Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 150140
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| Right in the ass, that's where mine. | Tam kıçına, orada... Tam kıçımda, aynen orada olacak. Tam kıçına, orada... | Sleuth-1 | 1972 | |
| All those boots will tell the police is that a true professional, | Bu botlar polise, gerçek bir profesyonelin Bu botlar polise tam bir profesyonel olduğunu gösterecek... Bu botlar polise, gerçek bir profesyonelin | Sleuth-1 | 1972 | |
| realizing that the flower beds would carry footprints, | çiçek bahçesinde ayak izinin kalacağının farkına varıp kendininkileri | Sleuth-1 | 1972 | |
| decided to disguise his own. | gizlemeye karar verdiğini gösterecek. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Now, do come along. Now, have you got everything ? | Haydi, gel. Herşeyi aldın mı? Hadi gidelim. Her şeyi aldın mı? Haydi, gel. Herşeyi aldın mı? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Glass cutter, putty... Yes, yes, yes. | Cam kesicisi, cam macunu... Evet, evet, evet. | Sleuth-1 | 1972 | |
| And the stethoscope ? I've got everything. | Ya steteskop? Herşey yanımda. Peki ya stetoskop? Hepsini aldım. Ya steteskop? Herşey yanımda. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Oh, Milo, you are marvelous. | Oh, Milo, muhteşemsin. | Sleuth-1 | 1972 | |
| You are the complete clown. Thank you. | Tam bir palyaço oldun. Teşekkürler. Tam bir palyaçosun. Teşekkürler. Tam bir palyaço oldun. Teşekkürler. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Very clever ! | Çok zekice! | Sleuth-1 | 1972 | |
| Now, come along with me and listen carefully. | Şimdi benimle gel ve dikkatlice dinle. Benimle gel ve dikkatli dinle. Şimdi benimle gel ve dikkatlice dinle. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Go around the house to your left, and cross the lawn diagonally. | Sol tarafa dön, evin arkasına dolan ve çimenlikten çapraz bir şekilde geç. Soldan evi dolaş ve çimenliği boydan boya geç. Sol tarafa dön, evin arkasına dolan ve çimenlikten çapraz bir şekilde geç. | Sleuth-1 | 1972 | |
| In the far corner you'll find a shed. In the shed you'll find a ladder. | Uzak bir köşede bir baraka olduğunu göreceksin. Barakada bir merdiven bulacaksın. Uzak köşede bir baraka göreceksin. Barakada bir merdiven bulacaksın. Uzak bir köşede bir baraka olduğunu göreceksin. Barakada bir merdiven bulacaksın. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Bring it back here and lean it up against the great window in the main room... | Onu buraya getir ve yukarıdaki büyük pencereye daya. Buraya getir ve ana odanın büyük penceresine doğru daya... Onu buraya getir ve yukarıdaki büyük pencereye daya. | Sleuth-1 | 1972 | |
| so that you can break in on the upper landing understanding ? | Böylece üst kısımdan içeri girebilirsin... Anladın mı? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Upperlanding ? Yes. | Üst kısım mı? Evet. Üst kata mı? Evet. Üst kısım mı? Evet. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I suppose you couldn't come and hold the ladder steady for me, could you ? | Sanırım gelip merdiveni tutamazsın, değil mi? Sanırım gelip benim için merdiveni tutmazsın değil mi? Sanırım gelip merdiveni tutamazsın, değil mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Certainly not. I don't want my footprints in the flower beds. | Tabiki hayır. Çiçek bahçesinde ayak izlerimin olmasını istemiyorum. Kesinlikle olmaz. Çiçek tarhında ayak izim olsun istemiyorum. Tabiki hayır. Çiçek bahçesinde ayak izlerimin olmasını istemiyorum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I'm not very good at heights. Well, don't look down. | Yüksekle aram pek iyi değildir. Öyleyse aşağıya bakma. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Concentrate instead on thick bundles of crisp pound notes, | Onun yerine 170.000 adet, nakit, vergisiz, | Sleuth-1 | 1972 | |
