Search
English Turkish Sentence Translations Page 19117
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| Yeah, I wasn't kidding about that guy in my tennis class. | Elbette, tenis dersimde olan adam konusunda ciddiydim. | Felicity-1 | 1998 | |
| The one that looks like a young Warren Beatty? | Tanrım, Warren Beatty'nin gençlik haline benzeyen mi? | Felicity-1 | 1998 | |
| Okay, a middle aged Warren Beatty. Kinda like Bugsy with Botox. | Tamam, orta yaşlı bir Warren Beatty. Botokslu Bugsy hali. | Felicity-1 | 1998 | |
| But he has a really good forehand. That's okay, as long as he's straight. | Ama topa düz vuruşları çok iyi. Eşcinsel olmadığı takdirde fark etmez. | Felicity-1 | 1998 | |
| Lately, every guy I like turns out to be gay. | Son zamanlarda kimi beğensem eşcinsel çıkıyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| You and me both. | İkimizin de. | Felicity-1 | 1998 | |
| So, does this mean that we get to be mixed doubles partners now? | Çiftler maçlarına beraber mi çıkacağımız anlamına geliyor bu? | Felicity-1 | 1998 | |
| Of course. But you should know, I'm not very athletic. I'm warning you. | Evet. Ama uyarmalıyım, pek atletik sayılmam. Söylemedi deme. | Felicity-1 | 1998 | |
| Who said anything about athletic? | Atletik olman gerektiğini kim söyledi ki? | Felicity-1 | 1998 | |
| You look good on the court. In this game, that's all that matters. | Bu oyunda tek önemli olan kortta güzel görünmen. | Felicity-1 | 1998 | |
| I agree. I love your new shirt... | Ama evlenmelisin. Çok mutlusunuz. Büyüyü bozman lazım. Katılıyorum. Tişörtüne bayıldım. | Felicity-1 | 1998 | |
| I was just looking at this. It was on your desk. | Buna bakıyordum. Masanın üzerindeydi. | Felicity-1 | 1998 | |
| It's pretty hard to get used to, isn't it? | Pekâlâ, bir şeyler okumaya gidiyorum. Şurada olacağım. Alışması çok zor, değil mi? | Felicity-1 | 1998 | |
| So I saw that lawyer today. | Avukatla görüştüm bugün. | Felicity-1 | 1998 | |
| Yeah, how did that go? | Tabi ya, nasıl gitti? | Felicity-1 | 1998 | |
| Not so good. She thinks I should move to Arizona. | Pek iyi sayılmaz. Benim de Arizona'ya taşınmam gerektiğini düşünüyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| But I told her that's not gonna happen. | Ama böyle bir şeyin olmayacağını söyledim. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm not. | Hiçbir yere. | Felicity-1 | 1998 | |
| And you know that, right? | Biliyorsun, değil mi? | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm not going anywhere. | Hiçbir yere gitmeyeceğim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Can I tell you something? Yeah. | Sana bir şey söyleyebilir miyim? Evet. | Felicity-1 | 1998 | |
| You know my art history paper? Yeah? | Ben, dün gece için çok üzgünüm. Sanat tarihi ödevim var ya? Evet? | Felicity-1 | 1998 | |
| They think I copied it. What do you mean? That's crazy. | Kopya ettiğimi düşünüyorlar. Nasıl yani? Ne saçma. | Felicity-1 | 1998 | |
| I did, I copied it. I went to the library and I... | Ettim. Kopya ettim. Kütüphaneye gittim ve... | Felicity-1 | 1998 | |
| I copied someone's dissertation. Why? | ...birinin tezinden kopya ettim. Neden? | Felicity-1 | 1998 | |
| I don't know. I've just been... | Bilmiyorum. Son zamanlarda... | Felicity-1 | 1998 | |
| so freaked out about everything that's going on with us. | ...yaşadıklarımız yüzünden çok endişeleniyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I can't concentrate, I couldn't write... | Kafamı toplayamıyorum... Ödevi yapamadım... | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm in such big trouble. I don't even know if I'm gonna graduate. | Başım ciddi belada. Mezun olur muyum bilmiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| No, you're gonna graduate. | Hayır, mezun olacaksın. | Felicity-1 | 1998 | |
| You are. | Olacaksın. | Felicity-1 | 1998 | |
| Look, I know I've said it a thousand times but we are gonna get through this. | Binlerce defa söylediğimi biliyorum ama bunu atlatacağız. | Felicity-1 | 1998 | |
| We are. | Atlatacağız. | Felicity-1 | 1998 | |
| This time I'm just not so sure. | Bu sefer pek emin değilim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Previously on Felicity: This is my kid too. | Felicity'de daha önce...*** Bu çocuk benim de. | Felicity-1 | 1998 | |
