Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 150136
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| Gin will do. Good. | Cin de olabilir. Pekala. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Charming little place, Laundry cottage | Oldukça etkileyici bir mekan, Laundry cottage... Hoş bir mekan, kır evi... Oldukça etkileyici bir mekan, Laundry cottage... | Sleuth-1 | 1972 | |
| Ideal for relaxations of all kinds. | Her türlü rahatlamak için ideal. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Unfortunately, I don't have time for them myself. | Ne yazık ki buna ayıracak zamanım yok. Maalesef, benim o kadar vaktim yok. Ne yazık ki buna ayıracak zamanım yok. | Sleuth-1 | 1972 | |
| As a matter of fact, I've just dictated the denouement... | Aslında yeni kitabımın sonunu İşin aslı, yeni kitabım Çifte Hatayla Ölüm'ün... Aslında yeni kitabımın sonunu | Sleuth-1 | 1972 | |
| of my new book, �Death by double fault.� | daha yeni yazdım, ‘Çifte Hatayla Gelen Ölüm.’ | Sleuth-1 | 1972 | |
| I must say, it's gone extremely well. Ah, then. | Oldukça iyi gittiğini söylemeliyim. Ah... Çok iyi gittiğini de söylemeliyim. Oldukça iyi gittiğini söylemeliyim. Ah... | Sleuth-1 | 1972 | |
| Soda, soda, soda, soda | Soda, soda, soda, soda... | Sleuth-1 | 1972 | |
| Oh, dear. Doesn't seem to be any tonic here either. | Oh, Tanrım. Burada tonik de kalmamış. Canım benim. Tonik de yok gibi görünüyor. Oh, Tanrım. Burada tonik de kalmamış. | Sleuth-1 | 1972 | |
| It's awful. Here, shall we go indoors ? | Çok kötü. İşte, içeriye geçelim mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Whatever you like. Good. | Siz nasıl isterseniz. Pekala. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Tell me, do you agree that the detective story is... | Dedektif hikayelerinin yüce ruhların Söylesene, detektif hikayeleri üstün zekaların... Dedektif hikayelerinin yüce ruhların | Sleuth-1 | 1972 | |
| the normal recreation of noble minds ? | sıradan eğlenceleri olduğuna katılıyor musunuz? | Sleuth-1 | 1972 | |
| I'm afraid I don't know very much about noble minds. | Üzgünüm, yüce ruhlar hakkında pek fazla şey bilmiyorum. Ne yazık ki üstün zekâlar hakkında fazla bilgi sahibi değilim. Üzgünüm, yüce ruhlar hakkında pek fazla şey bilmiyorum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Is it supposed to be ? I'm quoting from Philip Guedalla, | Öyle mi olması gerekiyordu? 30'lardaki bir biyograficiden, Öyle mi olmalı? Philip Guedalla'dan alıntı yapıyordum... Öyle mi olması gerekiyordu? 30'lardaki bir biyograficiden, | Sleuth-1 | 1972 | |
| a biographer of the '30s, | Philip Guedalla'dan alıntı yapıyorum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| the golden age when every Cabinet Minister had a thriller by his bedside, | Her kabine bakanının yatağının baş ucunda bir polisiye romanının olduğu ve ...baş ucunda gerilim hikayelerinin olduğu ve detektiflerin ünlendiği... Her kabine bakanının yatağının baş ucunda bir polisiye romanının olduğu ve | Sleuth-1 | 1972 | |
| and all detectives were titled. | bütün dedektiflerin adının bilindiği altın çağdan... ...30'lu yıllardan bir biyografi yazarı. bütün dedektiflerin adının bilindiği altın çağdan... | Sleuth-1 | 1972 | |
| Before your time, I expect. Somewhat. Let me carry that. | Sanırım sizin zamanınızdan önceydi. Öyle gibi. Bırakın onu ben taşıyayım. Sanırım senden çok önce. Bir şekilde. Ben taşıyabilirim. Sanırım sizin zamanınızdan önceydi. Öyle gibi. Bırakın onu ben taşıyayım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Oh, thank you so much. Very good of you. | Oh, çok teşekkürler. Sizin adınıza sevindim. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Yet, you know, even today, I still set my works among the gentry, | Yine de, bugün bile, çalışmalarımı yüksek tabakanın arasında ortaya çıkarıyorum Bildiğin üzere, eserlerimi hâlâ üst tabaka için üretsem de... Yine de, bugün bile, çalışmalarımı yüksek tabakanın arasında ortaya çıkarıyorum | Sleuth-1 | 1972 | |
