Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 163062
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| l don't know. Three, maybe four hours ago. | Bilmiyorum. Üç belki de dört saat önce. Bilmem. Üç, dört saat önce. Bilmiyorum. Üç belki de dört saat önce. | The Entitled-1 | 2011 | |
| No, what he wants to know is did you get away | Hayır, bilmek istediği şey, ödeme yapıldıktan sonra... Asıl bilmek istediği o ödemeyi... Hayır, bilmek istediği şey, ödeme yapıldıktan sonra... | The Entitled-1 | 2011 | |
| before he paid up. | ...kaçıp kaçmadığınız. ...yaptıktan önce mi kaçtınız. ...kaçıp kaçmadığınız. | The Entitled-1 | 2011 | |
| No, Bob, that's not what l meant. | Hayır, Bob. Onu demek istemedim. Saçmalama Bob. Öyle demek istemedim. Hayır, Bob. Onu demek istemedim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| There's just one thing, Nick. | Sadece tek bir şey var, Nick. Bilmeni istediğim bir şey var Nick. Sadece tek bir şey var, Nick. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Did you know your big shot daddy was broke? | Kodaman babanın, beş parasız olduğunu biliyor muydun? Şu kalın enseli babanızın aslında beş parasız olduğundan haberiniz var mı? Kodaman babanın, beş parasız olduğunu biliyor muydun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| For God's sake. Bob: Now how about that? | Tanrı aşkına. Buna ne diyorsun? Tanrı aşkına. Buna ne dersin? Tanrı aşkına. Buna ne diyorsun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| But it's okay. l spotted him a couple of bucks. | Ama sorun değil. Ona bir kaç dolar destek çıkarım. Ama sorun değil. Ona biraz para verdim. Ama sorun değil. Ona bir kaç dolar destek çıkarım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt's nothing, Nick. | Önemli bir şey değildi, Nick. Bakma sen ona Nick. Önemli bir şey değildi, Nick. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Where are these cops? | Nerede kaldı bu polisler? | The Entitled-1 | 2011 | |
| We're a long way out of town, sir. | Çok geniş bir kasabadayız, efendim. Şehirden bayağı uzaktayız efendim. Çok geniş bir kasabadayız, efendim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah well, and in the meantime these fuckers are getting away. | Evet, ama o sırada buraya gelmeleri lazımdı. Tabii ya, aynı zamanda o adiler kaçıyorlar. Evet, ama o sırada buraya gelmeleri lazımdı. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Where's my lighter? | Çakmağım nerede? | The Entitled-1 | 2011 | |
| We'll arrange for you to come down and make a formal statement. | Karakola gelip, resmi bir ifade vermeniz gerekiyor. Bizimle merkeze gelip ifade vermeniz gerekiyor. Karakola gelip, resmi bir ifade vermeniz gerekiyor. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Any time, Officer. | Her zaman, memur bey. Ne zaman isterseniz memur bey. Her zaman, memur bey. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l don't know what kind of country we're living in anymore. | Artık nasıl bir ülkede yaşıyoruz onu bile bilmiyorum. Biz nasıl bir ülkede yaşıyoruz böyle? Artık nasıl bir ülkede yaşıyoruz onu bile bilmiyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| What happened to our kids? l wish l knew. | Çocuklarımıza ne oldu? Keşke bilseydim. Çocuklarıma ne oldu? Keşke bilseydim. Çocuklarımıza ne oldu? Keşke bilseydim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt seems like every day there's a | Sanki, her gün gördükleri... Sanki her gün bir... Sanki, her gün gördükleri... | The Entitled-1 | 2011 | |
| That's just the way it is. | Aynen göründüğü gibi. Bu işler böyle. Aynen göründüğü gibi. | The Entitled-1 | 2011 | |
| At least your son's okay. | En azından, oğlunu iyi. En azından sizin oğlunuzun bir şeyi yok. En azından, oğlunu iyi. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You're both free to go. | İkiniz de gidebilirsiniz. Gidebilirsiniz. İkiniz de gidebilirsiniz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh, and one more thing | Bir şey daha var... Ha bu arada... Bir şey daha var... | The Entitled-1 | 2011 | |