| 170,000 of them, in cash, tax free. | kalın desteler halindeki banknotlara konsantre ol. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Good luck, partner. | İyi şanslar, ortak. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Don't forget your gloves. What a way to make a living. | Eldivenlerini unutma. Para kazanmak için ne yol ama... Eldivenlerini de unutma. Yaşamak için ne yol ama. Eldivenlerini unutma. Para kazanmak için ne yol ama... | Sleuth-1 | 1972 | |
| Puss, Puss, Puss. | Pisi, pisi, pisi. Kedicik, kedicik. Pisi, pisi, pisi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Did you hear a noise, Puss, hmm ? | Bir ses duydun mu? Sesi duydun mu kedicik? Bir ses duydun mu? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Was that a footstep in the garden ? | Bahçede ayak izi mi var? | Sleuth-1 | 1972 | |
| No, no. I must be mistaken. There it is again. | Hayır, hayır. Yanılıyor olmalıyım. İşte, yine aynı ses. Hayır. Hata yapmış olmalıyım. İşte gene başladı. Hayır, hayır. Yanılıyor olmalıyım. İşte, yine aynı ses. | Sleuth-1 | 1972 | |
| What's that ? | Nedir bu? Bu da ne? Nedir bu? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Somebody outside, prowling around the grounds, I'm certain of it. | Dışarıda birisi var ve sinsi sinsi dolaşıyor. Bundan eminim. Dışarıda biri var, evin etrafında kol geziyor, bundan eminim. Dışarıda birisi var ve sinsi sinsi dolaşıyor. Bundan eminim. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Now, now, now. We mustn't imagine things. | Hey, hey. Hayal gücümüzü fazla çalıştırmayalım. Şimdi, şimdi, şimdi. Fazla düşünmeye gerek yok. Hey, hey. Hayal gücümüzü fazla çalıştırmayalım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Who would harm a kindly old spinster like me ? | Kim benim gibi iyi niyetli, evlenmemiş bir bayana zarar verir ki? Benim gibi yaşlı bir kız kurusuna kim zarar vermek isteyebilir ki? Kim benim gibi iyi niyetli, evlenmemiş bir bayana zarar verir ki? | Sleuth-1 | 1972 | |
| The front door's locked and the windows too. | Ön kapı kilitli. Pencereler de öyle. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Aye, no one could possibly break into our snug little home. | Kimse bizim rahat, sıcak ve küçük evimize zorla giremez. Küçük ve güvenli evimize hiç kimse giremez herhalde. Kimse bizim rahat, sıcak ve küçük evimize zorla giremez. | Sleuth-1 | 1972 | |
| For Christ's sake, Milo ! They couldn't have made more noise on D Day ! | Tanrı aşkına, Milo ! Normandiya çıkarmasında bile daha az gürültü yapmışlardır! Tanrı aşkına Milo! Çıkarma gününde bile bu kadar gürültü yapamamışlardı! Tanrı aşkına, Milo! Normandiya çıkarmasında bile daha az gürültü yapmışlardır! | Sleuth-1 | 1972 | |
| The bloody glass came out, me bloody boot got stuck, and I fell down the bloody ladder ! | Lanet cam yerinden çıktı, lanet botum sıkıştı ve lanet merdivenden aşağı düştüm! Lanet cam çıktı, lanet botum sıkıştı ve lanet merdivenden düştüm! Lanet cam yerinden çıktı, lanet botum sıkıştı ve lanet merdivenden aşağı düştüm! | Sleuth-1 | 1972 | |
| Well, the bloody Police must have heard it all the way to bloody Salisbury ! | Polis de bunu Lanet Salisbury'den bile duymuş olmalı. Lanet Salisbury'e kadar tüm lanet polis teşkilatı da bunu duymuş olmalı! Polis de bunu Lanet Salisbury'den bile duymuş olmalı. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Somehow I thought you'd be better than that at climbing ladders. | Nedense merdivenleri çıkma konusunda bundan daha iyi olacağını düşünmüştüm. Merdivenden daha iyisini yapacağını düşünmüştüm. Nedense merdivenleri çıkma konusunda bundan daha iyi olacağını düşünmüştüm. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Now for the jewels. Oh, not straightaway. | Şimdi, mücevherlere gelelim. Oh, hemen olmaz. Şimdi de mücevherler. Hemen olmaz. Şimdi, mücevherlere gelelim. Oh, hemen olmaz. | Sleuth-1 | 1972 | |
| You're not supposed to know where they are. You have to hunt about a bit first. | Nerede olduklarını bilmemen gerekiyor. Biraz aramalısın. Nerede olduklarını bilmiyor olman gerek. Önce biraz izini sürmelisin. Nerede olduklarını bilmemen gerekiyor. Biraz aramalısın. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Disturb a few things. If you'd be good enough to follow me, Miss Rebecca. | Birkaç şeyi yerinden oynat. Bayan Rebecca, eğer beni takip ederseniz... | Sleuth-1 | 1972 | |
