Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 158527
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| So he'll never come back. | ...asla geri gelmeyecek. | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's just juice. Well, yes. And what did you think? | Sıradan bir meyve suyu işte. Sen ne düşünüyorsun? | Tatarak-1 | 2009 | |
| They'd probably like something stronger, but they don't have any money. | Sanırım daha güzel bir şey isterlerdi ama paraları yetmiyor. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Do you know these people? Yes. | Bu insanları tanıyor musun? Evet. | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's a small town. We know one another, well... by sight. | Burası küçük bir kasaba. Herkes birbirinin yüzlerinden tanıyabilir. | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's a really small town. | Burası gerçekten küçük bir kasaba. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Zbyszek's going to come. His wife's English. | Zbyszek gelecekmiş. Karısı bir İngiliz. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He'll come with her so I hope they'll let him go back. | Beraber gelecekler. Onları burada kalmaya ikna etmeyi umuyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He's got two girls. | İki kızı var. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He works at the airport in London. It's an easy job. He's a ground officer. | Londra'da bir hava alanında çalışıyor. Basit bir işi var. | Tatarak-1 | 2009 | |
| You may remember Janusz the best. | En iyi Janusz'u hatırlıyorsundur. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Remember when Janusz, on his own, brought a tree for Christmas? | Janusz'un kendi başına bir Noel ağacı aldığı günü hatırlıyor musun? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Do you remember that Christmas before the war? | O Noel savaştan önceydi, hatırlıyor musun? | Tatarak-1 | 2009 | |
| That was so joyful! So much enjoyment, | Çok eğlenceliydi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| so many children. | Çok fazla çocuk vardı, | Tatarak-1 | 2009 | |
| Your two, the three of mine. | İki tane senin, üç tane benim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Alina, and, well, Henryk was still alive. | Alina, ve Henryk hala hayattalar. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And Alina's fine. Her husband's a commie. | Aline çok iyi, komünist bir kocası var. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I wonder if he'll let her see her brother. | Aline'ya kardeşini görmesine izin verecek mi bilmiyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| The girls rather yes, but surely not the sister in law? | Kızlarda bir sorun yok da damatlar biraz sorunlu değil mi? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Dear God, what a time! | Tanrım! Zaman ne çabuk geçmiş. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And the river flows... | Ve nehir akar. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Let's go now. Let's go. | Hadi gidelim artık. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Yes, he will see you. What is your name? | Evet, sizi muayene edecek. Adınız nedir? | Tatarak-1 | 2009 | |
| All right. Please, do not worry. | Pekala, endişelenmeyin. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Yes, he will certainly see you. Thank you. | Kesinlikle sizi muayene edecek. Teşekkür ederim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Hello, doctor's house. | Buyrun, doktorun evi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| No, I'm afraid not. But he's on duty at the hospital. | Korkarım olamaz. Hastanede görev başında. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Yes, if it's serious, please go to he hospital. | Durum ciddiyse, lütfen hastaneye gidin. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Yes, yes, he will certainly see you there, he's on duty. | Evet sizi kesinlikle muayene edecektir. Görevi bu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Do not go in there, please! | Lütfen oraya girme! | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'm sorry. I wanted to tidy the room. Like you told me to, Madam. | Üzgünüm hanımefendi. Bana söylediğiniz gibi odayı düzeltecektim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I told you to tidy everywhere except in that room. Haven't I told you that? | Sana bu oda dışında, evi temizleyeceğini söylemedim mi? | Tatarak-1 | 2009 | |
| If I haven't, I'm telling you now. Please, do not enter that room. | Söylemediysem şimdi söylüyorum, o odaya sakın girme. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'm sorry. We do not go in there. | Üzgünüm. Orayı kullanmıyoruz. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Here. Excuse me. | Afedersin. | Tatarak-1 | 2009 | |
| See, they're looking at us... Because you always... | Baksana, bizi izliyorlar. Çünkü sen daima... | Tatarak-1 | 2009 | |
| Like yesterday... with the fellows... the whole town... | Tüm kasaba arkadaşlarınla seni izliyorlar. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I expect you'll come to Warsaw, like every year, | Her sene ki gibi bu yıl da 1 Ağustos'ta çocuklarının mezarını ziyaret etmek... | Tatarak-1 | 2009 | |
| on 1 st August to visit the boys' grave. | ...için Varşova'ya gelmeni bekliyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Yes, yes, I'm planning to, like every year. | Evet, ben de gelmeyi düşünüyorum, her sene ki gibi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Forgive me, Marta. | Affet beni, Marta. | Tatarak-1 | 2009 | |
| You have nothing to reproach yourself with. | Kendini suçlamana gerek yok. | Tatarak-1 | 2009 | |
| None of that was your fault. Nor mine, nor anybody else's. | Olanlar ne senin, ne benim, ne de bir başkasının hatasıydı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Nobody could have predicted the uprising would break out. | İsyan çıkacağını kimse tahmin edemezdi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Nobody could have predicted that. | Hiç kimse. | Tatarak-1 | 2009 | |