| and a great many ordinary people seem to enjoy them in spite of our classless society. | ve sınıfsız toplumumuza rağmen pekçok sıradan insan bunlardan hoşlanıyor. ...sınıfsız cemiyetimiz içerisindeki bir çok sıradan insan de keyif alıyor. ve sınıfsız toplumumuza rağmen pekçok sıradan insan bunlardan hoşlanıyor. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I imagine they do a great deal of your stuff on television. | Sizin çıkardıklarınızla televizyonda oldukça fazla şey yapıyorlardır. Televizyonda yaptığınız şeylerle ilgili olduklarını düşünüyorum. Sizin çıkardıklarınızla televizyonda oldukça fazla şey yapıyorlardır. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Oh, God forbid. I'd never permit it. | Oh, Tanrı korusun. Buna asla izin vermem. | Sleuth-1 | 1972 | |
| And, uh, incidentally, it's not "stuff." No. | Ve, sırası gelmişken, onlar "çıkartılmış" şeyler değiller. Bu arada, aklıma gelmişken, şey değil. Hayır. Ve, sırası gelmişken, onlar "çıkartılmış" şeyler değiller. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Television's not my line of country at all. | Televizyon benim işim değil. | Sleuth-1 | 1972 | |
| That's detective fact, not detective fiction. | Bunlar dedektiflik gerçekleri, dedektiflik kurguları değil. | Sleuth-1 | 1972 | |
| And, therefore, no recreation for noble minds ? | Peki ya yüce ruhların eğlencesi diye bir şey yok mu? Peki öyleyse, üstün zekâlara dinlenmek yok mu? Peki ya yüce ruhların eğlencesi diye bir şey yok mu? | Sleuth-1 | 1972 | |
| You have it in a nutshell, my dear Milo, if I may so address you. | Bunların tümünü aynı kaba koyuyorsun, sevgili Milo, Sanırım sana böyle hitap edebilirim. Konuya at gözlüğü ile bakıyorsun Milo, sanırım sana böyle hitap edebilirim. Bunların tümünü aynı kaba koyuyorsun, sevgili Milo, Sanırım sana böyle hitap edebilirim. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Oh, you might as well. We're all on first name terms these days, Andrew. | Oh, tabiki. Bu günlerde herkes birbirine ilk ismiyle hitap ediyor, Andrew. Elbette. Bu günlerde ilk isimle hitap etme modası var Andrew. Oh, tabiki. Bu günlerde herkes birbirine ilk ismiyle hitap ediyor, Andrew. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Of course we are. And you and I do need to be friendly, do we not ? | Tabiki öyle yapıyoruz. Ve seninle benim arkadaşça davranmamız gerekiyor, öyle değil mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| How do you like your drink with ice ? | İçkine buz ister misin? İçkini nasıl istersin, buzlu mu? İçkine buz ister misin? | Sleuth-1 | 1972 | |
| With ice ? | Buz mu? Buzlu mu? Buz mu? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Uh, yes, please. | Ah, evet, lütfen. Evet, lütfen. Ah, evet, lütfen. | Sleuth-1 | 1972 | |
| What does he do ? | Ne yapıyor? Bu ne yapıyor? Ne yapıyor? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Oh, that's Jolly Jack Tar, the jovial sailor. | Oh, bu Şen Jack Tar, neşeli denizci. O Jolly Jack Tar, neşeli denizci. Oh, bu Şen Jack Tar, neşeli denizci. | Sleuth-1 | 1972 | |
| He and I have a really splendid relationship. | Onunla aramızda çok güzel bir ilişki var. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I make the jokes, and he laughs at them. | Ben espri yaparım, o da güler. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Here, mein Freund. Put that behind your necktie. | İşte, dostum. Bunu kravatının arkasına koy. İşte dostum. Kravatı gevşetme vakti. İşte, dostum. Bunu kravatının arkasına koy. | Sleuth-1 | 1972 | |
| He didn't laugh. No, he wasn't meant to. | Gülmedi. Evet, gülmemesi gerekiyordu. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I thought you were trying to be funny. You'll know it when I am. | Komik olmaya çalıştığını sanıyordum. Öyle olmaya çalıştığım zaman bunu anlayacaksın. Espri yaptığınızı sanıyordum. Yaparsam anlarsın. Komik olmaya çalıştığını sanıyordum. Öyle olmaya çalıştığım zaman bunu anlayacaksın. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I see. Cheers. Prost. | Anladım. Şerefe. Sağlığına. Anladım. Şerefe. Şerefe. Anladım. Şerefe. Sağlığına. | Sleuth-1 | 1972 | |