| A turnstile into the bedrooms ? | Yatak odalarında bir turnike mi? Yatak odalarına girmek için turnike mi? Yatak odalarında bir turnike mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| One way or another, one always pays to get in. | Bir şekilde içeri girmek isteyen parayı öder. Öyle ya da böyle, girmek için biri daima ödeme yapar. Bir şekilde içeri girmek isteyen parayı öder. | Sleuth-1 | 1972 | |
| The Mistress's bedroom or would you know your way about ? | Hanımefendinin odası... yoksa yolu kendiniz bulur musunuz? Metresin yatak odasında yoksa yerini öğrenmek ister misin? Hanımefendinin odası... yoksa yolu kendiniz bulur musunuz? | Sleuth-1 | 1972 | |
| The Mistress or her bedroom ? It's irrelevant. | Hanımefendininkini mi yatak odasınınkini mi? Bunun yeri değil. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Now, Milo, where to begin, hmm ? | Şimdi, Milo, nereden başlamalı, hmm ? Şimdi, Milo, nereden başlamalı, hmm? | Sleuth-1 | 1972 | |
| The bottom drawer, the trousseau drawer ? | En alt çekmeceden mi, çeyizlerin durduğu çekmeceden mi? Komodinin en alt çekmecesinden mi? En alt çekmeceden mi, çeyizlerin durduğu çekmeceden mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Ah, the frillies ! Take 'em out ! Vandalize them ! | Ah, süslü şeyler! Çıkart onları ve zarar ver! İç çamaşırları! Hepsini çıkar, ortalığı dağıt! Ah, süslü şeyler! Çıkart onları ve zarar ver! | Sleuth-1 | 1972 | |
| Come on, Milo. You're a burglar, not a Lady's maid. | Haydi Milo. Sen bir hırsızsın, hanımefendinin hizmetçisi değil. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Don't pack them. Ravage them ! Come on, Milo ! | Onları toplama. Zarar ver! Haydi, Milo ! Toparlama, parçala gitsin! Hadi Milo! Onları toplama. Zarar ver! Haydi, Milo! | Sleuth-1 | 1972 | |
| Oh, excellent. Now tear that. That's better ! | Oh, harika. Şimdi parçala şunu. Böylesi çok daha iyi! Harika. Şimdi yırt onu. Böylesi daha iyi. Oh, harika. Şimdi parçala şunu. Böylesi çok daha iyi! | Sleuth-1 | 1972 | |
| Now, where would Milady hide the trophies of her skilled accomplishments, hmm ? | Şimdi, hanımefendi, yeteneği sayesinde kazanmış olduğu başarıların ganimetlerini nereye saklamış olabilir, hmm? Sence hanımefendi üstün becerileriyle kazandığı ödüllerini nerede saklıyordur? Şimdi, hanımefendi, yeteneği sayesinde kazanmış olduğu başarıların ganimetlerini nereye saklamış olabilir, hmm? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Her rubies, emeralds, diamonds, sapphires... | Dantelli iç çamaşırlarının içine saklanmış, Yakutlarını, zümrütlerini, elmaslarını, safirlerini... Dantelli iç çamaşırlarının içine saklanmış, | Sleuth-1 | 1972 | |
| Interleaved among her lace edged underclothes, | şapka kutularının diplerine tıkılmış, | Sleuth-1 | 1972 | |
| Stuffed into the false bottoms of hat boxes, | en son moda, mutlaka sahip olunması gereken, bir kere giyildikten sonra | Sleuth-1 | 1972 | |
| Sewn into the hems of always the latest, had to have, | bir kenara atılan Paris giysilerinin kenarlarına dikilmiş ...son moda, kenarları özel dikim, bir kere giyilen... bir kenara atılan Paris giysilerinin kenarlarına dikilmiş | Sleuth-1 | 1972 | |
| at once discarded Parisian dresses. | yakutlarını, zümrütlerini, elmaslarını, safirlerini... | Sleuth-1 | 1972 | |
| Or perhaps secretly... | Ya da belki de... | Sleuth-1 | 1972 | |
| concealed in the back of this. | bunun arkasına gizlenmişlerdir. ...bunun arkasına yerleştirmiştir. bunun arkasına gizlenmişlerdir. | Sleuth-1 | 1972 | |
| What better safe deposit for deceit, hmm ? | Hile yapmak için en güvenli yer neresidir? Aldatmak için bundan daha iyi kasa olabilir mi? Hile yapmak için en güvenli yer neresidir? | Sleuth-1 | 1972 | |
| How often has it reflected the bright eyes that betray ? | Bu ne kadar sıklıkta aldatan, parlak gözlerden yansımıştır? İhanet etmiş parlak gözleri ne sıklıkla yansıtmış? Bu ne kadar sıklıkta aldatan, parlak gözlerden yansımıştır? | Sleuth-1 | 1972 | |
