Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 19145
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| I love these. | Bunlara bayıldım. | Felicity-1 | 1998 | |
| Would you get that? Sure. | Açar mısın? Tabi. | Felicity-1 | 1998 | |
| Meghan Rotundi? Look at that. More flowers. | Meghan Rotundi? Şuna bak. Çiçek. | Felicity-1 | 1998 | |
| Great. Just what she needs. Thank you. | Harika. Tek ihtiyacı buydu. Sağ ol. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hold it. What? Hey, what are you doing? | Bir dakika. Ne yapıyorsun? | Felicity-1 | 1998 | |
| It's for my photography project. Oh, sunflowers! | Fotoğraf projem için. Ayçiçekleri! | Felicity-1 | 1998 | |
| God, he's so funny. We have a joke about sunflowers. | Ne komik çocuk. Ayçiçekleri hakkında bir şakamız var da. | Felicity-1 | 1998 | |
| He's so funny! Look, you want to read it? | Ne komik çocuk! Okumak ister misin? | Felicity-1 | 1998 | |
| No, I don't. I'm gonna go. Okay. | Hayır, istemem. Ben gidiyorum. Tamam. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh. Don't forget your stuff. Thanks. | Eşyalarını unutma. Sağ ol. | Felicity-1 | 1998 | |
| A little easy on the cuticles, honey. Clean them, don't butcher them. | Tırnak etrafındaki etlere dikkat et. Temizle, doğrama. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hello. Anybody here? | Merhaba? Kimse var mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| Don't these fans understand I need my private time? | Hayranlarım kendime vakit ayırmam gerektiğini anlamıyor mu? | Felicity-1 | 1998 | |
| Hey, baby. Don't hey baby me. | Selam, tatlım. Bana tatlım deme. | Felicity-1 | 1998 | |
| You told me you had rehearsal. I did? | Burada ne yapıyorsun? Provan olduğunu söylemiştin. Öyle mi? | Felicity-1 | 1998 | |
| You said you couldn't help me with my Spanish exam because of it. | O yüzden İspanyolca sınavım için yardım edemeyeceğini söylemiştin. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, that's right, I did. You were lying to me? | Doğru ya, öyle dedim. Bana yalan mı söyledin? | Felicity-1 | 1998 | |
| Not technically. I can't believe you! | Teknik olarak hayır. İnanılmazsın! | Felicity-1 | 1998 | |
| After all the favors I've done for you, you couldn't do one thing! | Sana yaptığım onca iyilikten sonra, benim için bir şey yapmadın! | Felicity-1 | 1998 | |
| It appears you don't understand something. | Sanırım anlayamıyorsun. | Felicity-1 | 1998 | |
| Opening night is next week and I'm the big star. | Haftaya perde açıyoruz, büyük bir yıldız oldum artık. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, I understand. I just hope that it's worth it. | Gayet iyi anladım. Umarım değer. | Felicity-1 | 1998 | |
| You've already lost a husband, now you're losing a friend. | Kocanı kaybettin ve şimdi de arkadaşını kaybediyorsun. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hold that polish. | Bir saniye dur. | Felicity-1 | 1998 | |
| Elena. What? | Elena? Ne var? | Felicity-1 | 1998 | |
| Did you do that? Do what? | Bunu sen mi yaptın? Neyi? | Felicity-1 | 1998 | |
| Take the money out of the register. It's all gone. No. | Yazarkasadan parayı sen mi aldın? Hepsi gitmiş. Hayır. | Felicity-1 | 1998 | |
| I didn't take the money. We've been robbed, then. | Evet. Evet, yoğunum ama Parayı ben almadım. O zaman soyulduk. | Felicity-1 | 1998 | |
| What do you expect? You're back there getting a manicure, you big star. | Bu denklemde senin kim olduğunu unutuyorsun. Ne bekliyordun ki? Arka tarafta manikür yaptırıyordun, seni yıldız bozuntusu. | Felicity-1 | 1998 | |
| What ever happened to the honor system? | Dürüstlük kuralına ne oldu? | Felicity-1 | 1998 | |
| "I in she, she in me | "O benim, ben de onun içinde... | Felicity-1 | 1998 | |
| Aphrodite of the sea | ...Afrodit, denizlerin hakimi." | Felicity-1 | 1998 | |
| Drop my blood into the potion | "Damlatıyorum kanımı bu iksire... | Felicity-1 | 1998 | |
