Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 22465
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| You know something and don't even try and say different. Know what? | Bir şey biliyorsun ve sakın aksini söylemeye çalışma. Ne biliyorum? | Glue-2 | 2014 | |
| You keep your lot on a tight leash. Oh, don't even... | Atını sağlam kazığa bağlarsın. Hiç başlama... | Glue-2 | 2014 | |
| You'll know, when you think about it, where she'll be. | Düşünürsen nerede olduğunu bilirsin. | Glue-2 | 2014 | |
| I didn't mean... Shit. | Öyle yapmak istemedim... Siktir. | Glue-2 | 2014 | |
| No, no, there's no need to call the police. | Hayıt, hayır polisi aramaya gerek yok. | Glue-2 | 2014 | |
| Can we play calmer now? | Daha sakin olabilir miyiz şimdi? | Glue-2 | 2014 | |
| She's, um... | Onun... | Glue-2 | 2014 | |
| ..starting to teeth, you know. | ...dişleri çıkmaya başladı. | Glue-2 | 2014 | |
| Yeah, she's changing all the time. | Evet, sürekli değişiyor. | Glue-2 | 2014 | |
| You can come see her whenever you like. | Ne zaman istersen gelip görebilirsin. | Glue-2 | 2014 | |
| No. I can't. | Hayır. Yapamam. | Glue-2 | 2014 | |
| She looks just like him. | Aynı ona benziyor. | Glue-2 | 2014 | |
| I didn't tell anyone. | Kimseye söylemedim. | Glue-2 | 2014 | |
| No one knows, but you do and I do, | Sen ve benden başka kimse bilmiyor... | Glue-2 | 2014 | |
| and I think it'd be good if you could be a sister to her. | ...ve ona kardeş olabilirsen iyi olur. | Glue-2 | 2014 | |
| She needs a family. She might need you. | Aileye ihtiyacı var. Sana ihtiyacı olabilir. | Glue-2 | 2014 | |
| You mean YOU need me. | Senin bana ihtiyacın var demek istiyorsun. | Glue-2 | 2014 | |
| My dad was dying. | Babam ölüyordu ve ben o kadar kızgındım ki... | Glue-2 | 2014 | |
| And I was so angry, I could barely even look at him. | ...yüzüne zor bakıyordum. | Glue-2 | 2014 | |
| That was your fault. | Bu senin suçun. | Glue-2 | 2014 | |
| I had a family. I don't need a new one. | Ailem vardı. Bir yenisine ihtiyacım yok. | Glue-2 | 2014 | |
| We need to find Janine, or whatever she's called, and bring her in. | Janine'i bulmalıyız ya da adı her neyse. Onu tutuklamalıyız. | Glue-2 | 2014 | |
| She's on the run. | Şu an kaçıyor. | Glue-2 | 2014 | |
| There's nothing you won't use, is there? | Yapmayacağın şey yok, değil mi? | Glue-2 | 2014 | |
| If you get anything else, just... bring it to ME first. | Bir şey bulursan ilk bana gel. | Glue-2 | 2014 | |
| That's what this is about. | Bütün mesele buydu yani. | Glue-2 | 2014 | |
| You're here because I took the tape to your boss, not you. | Kaseti senin yerine patronuna götürdüğüm için buradasın. | Glue-2 | 2014 | |
| You can't decide whether you're doing this for you or for Cal. | Bunu Cal için mi yoksa kendin için mi yaptığına karar veremiyorsun, değil mi? | Glue-2 | 2014 | |
| I'm doing this for Cal. | Cal için yapıyorum. | Glue-2 | 2014 | |
| And I am going to find who killed him. | Ve onu kimin öldürdüğünü bulacağım. | Glue-2 | 2014 | |
| But I'm never going to trust you, Ruth... OK? | Ama ben asla sana güvenmeyeceğim Ruth? Tamam mı? | Glue-2 | 2014 | |
| Was that as pointless as it looks? | Göründüğü kadar anlamsız mıymış? | Glue-2 | 2014 | |