| The mouth that lied and kissed and lied again ! | Yalan söyleyen, öpüşen ve sonra yeniden yalan söyleyen bir ağız! | Sleuth-1 | 1972 | |
| I thought it was me who was supposed to be doing the ravaging. | Zarar verme işini benim yapmam gerektiğini sanıyordum. Ortalığı yıkıp dökenin ben olmam gerektiğini sanıyordum. Zarar verme işini benim yapmam gerektiğini sanıyordum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| So it was, so it was. Merely demonstrating, I was. | Öyleydi, öyleydi. Ben yalnızca nasıl yapılacağını gösteriyordum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Be a good fellow. Stamp on that, will you ? Why me ? | İyi bir arkadaş olup şuna vurur musun? Neden ben? İyi bir arkadaş ol. Şunu ezer misin? Neden ben? İyi bir arkadaş olup şuna vurur musun? Neden ben? | Sleuth-1 | 1972 | |
| I'm afraid if I broke it, I'd get seven more years of Marguerite. | Eğer onu kırarsam Marguerite ile yedi yıl daha birlikte olmaktan korkuyorum. Korkarım ki ben kırarsam Marguerite ile yedi yıl daha geçiririm. Eğer onu kırarsam Marguerite ile yedi yıl daha birlikte olmaktan korkuyorum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Thank you. | Teşekkürler. Sağ ol. Teşekkürler. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Now where's your bedroom ? M mine ? | Şimdi, yatak odan ne tarafta? Benimki mi? Yatak odan nerede? Benimki mi? Şimdi, yatak odan ne tarafta? Benimki mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| It's my turn to demonstrate. Oh, my dear Milo. | Şimdi nasıl yapılacağını gösterme sırası bende. Oh, sevgili Milo. Gösteri yapma sırası bende. Canım arkadaşım Milo. Şimdi nasıl yapılacağını gösterme sırası bende. Oh, sevgili Milo. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Having failed to find the jewels among the Lady's personal possessions | Mücevherleri, hanımefendinin kişisel eşyalarının içinde bulamadın... Bayanın kişisel eşyaları arasında mücevherleri bulmakta zorlandın galiba. Mücevherleri, hanımefendinin kişisel eşyalarının içinde bulamadın... | Sleuth-1 | 1972 | |
| Be a bit suspicious a professional burglar playing favorites. | Biraz şüpheci ol... Profesyonel bir hırsız favorilere oynar. | Sleuth-1 | 1972 | |
| On the contrary. An intelligent burglar would immediately look... | Tam aksine. Zeki bir hırsız hemen bir | Sleuth-1 | 1972 | |
| for the next most likely hiding place. Which is where ? | sonraki olası saklama yerine bakar. Yani nereye? | Sleuth-1 | 1972 | |
| The inevitable safe. Just blow it open and steal what's in it. | Tabiki kasaya. Sadece şunu patlatıp aç ve içindekileri çal. Kasaya tabii ki. Patlatarak aç ve içindekileri çal. Tabiki kasaya. Sadece şunu patlatıp aç ve içindekileri çal. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Come on, Milo. | Haydi, Milo. | Sleuth-1 | 1972 | |
| What kind of charge you got here ? Oh, enough for the job. | Ne kadar barut doldurdun? Oh, işimizi görecek kadar. Ne kadar patlayıcın var? İşimizi görecek kadar. Ne kadar barut doldurdun? Oh, işimizi görecek kadar. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I learned about explosives for the Diary of the Dynamited Duchess. | Patlayıcılar hakkındaki bilgiyi "Dinamitlenmiş Düşes'in Günlüğü" sayesinde öğrendim. "Dinamit Düşes'in Günlüğü"nü yazmak için patlayıcılar hakkında her şeyi öğrendim. Patlayıcılar hakkındaki bilgiyi "Dinamitlenmiş Düşes'in Günlüğü" sayesinde öğrendim. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Ready ? Stand by for the countdown. | Hazır mısın? Geri sayımı bekle. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Five, a four, | Beş, dört, Beş, dört... Beş, dört, | Sleuth-1 | 1972 | |
| a three, a two, a one, | üç, iki, bir, ...üç, iki, bir... üç, iki, bir, | Sleuth-1 | 1972 | |
| a blastoff. | ve patlama! ...patla! ve patlama! | Sleuth-1 | 1972 | |
| I've got it. I've got it ! | Başardım! Başardım! Aldım. Aldım! Başardım! Başardım! | Sleuth-1 | 1972 | |