| What's this ? That is an intensely complicated... | Bu nedir? Senat adında, oldukça karışık, Bu da ne? Senat adında, dördüncü nesil... Bu nedir? Senat adında, oldukça karışık, | Sleuth-1 | 1972 | |
| fourth dynasty blocking game called Senat. | dördüncü kuşak bir savunma oyunu. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I've been studying the thing for months, but I'm still only a beginner. | Aylardır bunun üzerinde çalışıyorum, ama hala başlangıçtayım. Aylardan beridir üzerinde çalışıyorum ama hâlâ başlangıçta sayılırım. Aylardır bunun üzerinde çalışıyorum, ama hala başlangıçtayım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I wonder if you'd mind putting that back. It's taken me rather a long time to get it there. | Onu yerine koyabilir misin? Bunu oraya getirmek oldukça fazla vaktimi almıştı da. Mümkünse onu yerine geri koy lütfen. O noktaya varmak çok zamanımı aldı. Onu yerine koyabilir misin? Bunu oraya getirmek oldukça fazla vaktimi almıştı da. | Sleuth-1 | 1972 | |
| The center column, fourth from your right. | Sağdan dördüncü sıradaki orta sütun. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Well, now, | Pekala, şimdi... | Sleuth-1 | 1972 | |
| I understand you want to marry my wife. | Eşimle evlenmek istemeni anlıyorum. ...anladığım kadarıyla karım ile evlenmek istiyorsun. Eşimle evlenmek istemeni anlıyorum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Forgive me raising the matter, but as Marguerite is away for a few days in the north... | Bu konuyu açtığım için kusura bakma,ama hazır Marguerite bir kaç günlüğüne akrabalarını ziyaret etmeye Direk konuya girdiğim için bağışla ama Marguerite bir kaç günlüğüne kuzeye... Bu konuyu açtığım için kusura bakma, ama hazır Marguerite bir kaç günlüğüne akrabalarını ziyaret etmeye | Sleuth-1 | 1972 | |
| visiting relatives, I thought this might be an appropriate moment... | kuzeye gitmişken, seninle biraz sohbet etmek için | Sleuth-1 | 1972 | |
| for you and me to have a little chat. | bunun uygun zaman olabileceğini düşündüm. ...uygun bir fırsat olduğunu düşündüm. bunun uygun zaman olabileceğini düşündüm. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I see. Well, uh, is it true ? | Anlıyorum. Şey, bu doğru mu? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Yes. With your permission, of course. | Evet. Tabi izin verirsen. Evet. İzniniz olursa elbette. Evet. Tabi izin verirsen. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Why not ? You seem to be a personable enough young man nicely spoken, | Neden olmasın? Oldukça iyi bir genç adama benziyorsun... Güzel konuşuyorsun, Neden olmasın? Yepyeni taşra beyefendisi kıyafetini temizce giyinmiş, yakışıklı... Neden olmasın? Oldukça iyi bir genç adama benziyorsun... Güzel konuşuyorsun, | Sleuth-1 | 1972 | |
| neatly dressed in brand new country gentleman's clothing. | düzgün ve yeni takım elbiseler giyiyorsun. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I'm sure you won't mind me asking you a few questions about your background | Sanırım sana geçmişinle, ailenle falan ilgili Özgeçmişin, anne baba ve benzeri şeyler hakkında bir kaç soru sormamdan... Sanırım sana geçmişinle, ailenle falan ilgili | Sleuth-1 | 1972 | |
| parents and so forth. | birkaç soru sorabilirim. | Sleuth-1 | 1972 | |
| My mother was born in Hereford, a farmer's daughter, | Annem, bir çiftçinin kızı olarak, Hereford'da doğmuş. Annem bir çiftçinin kızı olarak Hereford'da doğmuş. Annem, bir çiftçinin kızı olarak, Hereford'da doğmuş. | Sleuth-1 | 1972 | |
| And my father is an Italian who came to this country in the '30s from Genoa. | Ve babam 30'ların sonunda Cenevre'den bu ülkeye gelmiş bir İtalyan. Babam ise 30'lu yıllarda Genova'dan bu ülkeye gelmiş bir İtalyan. Ve babam 30'ların sonunda Cenevre'den bu ülkeye gelmiş bir İtalyan. | Sleuth-1 | 1972 | |