| Mum? 'I didn't know what to do!' Mum! | Anne? Ne yapacağımı bilemedim! Anne! | Glue-2 | 2014 | |
| They won't let us see her. They won't. | Görmemize izin vermiyorlar. İzin vermiyorlar. | Glue-2 | 2014 | |
| What? So you can sit down. | Ne? O yüzden oturabilirsin. | Glue-2 | 2014 | |
| They say she's over the hump, but bronchial... | Solunum borularıyla alakalı olduğunu söylüyorlar... | Glue-2 | 2014 | |
| It's bronchial something. They talk so fast. | Bronşla ilgili bir şeyler. Çok hızlı konuştular. | Glue-2 | 2014 | |
| She couldn't breathe. Her mouth and lips turned blue... | Nefes alamadı. Ağzı ve dudakları maviye döndü... | Glue-2 | 2014 | |
| Well, I need to see her! You can't. You can't. Sit down. | Onu görmem gerek! Göremezsin. Otur. | Glue-2 | 2014 | |
| Just sit down. | Otur lütfen. | Glue-2 | 2014 | |
| How's the case? | Dava nasıl? | Glue-2 | 2014 | |
| Why didn't I see this? | Bunu neden göremedim? | Glue-2 | 2014 | |
| You were busy. | Meşguldün. | Glue-2 | 2014 | |
| Why didn't you see it? | Sen nasıl göremedin? | Glue-2 | 2014 | |
| Be careful, Ruth. | Dikkatli ol Ruth. | Glue-2 | 2014 | |
| When I brought you up, I had people around me. Lots of people. | Seni dünyaya getirdiğimde yanımda bir sürü insan vardı. Bir sürü. | Glue-2 | 2014 | |
| I wasn't expected to do it all on my own. | Kendime başıma bakmayı düşünmüyordum. | Glue-2 | 2014 | |
| But we left those people behind. YOU left those people behind. | Ama o insanları arkamızda bıraktık. Sen arkanda bıraktın. | Glue-2 | 2014 | |
| My daughter was ill and I missed it. | Kızım hastalandı ve ben kaçırdım. | Glue-2 | 2014 | |
| I should have been here, but I got distracted. | Burada olmalıydım ama dikkatim dağıldı. | Glue-2 | 2014 | |
| They distracted me. Who's they? | Onlar dikkatimi dağıttı. Onlar kim? | Glue-2 | 2014 | |
| Maybe I can't do this. | Belki de bunu yapamam. | Glue-2 | 2014 | |
| Maybe you can't. | Belki de. | Glue-2 | 2014 | |
| All that stuff you think no one sees all that hurt... | Kimsenin görmediğini sandığın onca şey... | Glue-2 | 2014 | |
| I know it and I see it. | Biliyorum ve görüyorum. | Glue-2 | 2014 | |
| And if you keep at this case, it's all going to come tumbling out. | Eğer bu davada kalırsan her şey dağılmaya başlayacak. | Glue-2 | 2014 | |
| Is he gonna be OK? | Düzelecek mi? | Glue-2 | 2014 | |
| I've given him a fighting chance. | Ona mücadele etme şansı verdim. | Glue-2 | 2014 | |
| Are you wet? I'm OK. | Islak mısın? İyiyim ben. | Glue-2 | 2014 | |
| But you're hiding, right? | Ama saklanıyorsun, değil mi? | Glue-2 | 2014 | |
| The village is crawling with people looking for you. | Köy seni arayan insanlarla kaynıyor. | Glue-2 | 2014 | |
| No, I'm not hiding. | Saklanmıyorum. | Glue-2 | 2014 | |
| I tried running. Turns out I wasn't very good at it. | Kaçmaya çalıştım. Anlaşılan pek de iyi değilmişim. | Glue-2 | 2014 | |
| They're hunting you because they think you hurt my brother. | Kardeşimi incittiğini düşündükleri için senin peşindeler. | Glue-2 | 2014 | |
| Well, that's not true. But you have done something. | Bu doğru değil. Ama bir şey yaptın. | Glue-2 | 2014 | |
| They think I have. | Yaptığımı sanıyorlar. | Glue-2 | 2014 | |
