum. Nick, biz doğduğumuz gün geçeriz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Accept it, man. We don't live in the real world. | Kabul et, dostum. Gerçek Dünya'da yaşamıyoruz. Şunu kabul et ki gerçek dünyada yaşamıyoruz. Kabul et, dostum. Gerçek Dünya'da yaşamıyoruz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| We don't have to. lt's for those dumbfucks over there. | Yaşamamıza gerek de yok. Gerçek Dünya oradaki aptallar için. Gerek de yok zaten. Bu enayiler yaşamak zorunda. Yaşamamıza gerek de yok. Gerçek Dünya oradaki aptallar için. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You're such a people person, you know that? | Çok iyi bir insansın, bunu biliyor musun? Amma yüzsüz adamsın be kardeşim. Çok iyi bir insansın, bunu biliyor musun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hey, what's going on with Hailey? | Hailey ile aranız nasıl? Hey, Hailey'nin neyi var? Hailey ile aranız nasıl? | The Entitled-1 | 2011 | |
| This childhood sweethearts thing that's getting kinda old, man. | Bir türlü eskitemediğin çocukluk aşkın. Şu çocukça hareketler falan. Bu numaralar eskidi artık abi. Bir türlü eskitemediğin çocukluk aşkın. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You're crazy about her, right? | Onun için deliriyorsun, değil mi? Onun için yanıp tutuşuyorsun değil mi? Onun için deliriyorsun, değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| God help me, yeah. Yeah, l am. | Tanrım yardım et bana, evet. Evet, deliye dönüyorum. Allah'ım. Sen sabır ver. Evet, öyle. Tanrım yardım et bana, evet. Evet, deliye dönüyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| ls she crazy about you? | Peki ya o, senin için deliye dönüyor mu? Peki aynı şeyleri o da hissediyor mu? Peki ya o, senin için deliye dönüyor mu? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah. No. Yeah yeah yeah, of course she is. | Evet. Hayır. Evet, evet, evet. Tabii ki dönüyor. Evet. Hayır. Evet, evet. Tabii ki hissediyor ya. Evet. Hayır. Evet, evet, evet. Tabii ki dönüyor. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Then God help your AmEx. | O zaman Tanrı Amerikan Expres kartının yardımcısı olsun. Tanrı AmEx'e yardım etsin. O zaman Tanrı Amerikan Expres kartının yardımcısı olsun. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You're actually gonna have to do a day's work. That's funny. | Aslında günlük iş yapmak zorunda kalacaksın. Bu komik. Harbiden işin zor senin. Amma komik ha. Aslında günlük iş yapmak zorunda kalacaksın. Bu komik. | The Entitled-1 | 2011 | |
| That is really hilarious. | Bu gerçekten eğlenceli. Sırf şamata. Bu gerçekten eğlenceli. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Well, when that happens, l'll let you know what it feels like, pal. | Eğer öyle olursa, sana nasıl bir his olduğunu söylerim dostum. Senin de başına gelsin de o zaman göreceğim seni ahbap. Eğer öyle olursa, sana nasıl bir his olduğunu söylerim, dostum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh oh yeah! | Evet! Eveet. Evet! | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh oh oh! | Oh oh oh. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l hope you never get to hear this. | Umarım bunu hiç dinlemezsiniz. Umarım bunu dinlemek zorunda kalmazsın. Umarım bunu hiç dinlemezsiniz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| But if you do, if this all goes wrong, | Ama dinlerseniz, her şey ters giderse... Ama eğer dinliyorsan bil ki işler sarpa sardı. Ama dinlerseniz, her şey ters giderse... | The Entitled-1 | 2011 | |
| l want you to know that l did it to make things right. | ...bilmenizi isterim ki, her şeyin yoluna girmesi için bunu yaptım. Bilmeni istiyorum ki bunu işleri düzeltmek adına yaptım. ...bilmenizi isterim ki, her şeyin yoluna girmesi için bunu yaptım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Just to make things right. | Her şeyin yoluna girmesi için. Sadece işleri düzeltmek için. Her şeyin yoluna girmesi için. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l love you. | Sizi seviyorum. Seni seviyorum. Sizi seviyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Aren't we getting a little old for these family vacations? | Bu eski aile tatilleri için, biraz yaşlı değil miyiz? Şu aile tatili olayları için yaşımız geçmedi yahu? Bu eski aile tatilleri için, biraz yaşlı değil miyiz? | The Entitled-1 | 2011 | |
| l mean, being out in the middle of nowhere is fine when you're 1 2, | Yani 12 yaşlarında bunu yapmak neyse de... Hiç bilmediğin bir yerin ortasında olmak 12 yaşındayken güzeldi. Yani 12 yaşlarında bunu yapmak neyse de... | The Entitled-1 | 2011 | |
| but the novelty's kind of wearing off. | ...ama orijinallik adamı biraz yıpratıyor. Ama bu işlerin vakti geçti artık. ...ama orijinallik adamı biraz yıpratıyor. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Well, you still have to have your little poker night before the girls are even | Şey, küçük poker gecende kızların içeriye gelmesine... Hala şu ufak poker gecesi hazırlıklarını halletmen gerek. Tabii... Şey, küçük poker gecende kızların içeriye gelmesine... | The Entitled-1 | 2011 | |
| allowed in the door. Apart from our homecoming queen. | ...bir şey demiyorsun ama. Eve dönüş kraliçemiz, bizden kopuyor. ...kapına dayanmadan önce. Eve dönüş kraliçemiz hariç. ...bir şey demiyorsun ama. Eve dönüş kraliçemiz, bizden kopuyor. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Thank you. Hey, we're out of beer there, hotshot. | Teşekkürler. Biramız bitti, becerikli insan. Sağ ol. Hey artist, biramız bitti. Teşekkürler. Biramız bitti, becerikli insan. | The Entitled-1 | 2011 | |
| This do instead? Yes. | Biranın yerine bu olur mu? Evet. Bunu versem nasıl olur? İşte bu. Biranın yerine bu olur mu? Evet. | The Entitled-1 | 2011 | |
| That does very well. Whoo hoo! | Hem de nasıl gider. İyi değil mi? Woow. Hem de nasıl gider. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh, there we go. | Tamam, işte başlıyoruz. İşte gidiyoruz. Tamam, işte başlıyoruz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| This is what you're gonna do. | Yapacağın şey bu. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Man: lt's a shitty color. | Çok boktan bir renk. Ne dandik bir renk. Çok boktan bir renk. | The Entitled-1 | 2011 | |
| What? This brown is like dark blue | Ne? Kahverengi sanki koyu mavi... Ne? Nasıl bir kahverengiyse, lacivert gibi. Ne? Kahverengi sanki koyu mavi... | The Entitled-1 | 2011 | |
| or gray it's ugly. | ...ya da gri gibi görünüyor. İğrenç. Aslında griyi de andırıyor. Hiç güzel değil. ...ya da gri gibi görünüyor. İğrenç. | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt's charcoal. No no no, it's not. | Kara kalem o. Hayır, hayır, hayır, değil. Bu kömür rengi. Bırak şimdi, değil o renk. Kara kalem o. Hayır, hayır, hayır, değil. | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt's charcoal? lt's charcoal. | Kara kalem mi? Kara kalem. Kömür rengi mi bu şimdi? Evet. Kara kalem mi? Kara kalem. | The Entitled-1 | 2011 |