| we're gonna need to check your car for prints. | ..arabanızdan parmak izi almamız gerek. ...parmak izleri için arabanıza bakmamız gerekecek. ..arabanızdan parmak izi almamız gerek. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You can pick it up tomorrow. | Yarın gelebilirsiniz. Yarın geri alırsın. Yarın gelebilirsiniz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah, of course. | Evet, tabii ki. Peki. Evet, tabii ki. | The Entitled-1 | 2011 | |
| There you go. Come on, we'll take mine. | Buyurun. Gel, benimkini alalım. Buyrun. Gel, benimkiyle gideriz. Buyurun. Gel, benimkini alalım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Let's get out of here. | Hadi gidelim buradan. Gidelim artık şuradan. Hadi gidelim buradan. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Dick: And here we are. Yeah, that's about it. | Biz buradaydık. Evet, hepsi bu. İşte geldik. Tamamdır, hepsi bu. Biz buradaydık. Evet, hepsi bu. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Nick: Bob, | Bob... Bob. Bob... | The Entitled-1 | 2011 | |
| why don't you let us give you a ride home? | Seni eve bırakmamızı ister misin? Gel seni de bırakalım eve? Seni eve bırakmamızı ister misin? | The Entitled-1 | 2011 | |
| You shouldn't be on your own. | Yalnız başına gitmemelisin. Yalnız gitmemen daha iyi. Yalnız başına gitmemelisin. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Good idea. l'll call you. | İyi fikir. Seni ararım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Bye, Hailey. Okay. | Hoşça kal, Hailey. Tamam. Görüşürüz Hailey. Güle güle. Hoşça kal, Hailey. Tamam. | The Entitled-1 | 2011 | |
| All those things l said... | Tüm o söylediğim şeyler için... Sana söylediklerim için... Tüm o söylediğim şeyler için... | The Entitled-1 | 2011 | |
| sorry. | ...üzgünüm. ...özür dilerim. ...üzgünüm. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Cigarette? | Sigara? Yak bir tane? Sigara? | The Entitled-1 | 2011 | |
| All right. | Bana uyar. İyi, ver bakalım. Bana uyar. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Are you okay, son? | İyi misin, evlât? İyisin değil mi evlat? İyi misin, evlât? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah, l'm okay. | Evet, iyiyim. Evet, yok bir şeyim. Evet, iyiyim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l can't go back there. | Oraya dönemem. Oraya geri dönemem. Oraya dönemem. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You don't have to. | Dönmek zorunda değilsin. Dönmene gerek yok zaten. Dönmek zorunda değilsin. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hey, Pop. | Baba... Baba. Baba... | The Entitled-1 | 2011 | |
| Everything's going to be okay. | Her şey yoluna girecek. Her şey düzelecek. Her şey yoluna girecek. | The Entitled-1 | 2011 | |
| We played by the rules. | Kuralına göre oynadık. Kurallara uyduk. Kuralına göre oynadık. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l wanted to play by the rules. | Kurallara göre oynamak istedim. Kurallara uyarak yaşamak istedim. Kurallara göre oynamak istedim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| But that's the big lie. | Ama, büyük yalan bu işte. Ama aslında kendimi kandırdım. Ama, büyük yalan bu işte. | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt's not enough anymore. | Artık yeterli değil. Bu asla yeterli olmadı. Artık yeterli değil. | The Entitled-1 | 2011 | |
| So maybe just once | Bu yüzden, bir kerelik olsun... Belki de artık... Bu yüzden, bir kerelik olsun... | The Entitled-1 | 2011 | |
| you've gotta break them. | ...onları kırmalısınız. ...tabuları yıkma vaktidir. ...onları kırmalısınız. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Right? | Değil mi? Öyle değil mi? Değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt's a shitty color. | Çok boktan bir renk. Ne dandik bir renk. Çok boktan bir renk. | The Entitled-2 | 2011 | |
| l can't. Fuck! Aw, fuck. | Çekemiyorum. Siktir! Siktir. Beceremiyorum. Hay böyle işi. Çekemiyorum. Siktir! Siktir. | The Entitled-2 | 2011 | |
| What do you want? | Ne istiyorsunuz? Ne istiyorsun? Ne istiyorsunuz? | The Entitled-2 | 2011 | |
| Let us go. Please! | Bırak gidelim. Lütfen! Bırak bizi. Lütfen! Bırak gidelim. Lütfen! | The Entitled-2 | 2011 | |
| Just let us go. We can help you. | Bırak gidelim. Sana yardım edebiliriz. Serbest bırak bizi. Sana yardım edebiliriz. Bırak gidelim. Sana yardım edebiliriz. | The Entitled-2 | 2011 | |