| In the '30s. Jewish ? No, catholic very devout. | 30'larda mı? Baban Yahudi mi? Hayır, Katolik...dinine oldukça bağlıdır. 30'larda mı? Baban Yahudi mi? Hayır, Katolik... dinine oldukça bağlıdır. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Of course, I'm not religious at all myself. | Ben fazla dindar değilimdir. | Sleuth-1 | 1972 | |
| My dear boy, you don't have to excuse yourself to me. We're all liberals here. | Sevgili oğlum, benden özür dilemene gerek yok. Burada hepimiz açık görüşlüyüz... Sevgili çocuğum, bana itizar etmek zorunda değilsin. Hepimiz açık fikirliyiz. Sevgili oğlum, benden özür dilemene gerek yok. Burada hepimiz açık görüşlüyüz... | Sleuth-1 | 1972 | |
| I have no prejudice against catholics, Not even lapsed catholics. | Katoliklere, hatta koyu Katoliklere karşı bile bir önyargım yok. | Sleuth-1 | 1972 | |
| In fact, some of my best friends are lapsed catholics. | En yakın arkadaşlarımdan bazıları koyu Katoliktir. | Sleuth-1 | 1972 | |
| But tell me about your father. Was his name Tindle too ? | Bana babandan bahset. Onun adı da Tindle mıydı? | Sleuth-1 | 1972 | |
| No, his name was Tindolini. | Hayır, Tindolini'ydi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| But if you had a name like that in those days, | Ama o günlerde böyle bir isminiz varsa Bu günlerde böyle bir isminiz varsa... Ama o günlerde böyle bir isminiz varsa | Sleuth-1 | 1972 | |
| you had to make a de ice cream a. | dondurmacılık yapmak zorundaydınız. | Sleuth-1 | 1972 | |
| He was a watchmaker, | Babam bir saatçiydi ve bizlerin | Sleuth-1 | 1972 | |
| and he wanted us to become English, so he changed it. | birer İngiliz olmamızı istediği için adını değiştirdi. ...İngiliz olmamızı istediği için adını değiştirdi. birer İngiliz olmamızı istediği için adını değiştirdi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| "Become" English. | İngiliz "olmak". | Sleuth-1 | 1972 | |
| Was he a successful man ? | Başarılı bir adam mıydı? Başarılı biri miydi? Başarılı bir adam mıydı? | Sleuth-1 | 1972 | |
| No. As a matter of fact, he wasn't. | Hayır. Aslında değildi. Hayır. Doğruyu söylemek gerekirse başarılı değildi. Hayır. Aslında değildi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| You can't expect to make a living these days just repairing watches. | O günlerde sadece saat tamir ederek yaşamayı bekleyemezdiniz. Şu zamanda sadece saat tamir ederek geçiminizi sağlamayı bekleyemezsiniz. O günlerde sadece saat tamir ederek yaşamayı bekleyemezdiniz. | Sleuth-1 | 1972 | |
| He went broke in the end. I always told him he would. | Sonunda meteliksiz kaldı. Böyle olacağını ona söylüyordum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Hmm. Well, it must make him something of a burden to you. | Hmm. Öyleyse senin için bir yük haline gelmiş olmalı. İflas etmesi sana yük olmuş olmalı. Hmm. Öyleyse senin için bir yük haline gelmiş olmalı. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Yeah, it it does a bit. | Evet, biraz öyleydi. Evet, biraz öyle oldu. Evet, biraz öyleydi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| He never went back, you see. | Asla geri dönmedi. Asla geri dönmedi, anlıyorsunuz ya. Asla geri dönmedi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| He's still in Soho, still thinks he had it good all those years. | Hala Soho'da yaşıyor ve hala o kadar yıl boyunca yaptıklarının doğru olduğunu düşünüyor. Hâlâ Soho'da ve tüm o yılları iyi geçirdiğini sanıyor. Hala Soho'da yaşıyor ve hala o kadar yıl boyunca yaptıklarının doğru olduğunu düşünüyor. | Sleuth-1 | 1972 | |
| And you what do you do ? | Ya sen...Sen ne yapıyorsun? Peki sen ne iş yapıyorsun? Ya sen... Sen ne yapıyorsun? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Don't you know ? | Bilmiyor musun? Bilmiyor musunuz? Bilmiyor musun? | Sleuth-1 | 1972 | |