| Set this time travel spell in motion." | ...zaman yolculuğu büyüsünü getiriyorum etkin hale." | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, my God. You scared me. I'm sorry. | Aman Tanrım. Beni korkuttun. Kusura bakma. | Felicity-1 | 1998 | |
| How are you feeling? Okay. | ...bir gün bam diye... senden ayrılmak istiyor. Nasılsın? İyiyim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Good. Good. | Güzel. Güzel. Artık zengin oldu. | Felicity-1 | 1998 | |
| I haven't... seen you in a couple of days. | Birkaç... gündür görüşmedik. | Felicity-1 | 1998 | |
| Noel talked to you, didn't he? Nope. | Noel seninle konuştu, değil mi? Hayır. | Felicity-1 | 1998 | |
| Yes, he did. He talked to me. | Evet, konuştu. Benimle konuştu. | Felicity-1 | 1998 | |
| He's a little... Well, he's worried. | Biraz... endişeleniyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| He says you're talking about time travel. | Zaman yolculuğundan bahsediyormuşsun. | Felicity-1 | 1998 | |
| I knew he didn't believe me. | Bana inanmadığını biliyordum. | Felicity-1 | 1998 | |
| So, it's true. You are talking about time travel. | Yani doğru. Zaman yolculuğundan bahsediyordun. Öyle mi? Evet, sınav haftaya. | Felicity-1 | 1998 | |
| Yes. I came from the future to be with Noel | Evet. Noel'la beraber olabilmek için gelecekten geldim... | Felicity-1 | 1998 | |
| and now I'm trying to get back. | ...ama şimdi geri dönmeye çalışıyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Right. I've thought about this, how I can prove | Evet. Doğruyu söylediğimi sana nasıl kanıtlayabilirim diye... | Felicity-1 | 1998 | |
| Call your dad. What? | Babanı ara. Ne? | Felicity-1 | 1998 | |
| He's sick. He'll be okay but he's having liver problems. | Hasta. İyileşecek ama böbreklerinde problem var. | Felicity-1 | 1998 | |
| Your mum saves his life. | Buyur. Sağ ol. Annen babanın hayatını kurtaracak. | Felicity-1 | 1998 | |
| And there's this woman, Lauren. He's her AA sponsor. | Lauren adında bir kadın var. Babanın AA sponsoru. | Felicity-1 | 1998 | |
| Just call him so that you know I'm not making this up. | Uydurmadığımı anlaman için babanı ara. | Felicity-1 | 1998 | |
| I gotta get back to this, but please, don't forget to call. | Büyüye geri dönmem lazım ama lütfen aramayı unutma. | Felicity-1 | 1998 | |
| I won't. I'm gonna call him. | Unutmam. Arayacağım. | Felicity-1 | 1998 | |
| Noel. Hey, did you talk to her? | Lauren hakkında. Öyle mi? Noel. Felicity'yle konuştun mu? | Felicity-1 | 1998 | |
| You were right. There's something going on. | Haklısın. Bir şeyler oluyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| I know. Check this out. Okay. | Biliyorum. Şuna bir bak. Peki. | Felicity-1 | 1998 | |
| It's the criteria for psychosis. What are you talking about? | Psikoz kriterleri. Psikoz mu? Ne diyorsun sen? | Felicity-1 | 1998 | |
| Just listen to this. | Lütfen dinle. | Felicity-1 | 1998 | |
| "Criteria A. The presence of delusions, which are fixed, false beliefs, | "Kriter A: Sanrı belirtileri; takıntı haline gelmiş, kişinin bağlı... Selam. | Felicity-1 | 1998 | |
| "not shared with members of the individual's culture or religion." | ...olduğu kültür ve dini inanışa göre doğru olmayan şeylere inanma." | Felicity-1 | 1998 | |
| She's got that. Yeah, she's got that. | Onda bu var. Evet, var. | Felicity-1 | 1998 | |
| "Criteria B. Onset usually occurs before the age of 25." | "Kriter B: Genelde 25 yaşından önce kendini gösterir." | Felicity-1 | 1998 | |
| Man, yeah. It least she doesn't have Criteria C. | Evet. Hiç değilse C kriteri yok. | Felicity-1 | 1998 | |
| What's that? "Grossly disorganized and bizarre speech and behavior." | Neymiş? "Aşırı derecede karmaşık ve garip davranış ve konuşmalar." | Felicity-1 | 1998 | |
| Actually, when I just saw her, she was pricking | Aslında, onu az evvel gördüm. Parmağına... | Felicity-1 | 1998 | |
