Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 158526
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| I haven't cancelled his mobile number. I pay the subscription fee and | Telefon numarasını kapattırmadım. Faturaları hala ödüyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I've kept it for myself. Sometimes I call him. | Bazen onu arıyorum bile. | Tatarak-1 | 2009 | |
| There's this message he recorded by himself. | Kendi sesiyle kaydettiği bir mesaj çıkıyor. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Sometimes I leave a message. I always called him. | Bazen mesaj bile bırakıyorum. Onu sürekli arıyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| About anything. | Herhangi bir şey için bile olsa... | Tatarak-1 | 2009 | |
| About any problem and he always knew how to rescue me. | Mesela, çözümünü çok iyi bildiği sorunlar hakkında... | Tatarak-1 | 2009 | |
| The phone's still there, waiting, | Telefon hala burada bekliyor. | Tatarak-1 | 2009 | |
| anyone can call. | Belki birileri arar diye. | Tatarak-1 | 2009 | |
| "SWEET RUSH" | SAZ | Tatarak-1 | 2009 | |
| From the beginning? That's right. | En baştan mı? Evet. | Tatarak-1 | 2009 | |
| That's the most important part. The most beautiful one. | Burası en önemli yeri. En güzel. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Sweet rush has two kinds of fragrance. | Sazın iki farklı kokusu vardır. | Tatarak-1 | 2009 | |
| When rubbed between two fingers, its green ribbon, wrinkled in places... | İki parmağınızla sürttüğünüz zaman, yeşil kısımlarında kırışıklıklar olur. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Wrinkled on this side. That's right. | Doğru, kırışıklıklar oldu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| ...gives off a smell, | Bir koku verir. | Tatarak-1 | 2009 | |
| a faint scent of water shadowed by birch trees, as Slowacki says. | Slowacki'ye göre huş ağaçlarının gölgesindeki suyun kokusunu verirmiş. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Yet, when one crushes its blade, | Ama bir kişi yapraklarını ezerse... | Tatarak-1 | 2009 | |
| when one buries the nose in its groove, lined as if with cotton wool, | ...burnunu köküne yaklaştırırsa... | Tatarak-1 | 2009 | |
| apart from the fragrance of incense, | ...tütsü kokusuna hiç benzemeyen... | Tatarak-1 | 2009 | |
| one will detect the smell of muddy loam, | ...toprağın kokusunu alır. | Tatarak-1 | 2009 | |
| rotting fish scales, | Kokmuş balığin kokusunu... | Tatarak-1 | 2009 | |
| mud, | ...çamurun... | Tatarak-1 | 2009 | |
| the aroma of death. | ...ölümün kokusunu hisseder. | Tatarak-1 | 2009 | |
| That fragrance at the beginning of my life | Hayatımın başlarında bu koku bana... | Tatarak-1 | 2009 | |
| blended with an image of a violent death. | ...berbat bir ölümü çağrıştırırdı. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Marta lost her two sons during the German | Marta, iki oğlunu düşman işgali sırasında kaybetmiş. | Tatarak-1 | 2009 | |
| occupation and she is now extremely lonely. | Şu an tamamen yalnız. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Her husband, terribly busy. | Kocası çok meşgul bir adam. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Aside from working at the hospital, he is also running an enormous surgery | Hem hastanede çalışıyor, hem de kasabanın ameliyathanesini yönetiyor. | Tatarak-1 | 2009 | |
| for the townsfolk. Marta is very much affected by her solitude. | Marta, yalnızlığından çok etkilenmiş. | Tatarak-1 | 2009 | |
| It must be added, however, that Marta never complains. | Ama asla bu durumdan yakınmıyor. | Tatarak-1 | 2009 | |
| She never gives voice to her feelings. She looks after the house diligently. | Hissettiklerini dile getirmiyor. Sadece eviyle ilgileniyor. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Receives phone calls, makes appointments for patients and does her best | Telefonlara cevap veriyor, hastaların randevu taleplerini alıyor. | Tatarak-1 | 2009 | |
| so that the weary doctor could return to a house in order, peace. | Bu nedenle daha huzurlu, mutlu bir evde yaşaması gerekli. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Tatarak, take one. | Sazlıkta, sahne bir. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Take a seat. | Şöyle otursana. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Do you have the results? Yes, here they are. | Sonuçları aldın mı? Evet, buradalar. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Something's wrong? | Yolunda olmayan birşeyler mi var? | Tatarak-1 | 2009 | |
| No. Maybe I just didn't sleep well last night. | Dün gece fazla uyuyamadım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I'll have to examine you. | Sana bazı testler yapmam lazım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And don't even try to resist. | Sakın karşı koymaya çalışma. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Are you in pain? | Ağrıların var mı? | Tatarak-1 | 2009 | |
| No, I'm not in pain. | Hayır, yok. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I just don't feel well. | Sadece kendimi iyi hisetmiyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Have you lost weight? Yes, I have. | Kilo veriyor musun? Evet. | Tatarak-1 | 2009 | |
| How much? | Kaç kilo verdin? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Six kilos. | Altı kilo verdim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Since when? Since two months ago. | Ne kadar sürede? İki ayda. | Tatarak-1 | 2009 | |
| X ray. | Röntgenini çekmem lazım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Here. Thank you. | Teşekkür ederim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And that? | Peki bu... | Tatarak-1 | 2009 | |