| What are you shaking it for ? It's a jewel box, not a maraca. | Onu niye sallıyorsun? O bir mücevher kutusu, maraca değil. Ne diye sallıyorsun? Mücevher kutusu işte marakas değil. Onu niye sallıyorsun? O bir mücevher kutusu, maraca değil. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I thought it might have a secret catch. It's locked, you see. | Gizli bir aldatmacası olabileceğini düşündüm. Gördüğün gibi kilitli. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Well, smash it open ! Jesus, you have all the killer instinct... | Kırıp aç öyleyse! Tanrım! Kırıp açsana! Tanrım, öldürme içgüdülerin ancak... Kırıp aç öyleyse! Tanrım! | Sleuth-1 | 1972 | |
| of a 20 year old seal'yham. It's a very pretty box. It seems such a waste. | Çok güzel bir kutu. Yazık olacak. ...20 yaşındaki bir teriyer gibi. Güzel bir kutu, kırıp ziyan etmeyelim. Çok güzel bir kutu. Yazık olacak. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Moses looks upon the promised land. | Musa vaad edilmiş topraklara bakar. Musa vaat edilmiş topraklara bakıyor. Musa vaad edilmiş topraklara bakar. | Sleuth-1 | 1972 | |
| They're fantastic. | Bunlar muhteşem. Fantastik şeyler. Bunlar muhteşem. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Look at this ruby necklace. Never much cared for it myself. | Şu yakut kolyeye bak. Şahsen bununla fazla ilgilenmedim. Şu yakut kolyeye bak. Benim hiç umurumda olmadı. Şu yakut kolyeye bak. Şahsen bununla fazla ilgilenmedim. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Always thought it made Marguerite look like a blood sacrifice. | Hep bunun Marguerite'i bir kurbanlık gibi gösterdiğini düşünmüştüm. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I wish my old man could see these. | Keşke yaşlı babam da bunları görebilseydi. Keşke benim peder bey bunları görebilseydi. Keşke yaşlı babam da bunları görebilseydi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| He never knew what it was all about, | Bunun ne hakkında olduğunu hiç bilemedi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| sitting there every night, hunched over those watches of his, | Her gece orada oturur, saatlerinin üzerine eğilir, ...her gece orada oturur, kamburunu çıkartıp saatlere bakar... Her gece orada oturur, saatlerinin üzerine eğilir, | Sleuth-1 | 1972 | |
| squinting his eyesight away, and for what ? | gözlerini şaşı yapardı ve tüm bunlar ne içindi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| To give me an education at a second rate public school. | Beni, eğitimim için, ikinci derece bir okula gönderebilmek için. Beni ikinci sınıf bir devlet okulunda okutmak için. Beni, eğitimim için, ikinci derece bir okula gönderebilmek için. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I suppose he thought he had to, that he owed it to me... | Sanırım kendisini buna zorunlu hissediyordu, sanki bana borçluymuş gibi... Sanırım kendini mecbur hissediyordu, bana ve... Sanırım kendisini buna zorunlu hissediyordu, sanki bana borçluymuş gibi... | Sleuth-1 | 1972 | |
| And the brand new anglo saxon world he'd adopted. | Ve evlat edindiği yeni anglo sakson dünyaya. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Silly old bugger. Never thought his son... | Aptal yaşlı adam. O zamanlar oğlunun cebine Şapşal İngiliz moruğu. Oğlunun cebine... Aptal yaşlı adam. O zamanlar oğlunun cebine | Sleuth-1 | 1972 | |
| would be tucking a fortune away into his pocket then. | bir servet koyacağını hayal bile edemezdi. ... bir servet dolduracağı aklının ucundan geçmemiştir. bir servet koyacağını hayal bile edemezdi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Family reminiscence, no matter how touching, | Aile hatıraları her ne kadar duygulandırıcı olsa da Aile hatıraları, ne kadar dokunaklı olursa olsun... Aile hatıraları her ne kadar duygulandırıcı olsa da | Sleuth-1 | 1972 | |
| is something we just haven't got time for at the moment, do you mind ? | şu anda onlar için zamanımız yok, sence de öyle değil mi? ...şu anda pek vaktimiz yok, zahmet olmazsa? şu anda onlar için zamanımız yok, sence de öyle değil mi? | Sleuth-1 | 1972 |