| Like it or not, I'm a part of this now. I'm involved. | Beğen, beğenme, artık ben de bir parçasıyım. Ben de işin içindeyim. | Felicity-1 | 1998 | |
| I went to the library and I... | O geceye geri dönebilmek isterdim. Kütüphaneye gittim ve... | Felicity-1 | 1998 | |
| I copied someone's dissertation. Why? | Önümüzdeki birkaç gün çok yoğun geçecek, çünkü... ...birinin tezini kopya ettim. Neden? | Felicity-1 | 1998 | |
| I don't know, I've just been... | Bilmiyorum, son zamanlarda... | Felicity-1 | 1998 | |
| ...so freaked out about everything that's going on. | ...yaşadıklarımız nedeniyle çok endişeleniyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| I can't concentrate, write... | Dikkatimi toparlayamıyorum, ödevi yazamadım | Felicity-1 | 1998 | |
| Look, I've said it a thousand times but we are gonna get through this. 1 | Ben'i aldattım. 1 Daha önce binlerce defa söylediğimi biliyorum ama bunu atlatacağız. 1 | Felicity-1 | 1998 | |
| This time I'm just not so sure. | Sıra bendeydi. Bu sefer pek emin değilim. | Felicity-1 | 1998 | |
| OK, just so you know. Your archest enemy just walked in. | Haberin olsun, can düşmanın içeri girdi. | Felicity-1 | 1998 | |
| Javier, I don't have an archenemy. Excuse me. | Javier, benim can düşmanın yok. Pardon. | Felicity-1 | 1998 | |
| Lauren, hi! | Lauren, merhaba! | Felicity-1 | 1998 | |
| Is Ben here? Er... He doesn't work today. | Ben burada mı? Bugün çalışmıyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| Okay. Is everything okay? | Peki. Her şey yolunda mı? Annemle neler yapıyorsunuz? | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm leaving early and I needed to talk to him. | Hayır. Erken gidiyorum ve onunla konuşmam lazım. | Felicity-1 | 1998 | |
| Is there something you want me to tell him? | Benim söylememi istediğin bir şey var mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| Tell him that my plans have changed and I'm leaving tomorrow. | Evet. Planlarımın değiştiğini ve yarın gittiğimi ona söyle. | Felicity-1 | 1998 | |
| For Arizona? Yeah. He was gonna help me pack | Arizona'ya mı? Evet. Eşyalarımı arabaya yüklemeye... | Felicity-1 | 1998 | |
| up my car I'm hoping he's still doing that. | ...yardım edecekti, umarım hâlâ etmeyi düşünüyordur. | Felicity-1 | 1998 | |
| I'll... Yeah, I'll tell him. | Ben... Tamam, söylerim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Because at this point, I'm doing everything by myself. | Çünkü şu anda her şeyi kendim yapıyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Right, that must be hard. I'm sorry. No, you're not. | Evet, çok zor olmalı. Üzgünüm. Hayır, değilsin. | Felicity-1 | 1998 | |
| What? Just don't do that, okay? | Ne? Yapma, tamam mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| Just don't pretend like you care. I do care. | Umurundaymış gibi yapma. Umurumda. | Felicity-1 | 1998 | |
| Just tell Ben to call me. Lauren, wait a second. | Söyle Ben'e beni arasın. Lauren, bir dakika. Zoe'yle öğlen yemeği yiyoruz. Evet. Aranız nasıl? | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm sorry, do you have a problem with me? | Pardon ama benimle bir derdin mi var? | Felicity-1 | 1998 | |
| Actually, yeah. I think you and your boyfriend | Aslında evet. Bence sen ve erkek arkadaşın... | Felicity-1 | 1998 | |
| are incredibly selfish people. | ...son derece bencil insanlarsınız. | Felicity-1 | 1998 | |
| Well, what do you expect us to do? Just move to Arizona? | Ne yapalım istiyorsun? Sorgulamadan Arizona'ya mı taşınalım? | Felicity-1 | 1998 | |
| Tell Ben to call me, okay? | Ben'e beni aramasını söyle, tamam mı? | Felicity-1 | 1998 | |
| Did you just hear her? Like a little bit. | Söylediklerini duydun mu? Evet, birazını. | Felicity-1 | 1998 | |
| She thinks we're selfish, after everything that she's done? | Bütün yaptıklarından sonra bizim bencillik ettiğimizi düşünüyor. Ziyanı yok. Mimarlık hakkında konuşuyorduk. | Felicity-1 | 1998 | |
| I... I don't care if she is pregnant, I don't like her. | Hamile olması umurumda değil. Ondan hoşlanmıyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| No, me neither. I hope she gets a stretch mark from here down to there. | Evet, ben de. Umarım ta buradan buraya kadar doğum çatlakları olur. | Felicity-1 | 1998 | |