| I have a hairdressing salon in South Kensington Casa tindolini. | Güney Kensington'da bir berber dükkanım var...Casa tindolini. South Kensington'da kuaför salonum var. Tindolini Evi. Güney Kensington'da bir berber dükkanım var... Casa tindolini. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Oh, you can use that word these days, can you ? | Oh, bu günlerde bu ismi kullanabiliyorsun, değil mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| People don't take it for an ice cream salon ? No, the birds | İnsanlar orayı dondurma dükkanı sanmıyorlar mı? Hayır, genç kadınlar... Millet dondurmacı zannetmiyor mu? Hayır, piliçler İnsanlar orayı dondurma dükkanı sanmıyorlar mı? Hayır, genç kadınlar... | Sleuth-1 | 1972 | |
| the ladies seem to like the continental touch. | Farklı bir dokunuş bayanların hoşuna gidiyor. | Sleuth-1 | 1972 | |
| English too wholesome for them, eh ? | İngilizce onlar için sağlığa aşırı yararlı mı geliyor? Onlara göre İngilizler çok erdemli, öyle mi? İngilizce onlar için sağlığa aşırı yararlı mı geliyor? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Yeah, well, it's it's not chic, you see. | Şey, evet, bu aslında pek şık değil. Evet, bu hiç şık değil. Şey, evet, bu aslında pek şık değil. | Sleuth-1 | 1972 | |
| We found that it pays to provide the latin lover atmosphere. | Latin atmosferi yaratmanın karşılığını aldığımızı gördük. Latin aşık ortamı sağlamak için ödeme yapıldığını keşfettik. Latin atmosferi yaratmanın karşılığını aldığımızı gördük. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Of course, we lay it on a bit thicker in the Brighton shop. They're less sophisticated. | Tabiki bunu Brighton'daki dükkanda daha da abartarak sunuyoruz. Oradakiler fazla özenti değil. Brighton mağazasında birazcık abarttık tabii. Onlar daha az gelişmiş. Tabiki bunu Brighton'daki dükkanda daha da abartarak sunuyoruz. Oradakiler fazla özenti değil. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I mean to say, in London half of them have actually got latin lovers ? | Onların yarısının Londra'da Latin sevgilileri olduğunu mu söylemek istiyorsun? | Sleuth-1 | 1972 | |
| And where do you live above, behind or below your shop ? | Ya sen nerede yaşıyorsun? Dükkanın üstünde mi, yanında mı, altında mı? | Sleuth-1 | 1972 | |
| I lease a mews house nearby. It's convenient and attractive. | Yakınlarda bir ev kiraladım. Oldukça uygun ve çekici bir ev. Yakınlarda bir ahır ev kiraladım. Çok uygun ve havalı. Yakınlarda bir ev kiraladım. Oldukça uygun ve çekici bir ev. | Sleuth-1 | 1972 | |
| It's Georgian, actually. | Aslında Georgian tarzında. | Sleuth-1 | 1972 | |
| From Genoa to Georgian in a single generation, eh ? Not bad. | Cenevre'den Georgian'a tek kuşakta geçiş ha? Hiç fena değil. Tek bir nesilde Genova'dan Georgian'a. Hiç fena değil. Cenevre'den Georgian'a tek kuşakta geçiş ha? Hiç fena değil. | Sleuth-1 | 1972 | |
| But I doubt whether an 18th century architectural gem in South Kensington... | Ama Güney Kensington'da 18. yüzyıl dönemine ait bir mimari değerin South Kensington'daki mimari eserin... Ama Güney Kensington'da 18. yüzyıl dönemine ait bir mimari değerin | Sleuth-1 | 1972 | |
| whispers quite the same magic to Marguerite as it does to you. | sende bıraktığı etkiyi Marguerite'de de bırakacağından şüpheliyim. | Sleuth-1 | 1972 | |
| She adores old houses. She can't wait to live in it. | Eski evlere bayılır. Orada yaşamak için sabırsızlanacaktır. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I understood she already was living in it, once or twice a week at least. | Şimdiden o evde haftada en azından bir ya da iki kere kalmasını anlayabiliyorum. Haftada en azından bir veya iki kez zaten o evde olduğunu anladım ben. Şimdiden o evde haftada en azından bir ya da iki kere kalmasını anlayabiliyorum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I'm not mistaken, am I ? | Yanılmıyorum, değil mi? | Sleuth-1 | 1972 |