| But I couldn't stop them. | Onları durduramadım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Nobody would've been able to. Not even I. This is how we raised them. | Kimse onları durduramazdı, ben bile. Onları biz böyle yetişdirdik. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I still see them like it was yesterday... | Olanları sanki dünmüş gibi hatırlıyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| How was your day? Was it all right? | Günün nasıl geçti? Her şey yolunda mıydı? | Tatarak-1 | 2009 | |
| I postponed that patient's appointment to Monday. | Bir hastanın randevusunu pazartesiye erteledim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He called three times. Asked if it was for certain. | Emin olmak için üç kere aradı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Here, have some. No, thank you. | Biraz alsana. Hayır, teşekkür ederim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Maybe you'll have some jam? No, thank you. | Biraz reçel ister misin? Hayır, teşekkür ederim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| You know what, | Biraz uyumak istiyorum. Senin için sorun olmaz, değil mi? | Tatarak-1 | 2009 | |
| I think I'll go to bed, all right? I'm so tired. Excuse me. | Bugün çok yoruldum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| What time are you leaving? Early. | Ne zaman kalkacaksın? Sabah erkenden. | Tatarak-1 | 2009 | |
| All right them. Have a good night. | Pekala, iyi uykular. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Why, are you alone today? | Neden bugün yalnızsın? | Tatarak-1 | 2009 | |
| No, no, please, sit down. I'll sit down too. | Otursana, ben de oturacağım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's such a lovely place, isn't it? | Ne güzel bir yer, değil mi? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Why are you alone today? | Neden bugün yalnızsın? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Halinka has left. | Halinka'yla ayrıldık. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And who is Halinka? | Halinka kim? | Tatarak-1 | 2009 | |
| It doesn't matter. | Boşver. | Tatarak-1 | 2009 | |
| She's a student and she always knows better. | Bir öğrenci ve daima herşeyin en iyisini o biliyor. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And I'm just a simple boy, after all... | Bense sıradan birisiyim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Are your parents alive? No, they aren't. | Ailen hayatta mı? Hayır, değil. | Tatarak-1 | 2009 | |
| They died during the war. My grandmother raised me. | Savaşta öldüler. Babaannem büyüttü beni. | Tatarak-1 | 2009 | |
| She raised a splendid boy. | Mükemmel bir çocuk yetiştirmiş. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'm sorry, I don't know why I get such silly ideas. | Üzgünüm, böyle saçma şeyler aklıma nereden geliyor bilmiyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Where did you go to school? In Elblag. | Nerede okudun? Elblag'da. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I trained as a raftsman. | Rafting eğitimi aldım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| But wouldn't you like to do something else? | Peki başka bir iş yapmak istemez misin? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Now you start talking like Halina. | Halinka gibi konuşmaya başladın. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'm not meant to be anything else, don't you see? | Benden başka birşey olmaz, görmüyor musun? | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'm a born raftsman water inspector and that's that. | Raftingci doğdum ve bu durum değişemez. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And what does she want from you? | Peki o senden ne yapmanı istiyordu? | Tatarak-1 | 2009 | |
| She wants me to read books | Kitap okumamı ve onunla beraber nehrin kıyısında... | Tatarak-1 | 2009 | |
| and walk with her in the moonlight, along the river. | ...ay ışığı altında yürümemi istiyordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And you would rather play bridge? Sure I would. | Ama sen briç oynamayı tercih edersin, değil mi? Evet, kesinlikle. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I saw you two at the stage the other day. | Geçen gün sizi sahnede gördüm. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Exactly. | Doğrudur. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'd also prefer you to learn and read books. | Kitap okumanı ve yeni şeyler öğrenmeni isterim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I do read sometimes but there's nowhere I could get books. | Bazen okuyorum ama kitap alabileceğim bir yer yok. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I can't buy them. And, what's worse, I have to send cash to my grandmother. | Ayrıca kitaba para veremem. Babaanneme para göndermeliyim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Why don't you take books from me? | Neden benden ödünç kitap almıyorsun? | Tatarak-1 | 2009 | |
| We have some books. | Bir çok kitabım var. | Tatarak-1 | 2009 | |
| My husband buys and has them delivered, but he doesn't have time to read. | Eşim kitap alır ama okumaya vakit bulamaz. | Tatarak-1 | 2009 | |
| They just lie there uncut. | Hiç okunmadan evde duruyorlar. | Tatarak-1 | 2009 | |
| So when are you going to come over? | Beni ziyarete ne zaman geliyorsun? | Tatarak-1 | 2009 | |
| She just thinks she's so high and mighty. | Kendisini çok üstün görüyordu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| She'll be a university lecturer and tells me that she's ashamed to be | Üniversitede okutman olacak ve bana benim gibi bir aptaldan utandığını söyledi. | Tatarak-1 | 2009 | |
| with a blockhead like me. I don't mind being a blockhead. | Ben aptal değilim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I don't need any science to live. I feel good the way I am. | Yaşamak için bilgiye ihtiyacım yok. Böyle mutluyum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| If she wants to marry me, that's fine. And if she doesn't, that's fine too. | Benimle evlenmek istese de, istemese de benim için bir sorun olmayacak. | Tatarak-1 | 2009 | |
| But you are too young to get married. | Ama sen evlenmek için çok gençsin. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Too young, too young. | Çok genç, çok genç. | Tatarak-1 | 2009 | |
| That's exactly what she says. But I can't change that! | Tam olarak o da bunu söyledi. Ama bu durumu değiştiremem! | Tatarak-1 | 2009 | |
| Why don't you come over tomorrow. | Beni yarın ziyarete gelsene. | Tatarak-1 | 2009 |