| Go go go! | Kaç, kaç, kaç! | The Entitled-2 | 2011 | |
| Yeah. All right, well, all that matters | Evet. Pekâlâ, şu anda tek önemli olan... Aynen. Neyse, önemli olan siz güvendesiniz. Evet. Pekâlâ, şu anda tek önemli olan... | The Entitled-2 | 2011 | |
| For God's sake. Now how about that? | Tanrı aşkına. Buna ne diyorsun? Tanrı aşkına. Buna ne dersin? Tanrı aşkına. Buna ne diyorsun? | The Entitled-2 | 2011 | |
| And here we are. Yeah, that's about it. | Biz buradaydık. Evet, hepsi bu. İşte geldik. Tamamdır, hepsi bu. Biz buradaydık. Evet, hepsi bu. | The Entitled-2 | 2011 | |
| Bob, | Bob... Bob. Bob... | The Entitled-2 | 2011 | |
| See, I'm nothing special. | Gördünüz mü, özel hiçbir yanım yok. Gördüğünüz gibi öyle özel biri değilim. Bakın, özel hiçbir yanım yok. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'm like everybody else | Herkes gibi... Ben de herkes gibiyim. Herkes gibi... | The Entitled-3 | 2011 | |
| JD Couriers. May I have your account number, please? | JD Kuryeleri. Hesap numaranızı alabilir miyim, lütfen? JD Couriers, hesap numaranız lütfen. JD Kuryeleri. Hesap numaranızı alabilir miyim, lütfen? | The Entitled-3 | 2011 | |
| Can I ask you a question, sir? | Size bir soru sorabilir miyim, efendim? Bir şey sorabilir miyim, efendim? Size bir soru sorabilir miyim, efendim? | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'm not gonna get this job, am I? | Bu işi alamayacağım, değil mi? Beni işe almayacaksınız, değil mi? Bu işi alamayacağım, değil mi? | The Entitled-3 | 2011 | |
| I really need this job. I'm sorry. | Bu işe gerçekten ihtiyacım var. Üzgünüm. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I could start right away. I'd work for free for a month if you needed me to. | Bana ihtiyacınız olursa, bir ay para almadan hemen çalışmaya başlayabilirim. İsterseniz hemen başlayabilirim işe. Hem de bir ay ücretsiz çalışırım. Bana ihtiyacınız olursa, bir ay para almadan hemen çalışmaya başlayabilirim. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'm sorry, son. | Üzgünüm, evlât. Üzgünüm evlat. Üzgünüm, evlât. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'm done. | Bitirdim. İşim bitti. Bitirdim. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Yeah, I had dreams, but they're over... | Evet hayallerim vardı, ama artık bittiler... Evet, bir zamanlar hayallerim vardı. Ama yok oldular. Evet, hayallerim vardı, ama artık bittiler... | The Entitled-3 | 2011 | |
| It'll come good. | Yoluna girecek. Düzelecektir. Yoluna girecek. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I graduated two years ago. I'm still living with my parents. | İki yıl önce mezun oldum. Hâlâ ailemle yaşıyorum. Üniversiten mezun olalı iki yıl oldu ama hala ailemle birlikte yaşıyorum. İki yıl önce mezun oldum. Hâlâ ailemle yaşıyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Oh, I made you some sandwiches. | Sana sandviç yaptım. Ha sahi, sana sandviç hazırladım. Sana sandviç yaptım. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I guess if I keep on studying, | Sanırım çalışmaya devam edersem... Öyle düşünüyorum ki eğer çalışmaya devam edersem... Sanırım çalışmaya devam edersem... | The Entitled-3 | 2011 | |
| I can trick myself into believing I'm getting somewhere. | ...bir yerlere gelebileceğime inanarak kendimi kandırabilirim. ...bir yere gelebileceğime inanma konusunda kendimi kandırabilirim. ...bir yerlere gelebileceğime inanarak kendimi kandırabilirim. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Why haven't you filled these? I'll get around to it. | Bu şişe neden boş? Milletten alıyorum. Hiç ilaç kalmamış. Alırız bir ara. Neden bu dolu değil? Milletten alıyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It's already wiped us out. | Zaten bizi sildi süpürdü. Dünyanın parasını harcadık bu ilaçlara. Zaten bizi sildi süpürdü. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Don't worry. I'll get better. | Endişelenme. İyileşiyorum. Sıkma sen canını. Düzeleceğim. Endişelenme. İyileşiyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It wasn't about me at all. | Benimle hiç de alakası yoktu. Kesinlikle ben değildim. Benimle hiç de alakası yoktu. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'll get by. | İlacı alacağım. Bir şekilde halleceğim. İlacı alacağım. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It was about seeing pain and struggle | Acı ve bu acıyla mücadele etmekle alakası vardı... Asıl mevzu acı ve mücadeleydi. Acı ve bu acıyla mücadele etmekle alakası vardı... | The Entitled-3 | 2011 | |