| her finger with a needle and she was chanting. What? | ...iğne batırmıştı ve büyülü sözler söylüyordu. Ne? | Felicity-1 | 1998 | |
| She's trying to do a spell to get back to the future. | Evet. Geleceğe gitmek için büyü yapmaya çalışıyordu. | Felicity-1 | 1998 | |
| So basically, she fits all the criteria. Yes, she does. | Yani kısaca, bütün kriterlere uyuyor. Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| Can we talk to you? | Seninle konuşabilir miyiz? | Felicity-1 | 1998 | |
| Did you call your dad? Yeah, I did. He wasn't home. | Babanı aradın mı? Evet. Evde değildi. | Felicity-1 | 1998 | |
| But I left him a message. | Ama mesaj bıraktım. | Felicity-1 | 1998 | |
| Okay, before we get started, we want | Pekâlâ, başlamadan önce, sana ne kadar... | Felicity-1 | 1998 | |
| you to know how much we care about you. | ...çok değer verdiğimizi söylemek istiyoruz. | Felicity-1 | 1998 | |
| Yeah. And we are on your side no matter what. Yes. | Evet. Ve ne olursa olsun, senin yanındayız. Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| It's just... We've been talking | Ama... zamanda yolculuk... | Felicity-1 | 1998 | |
| about this whole time travel business. | ...konusu hakkında konuşuyorduk. | Felicity-1 | 1998 | |
| And we're worried about you. Well, don't be. I'm fine. | Ve senin için endişeleniyoruz. Gerek yok. İyiyim. Notunun %30'unu oluşturduğunun farkındasın, değil mi? | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm sure you are. But what would you think if you were us? | Elbette. Ama bizim yerimizde olsan sen ne yapardın? | Felicity-1 | 1998 | |
| I would think I was nuts. I know, you guys, it sounds impossible. | Keçileri kaçırdığımı düşünürdüm. Biliyorum, inanılmaz geliyor. Pardon. Benimle bir derdin mi var? | Felicity-1 | 1998 | |
| But it happened. It's real. It's absolutely real. | Ama oldu. Gerçek. Tamamen gerçek. | Felicity-1 | 1998 | |
| What if it just seems real? What? | Ya gerçek gibi geliyorsa? Ne? | Felicity-1 | 1998 | |
| We brought this for you to take a look at. | Bakman için sana bunu getirdik. | Felicity-1 | 1998 | |
| You guys think this is psychosis? | Ben, benden... Psikoz belirtileri olduğunu mu düşüyorsunuz? | Felicity-1 | 1998 | |
| We just... We just want you to talk to someone. | Biz... biriyle konuşmanı istiyoruz. | Felicity-1 | 1998 | |
| I really... I shouldn't have come here. | Aslında... burada olmama gerek yok. | Felicity-1 | 1998 | |
| I just got talked into it by my friends. | Arkadaşlarım ikna etti. | Felicity-1 | 1998 | |
| Why don't you tell me what's going on? | Bana neler olduğunu anlatır mısın? | Felicity-1 | 1998 | |
| If I do, you'll just think I'm crazy too. I mean... | Eğer anlatırsam, siz de deli olduğumu düşüneceksiniz. Yani... | Felicity-1 | 1998 | |
| Okay, maybe I could tell you hypothetically. | Peki, belki bir varsayım olarak anlatabilirim. | Felicity-1 | 1998 | |
| What if I thought, hypothetically... | Eğer bir varsayım olarak... | Felicity-1 | 1998 | |
| that I'd traveled back in time. | ...geçmişe seyahat ettiğimi düşündüğümü... | Felicity-1 | 1998 | |
| What would you say to that? | ...söylersem ne derdiniz? | Felicity-1 | 1998 | |
| I would say that it must be very scary. | Çok korkutucu olmalı derdim. | Felicity-1 | 1998 | |
| And then I'd ask you how it affected your life. | Ve sonra bunun hayatını nasıl etkilediğini sorardım. | Felicity-1 | 1998 | |
| Well, it's affected everything. | Her şeyi etkiledi. | Felicity-1 | 1998 | |
| How? | Nasıl? Çünkü senden hiçbir şey saklamak istemediğimin farkına vardım. | Felicity-1 | 1998 | |
| At first I guess I thought it was fun, knowing what was going to happen. | Önceleri nelerin olacağını bilmenin eğlenceli olduğunu düşündüm sanırım. | Felicity-1 | 1998 | |
| But now I'm just... | Ama şimdi... | Felicity-1 | 1998 | |
| ...in a panic. About what? | ...panik içindeyim. Neyin paniği? | Felicity-1 | 1998 |