| * I don't remember * | * Evim gibi hissettiğim * Belki benim için de tasarlarsın. İnternetten öğrenci bulabilirim. | Felicity-1 | 1998 | |
| Being pregnant doesn't give her the right to be rude. | Sanırım işler iyileşiyor. Ne iyileşiyor? Hamile olması kaba olması hakkını ona vermiyor. | Felicity-1 | 1998 | |
| Don't have to convince me. | Beni ikna etmene gerek yok. | Felicity-1 | 1998 | |
| Does she think we'd pack up our lives and move to Arizona? That's insane. | Pılımızı pırtımızı toplayıp, Arizona'ya taşınacağımızı mı sanıyor? Delilik olur. | Felicity-1 | 1998 | |
| What are you doing with that? | Onunla ne yapacaksın? | Felicity-1 | 1998 | |
| I'm bringing it to Professor Carnes. What? Talk about insane! | Profesör Carnes'a götürüyorum. Ne? Çılgınlıktan mı bahsetmiştin! | Felicity-1 | 1998 | |
| She wants to see my source and this is my source. | Kaynaklarımı görmek istiyor. Kaynağım bu. | Felicity-1 | 1998 | |
| I know you feel guilty or whatever about ripping off some guy's thesis. | Çocuğun birinin tezini çaldığın için suçluluk duyduğunu biliyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| But let it go. The deed is done. Copy his references and you're home free. | Ama bırak artık. Olan oldu. Çocuğun kaynaklarını kopyala ve kurtul. | Felicity-1 | 1998 | |
| What happens when they publish it and Ryan Baer sees it with my name on it? | Neden bunlardan bahsediyorsun? Ödevim yayınlanırsa ve Ryan Baer üstünde benim ismimi görürse ne olacak? Çok güzelsin. | Felicity-1 | 1998 | |
| Well, they're not publishing you in Newsweek. It's the UNY journal. | Kusura bakma ama Newsweek'te yayınlamayacaklar. Okul dergisi bu. | Felicity-1 | 1998 | |
| If Ryan is reading that, | Ryan hâlâ dergiyi okuyorsa... | Felicity-1 | 1998 | |
| he's a loser who deserves to be plagiarized. | ...izinsiz alıntı yapılmasını hak etmiş bir zavallı demektir. | Felicity-1 | 1998 | |
| Oh, okay. It's true! | Tabi canım. Doğruyu söylüyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| Okay, how about this? | Pekâlâ, şuna ne dersin? | Felicity-1 | 1998 | |
| You feel bad, right? Really bad. | Kendini kötü hissediyorsun. Oldukça kötü. | Felicity-1 | 1998 | |
| Guilty and smarmy and... and weak. Yes, actually, all three. | Kendini suçlu, ikiyüzlü... zayıf hissediyorsun. Evet, üçü de. | Felicity-1 | 1998 | |
| How are you gonna feel when you confess and find yourself without a diploma? | İtiraf edip de diplomanı alamayınca kendini nasıl hissedeceğini sanıyorsun? | Felicity-1 | 1998 | |
| I don't know what else to do. | Başka ne yapabilirim bilmiyorum. | Felicity-1 | 1998 | |
| If I let them publish this, they'll kick me out for sure. | Eğer yayımlamalarına izin verirsem, beni kesin okuldan atarlar. | Felicity-1 | 1998 | |
| At least if I tell them the truth, maybe they'll... | Eğer en azından gerçeği söylersem, belki... | Felicity-1 | 1998 | |
| ...I don't know, take pity on me and show some leniency or whatever. | ...bilmiyorum, bana acırlar ve hoşgörü filan gösterirler. | Felicity-1 | 1998 | |
| Okay. Just call me when you're done, okay? | Peki. İşin bitince beni ara, olur mu? | Felicity-1 | 1998 | |
| Okay. Good luck. | Tamam. İyi şanslar. | Felicity-1 | 1998 | |
| Hey! Someone had a big night last night, huh? | Hey! Biri sıkı bir gece geçirmiş, ha? | Felicity-1 | 1998 | |
| Yeah, who? What do you mean? | Öyle mi? Kim? Nasıl yani? | Felicity-1 | 1998 | |
| 2:30 am, I'm watching game shows, you're nowhere in sight. | Sabahın 2:30'unda yarışma programı seyrederken ortalıkta yoktun. | Felicity-1 | 1998 | |
| Zoe and I went to the all night bowling alley. | Zoe'yle sabaha kadar açık olan bir bowling salonuna gittik. | Felicity-1 | 1998 | |
| All night bowling alley. That is the greatest. I miss that. | Sabaha kadar açık bowling salonu. Şahanedir. Çok özledim onları. | Felicity-1 | 1998 | |
| Beginning a relationship's great. Yeah, it's good. | Gerçekten. Peki. İlişkisi başlangıcı harikadır. Evet, güzel. | Felicity-1 | 1998 | |
| And the sex is so good, right? It's all the time at the beginning. | Seks de şahane değil mi? İlişkinin başında devamlı yaparsın. | Felicity-1 | 1998 | |
| When Meghan and I first met, we couldn't keep our hands off each other. | Ödevden "tamamlanmamış" al. Yazın bitirirsin. Meghan'la ilk tanıştığımızda birbirimize dokunmadan duramıyorduk. | Felicity-1 | 1998 |