| I thought a civilian snuck in. | Ben de bir sivilin yanıma gizlice sokulduğunu sanıyordum. Birileri bana sarkıyor sanırım. Ben de bir sivilin yanıma gizlice sokulduğunu sanıyordum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'm good. | Böyle iyiyim. Ben böyle iyiyim. Böyle iyiyim. | The Entitled-3 | 2011 | |
| If you want a nice girl, there's plenty to choose from out there. | Cici kız istiyorsan, orada seçebileceğin bol miktarda kız var. Eğer cici bir kız istiyorsan orada sürüyle var. İyi bir kız istiyorsan, orada seçebileceğin bol miktarda kız var. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'm thinking about how smart you are. | Ne kadar akıllı olduğunu düşünüyorum. Ne kadar şık olduğunu düşünüyorum. Ne kadar akıllı olduğunu düşünüyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I knew from the second I saw you. | Seni gördüğüm saniye anladım. Seni ilk gördüğüm andan beri bunu biliyorum. Seni gördüğüm saniyeden beri biliyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It's so good to be with someone who sees through all the bullshit, | Tüm bunların saçmalık olduğunu gören biriyle... Tüm bu saçmalıklarda sana destek olan biriyle, gözü açık biriyle... Tüm bunların saçmalık olduğunu gören biriyle... | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'm going to see Dean again tomorrow. | Yarın yeniden Dean'i görmeye gideceğim. Yarın yine Dean'e uğrayacağım. Yarın yeniden Dean'i görmeye gideceğim. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I mean, he can lose it big time. Yeah well, | Yani o, çoğu zaman kaybeder. Evet, şey... Yani çok zaman kaybedebilir. Evet... Yani o, çoğu zaman kaybeder. Evet, şey... | The Entitled-3 | 2011 | |
| When I'm sure. | Emin olduğumda. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It's not good any night. You don't want to be seen with me or something. | Hiçbir gece iyi değil ki. Benimle görünmek falan istemiyorsun. Hep bir şey çıkartıyorsun ya. Benle görülmek istemiyorsun değil mi? Hiçbir gece iyi değil ki. Benimle görünmek falan istemiyorsun. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Is it so bad I want you all to myself? | Tamamını kendime saklamam, bu kadar kötü mü? Seni sadece kendime saklamak istemem kötü bir şey gibi konuşuyorsun? Tamamını kendime saklamam, bu kadar kötü mü? | The Entitled-3 | 2011 | |
| You know I love that. | Bunu sevdiğimi biliyorsun. Bu tabi ki harika bir şey. Bunu sevdiğimi biliyorsun. | The Entitled-3 | 2011 | |
| And I love you too. | Ve, ben de seni seviyorum. Ben de seni seviyorum. Ve, ben de seni seviyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| A boys' night yeah, I can't wait for that. | Erkekler gecesi... Evet, sabırsızlanıyorum. Erkek erkeğe. Tabi ya. Nasıl sabırsızlanıyorum bilemezsin. Erkekler gecesi... Evet, sabırsızlanıyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I've just got too much fucking to do. Okay. | Ama yapacak çok fazla şeyim var. Tamam. Lanet olasıca bir sürü şey var yapmam gereken. Peki. Ama yapacak çok fazla şeyim var. Tamam. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I got you something. | Sana bir şey aldım. Sana bir şey getirdim. Sana bir şey aldım. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Where did you get the money for it? I mean... | Bunu alacak parayı nereden buldu? Yani... Bunu alacak parayı nereden buldun? Yani... Bunu alacak parayı nereden buldu? Yani... | The Entitled-3 | 2011 | |
| insurance won't pay for it. It obviously did. | ...sigorta bize para ödemedi. Kesinlikle ödedi. ...sigorta karşılamamıştır herhalde. Aslında evet, karşıladı. ...sigorta bize para ödemedi. Kesinlikle ödedi. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I can't afford it. | Yoksa buna param yetmez. Yoksa buna nereden param yetecek. Yoksa buna param yetmez. | The Entitled-3 | 2011 |