| Cal wanted ketamine. | Ketamini Cal istedi. | Glue-2 | 2014 | |
| So you gave him some? I gave him a lot. | Sen de ona biraz verdin? Çok verdim. | Glue-2 | 2014 | |
| It started out just as a small thing. | Küçük bir şey olarak başladı. | Glue-2 | 2014 | |
| It was just a few pretend horses, a few made up prescriptions, | Birkaç sahte at ve birkaç sahte reçeteydi... | Glue-2 | 2014 | |
| but then he kept pushing me for more. | ...ama sonra beni daha fazlası için zorladı. | Glue-2 | 2014 | |
| He kept pushing me. | O beni zorladı. | Glue-2 | 2014 | |
| He's going to be pretty open to colic right now, right? | Karın ağrısına olacak şimdi, değil mi? | Glue-2 | 2014 | |
| Your wet clothes won't do him much good. | Islak kıyafetlerinin ona pek faydası dokunmayacak. | Glue-2 | 2014 | |
| No point saving a horse's life and then killing it, is there? | Bir atın hayatını kurtarıp sonra onu yeniden öldürmenin hiçbir anlamı yok, değil mi? | Glue-2 | 2014 | |
| And you did save him, didn't you? | Ve onu kurtardın, değil mi? | Glue-2 | 2014 | |
| Are you going to hurt me, Eli? | Canımı yakacak mısın Eli? | Glue-2 | 2014 | |
| How did he make you do it? | Sana nasıl yaptırdı? | Glue-2 | 2014 | |
| He knew things about me. | Benim hakkımda bazı şeyler biliyordu. | Glue-2 | 2014 | |
| I don't know. The same way Cal knew everything. He just knew. | Bilmiyorum. Nasıl her şeyi biliyorsa öyle. Biliyordu işte. | Glue-2 | 2014 | |
| The same way you knew what was wrong with Crowley? | Senin Crowley'de ne sorunu olduğunu bildiğin gibi mi? | Glue-2 | 2014 | |
| My brother just saw people, right? Yes. | Kardeşim insanları gördü sadece, değil mi? Evet. | Glue-2 | 2014 | |
| What did he see? | Ne gördü? | Glue-2 | 2014 | |
| In you? | Senin içinde? | Glue-2 | 2014 | |
| A liar. | Bir yalancı. | Glue-2 | 2014 | |
| Please don't hurt me, Eli. | Lütfen canımı yakma Eli. | Glue-2 | 2014 | |
| No. I'm not gonna hurt you. | Hayır. Seni incitmeyeceğim. | Glue-2 | 2014 | |
| I'm going to wait with you until the police come. | Polis gelene kadar seninle birlikte bekleyeceğim. | Glue-2 | 2014 | |
| She's going to be all right. | Düzelecek. | Glue-2 | 2014 | |
| The nurse said she'll make a full recovery. | Hemşire tamamen iyileşeceğini söyledi. | Glue-2 | 2014 | |
| Step up to the desk for me. | Masaya yaklaş lütfen. | Glue-2 | 2014 | |
| Empty all your pockets and put everything up on top here. | Bütün ceplerini boşalt ve her şeyi masanın üstüne koy. | Glue-2 | 2014 | |
| We're going to book you in, and your belongings, | Gerçek ismin olarak farz edilmese de bütün... | Glue-2 | 2014 | |
| under the name Janine Riley, | ...eşyalarını Janine Riley adıyla... | Glue-2 | 2014 | |
| although it's currently assumed that this is not your real name. | ...kayıt altına alacağız. | Glue-2 | 2014 | |
| Come on, Marah, your food's on the table! | Hadi Marah, yemeğin hazır! | Glue-2 | 2014 | |
| Marah! Come away from Cal's caravan! | Marah! Cal'in karavanından uzaklaş! | Glue-2 | 2014 | |
| Do not eat if you wish not to work 1 | İşsiz kalmak istemiyorsan yemek yeme! | Go Go 70s-1 | 2008 | |
| Only export is our salvation | Tek kurtuluşumuz ihracat! | Go Go 70s-1 | 2008 | |
| Salutations, Mr. President | Hoşgeldiniz Sayın Başkan. | Go Go 70s-1 | 2008 |