| How long have you had that? | ...ne kadar süredir var? | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's been two weeks since I noticed. | Farkedeli iki hafta oldu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Why didn't you tell me? Because. | Neden bana söylemedin? Çünkü. | Tatarak-1 | 2009 | |
| You've lost six kilos? | Altı kilo verdim demiştin, değil mi? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Maybe seven. | Belki yedi olabilir. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Hold your breath. | Nefesini bırak. | Tatarak-1 | 2009 | |
| It's just a common cold. You are a little weak. | Sadece soğuk almışsın ve biraz güçsüz kalmışsın. | Tatarak-1 | 2009 | |
| She may not live through the summer. | Bu yazı tamamlaması zor. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Are you going to tell her? | Ona söylecek misin? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Thank you for coming to see us... | Bizi görmeye geldiğiniz için teşekkür ederim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Doctor, Doctor... | Doktor bey, doktor bey! | Tatarak-1 | 2009 | |
| I've grown old, I've changed. You've come to see how Marta is doing? | Yaşlandım ve değiştim. Beni merak ettiğin için mi geldin? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Not at all... Why would you... Marta... | Kesinlikle bu nedenle değil. Peki neden geldin? | Tatarak-1 | 2009 | |
| We've all changed, grown old. | Hepimiz değiştik, yaşlandık.. | Tatarak-1 | 2009 | |
| You have too. | Tabii ki, sen de. | Tatarak-1 | 2009 | |
| But so much time has passed. Hard time. | Çok fazla zaman geçti, zor zamanlar. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Do any of our old acquaintances keep in touch with you? | Eski tanıdıklardan kimseyle görüşüyor musun? | Tatarak-1 | 2009 | |
| No, none. Whatsoever. | Hayır, kimseyle görüşmüyorum. | Tatarak-1 | 2009 | |
| There was a time when they would call, write. But now none whatsoever. | Ara sıra beni ararlar, bana yazarlardı. Ama şimdi görüşmüyoruz. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And not even one of our old female friends? | Kızlarla falan bile mi görüş müyorsun? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Listen, is it true that, after her last visit, | Tesia'nın son ziyaretinden sonra... | Tatarak-1 | 2009 | |
| Tesia started telling tales around Warsaw that there's | ...Varşova'da benim evimdeki durumlarlarla ilgili... | Tatarak-1 | 2009 | |
| this Ibsenesque atmosphere in our house. | ...dedikodu yaptığı doğru mu? | Tatarak-1 | 2009 | |
| No, no, I haven't heard anything of that kind. | Hayır, ben böyle birşey duymadım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| That's the only thing they've rebuilt after the war. That stage. | Savaştan sonra tekrar inşa edebildiğimiz tek şey, bir sahne. | Tatarak-1 | 2009 | |
| As if they knew people need a place of entertainment to enjoy themselves. | İnsanların eğlenmeye ihtiyacı var. | Tatarak-1 | 2009 | |
| That's the most important thing right now. | Bu, şu an için en önemli şey. | Tatarak-1 | 2009 | |
| But people need to enjoy themselves. They want to. | Ama insanlar daha çok eğlenmek istiyorlar. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Or they'd go mad after all that's happened. | Aksi takdirde, tüm olanlardan sonra, herşey daha da kötüye gidecek. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Don't tell me you go to dances. | Sakın dans edeceğini söyleme. | Tatarak-1 | 2009 | |
| No. Not to dances. | Hayır, dans etmeyeceğim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| All townsfolk come over here to enjoy themselves. | Herkes buraya eğlenmek için gelir. | Tatarak-1 | 2009 | |
| One comes over here to parade about and to observe others. | Kimisi sahneye çıkar, kimisi izler. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I come here too, sometimes. | Ben de bazen buraya gelirim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Or the only world I'd know would be that of my husband's and his patients'. | Yoksa tüm dünyam kocam ve hastalarından oluşurdu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| And this is where our youth comes to play about. | Gençliğimizin bizi getirdiği yer burası. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Look how... | Baksana. | Tatarak-1 | 2009 | |
| ...how beautiful they are, | Ne kadar güzel... | Tatarak-1 | 2009 | |
| how robust. | ...ve ne kadar hayat dolular. | Tatarak-1 | 2009 | |
| What are they drinking? | Ne içiyorsun sen? | Tatarak-1 | 2009 | |
| Oh, this is liquid fruit, | Meyve suyu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| the local pride, our speciality. | Kasabamızın özel ürünü, adeta gururudur. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Would you like to taste it? Yes, please. | Denemek ister misin? Evet, lütfen. | Tatarak-1 | 2009 | |
| I do apologise, Madam. | Özür dilerim. | Tatarak-1 | 2009 | |
| But for Alina, I would be entirely alone. | Alina olmasaydı, tamamen yalnız kalmıştım. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Janusz is in America, | Janusz Amerika'da. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Robert and Zbyszek in London. | Robert and Zbyszek Londra'da. | Tatarak-1 | 2009 | |
| Robert doesn't even think to come back. He's afraid. | Robert geri dönmeyi düşünmüyor bile. Savaş onu çok korkuttu. | Tatarak-1 | 2009 | |
| He says he'll come when the system changes. And it'll never change. | Bu düzen değişinceye kadar gelmeyeceğini söyledi. Bu düzen değişmeyeceğine göre... | Tatarak-1 | 2009 |