Search
English Turkish Sentence Translations Page 163063
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| I'm so afraid. | Çok korkuyorum. Çok korkuyorum oğlum. Çok korkuyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It's okay. | Geçti. Korkma, bir şey olmayacak. Geçti. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'll take care of this, okay? | Ben ilgileneceğim, tamam mı? Halledeceğim bu meseleyi, anlaştık? Ben ilgileneceğim, tamam mı? | The Entitled-3 | 2011 | |
| I have, yeah. | Evet, düşündüm. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I can't do this on my own, Dean. | Bunu tek başıma yapamam, Dean. Bunu kendi başıma yapamam Dean. Bunu tek başıma yapamam, Dean. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I thought she was just falling for your blue eyes. | Ben de sadece mavi gözlerine vurulduğunu sanıyordum. Bence sırf senin mavi gözlerine aşık. Ben de sadece mavi gözlerine vurulduğunu sanıyordum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I don't want to get in the way. We're just friends. That's it. | Yolunuza taş koymak istemem. Sadece arkadaşız, hepsi o. Engel olmak istemem. Biz sadece arkadaşızı, hepsi bu. Yolunuza taş koymak istemem. Sadece arkadaşız, hepsi o. | The Entitled-3 | 2011 | |
| No, I haven't called her. | Hayır, onu aramadım. Yok, aramadım. Hayır, onu aramadım. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Why would I | Hem, neden yapa... Niye araya... Hem, neden yapa... | The Entitled-3 | 2011 | |
| I lost my cell anyway. | Cep telefonumu da kaybettim zaten. Zaten telefonumu da kaybettim. Cep telefonumu da kaybettim zaten. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I gotta do something with my Friday nights, huh? | Cuma gecesi yapılacak iş var, ha? Cuma akşamları yapmam gereken bir şey var, ha? Cuma gecesi yapılacak iş var, ha? | The Entitled-3 | 2011 | |
| Anything else I can help you with, sir? | Yardım edebileceğim başka bir şey var mı, bayım? Yardımcı olabileceğim başka bir şey var mı bayım? Yardım edebileceğim başka bir şey var mı, bayım? | The Entitled-3 | 2011 | |
| No, I've got everything I need. | Hayır, ihtiyacım olan her şeyi aldım. Yok sağ ol. Bu kadar. Hayır, ihtiyacım olan her şeyi aldım. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Sorry. I would have called, but | Affedersin. Arardım ama... Pardon. Onu arayacaktım aslında ama... Affedersin. Arardım ama... | The Entitled-3 | 2011 | |
| No, I know no communication, no trace. | Biliyorum. Görüşme yok, iz sürme yok. Biliyorum canım, ne bir konuşma ne de en ufak bir iz. Biliyorum. Görüşme yok, iz sürme yok. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It's safer that way until it goes down, right? | İş bitene kadar böylesi daha güvenli, değil mi? Buradan gidene kadar böyle olması daha güvenli, değil mi? İş bitene kadar böylesi daha güvenli, değil mi? | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'll do anything you want. Yeah. | İstediğin her şeyi yapacağım. Evet. Benden ne istersen yapacağım. Tabii. İstediğin her şeyi yapacağım. Evet. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I know. | Biliyorum. Gerçekten. Biliyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Dad, I won't forget, okay? Yeah, I gotta go. See you tonight. Okay, bye. | Baba, unutmam tamam mı? Evet, gitmeliyim. Bu akşam görüşürüz. Tamam, hoşça kal. Tamam baba unutmam. Kapatmam gerek. Akşama görüşürüz. Güle güle. Baba, unutmam, tamam mı? Evet, gitmeliyim. Bu akşam görüşürüz. Tamam, hoşça kal. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I will if I don't pass. | Sınavı geçemezsem olacak. Sınıfı geçemezsem öyle bir olur ki. Sınavı geçemezsem olacak. | The Entitled-3 | 2011 | |
| We don't have to. It's for those dumbfucks over there. | Yaşamamıza gerek de yok. Gerçek Dünya oradaki aptallar için. Gerek de yok zaten. Bu enayiler yaşamak zorunda. Yaşamamıza gerek de yok. Gerçek Dünya oradaki aptallar için. | The Entitled-3 | 2011 | |
| God help me, yeah. Yeah, I am. | Tanrım yardım et bana, evet. Evet, deliye dönüyorum. Allah'ım. Sen sabır ver. Evet, öyle. Tanrım yardım et bana, evet. Evet, deliye dönüyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Is she crazy about you? | Peki ya o, senin için deliye dönüyor mu? Peki aynı şeyleri o da hissediyor mu? Peki ya o, senin için deliye dönüyor mu? | The Entitled-3 | 2011 | |
| Well, when that happens, I'll let you know what it feels like, pal. | Eğer öyle olursa, sana nasıl bir his olduğunu söylerim dostum. Senin de başına gelsin de o zaman göreceğim seni ahbap. Eğer öyle olursa, sana nasıl bir his olduğunu söylerim, dostum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I hope you never get to hear this. | Umarım bunu hiç dinlemezsiniz. Umarım bunu dinlemek zorunda kalmazsın. Umarım bunu hiç dinlemezsiniz. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I want you to know that I did it to make things right. | ...bilmenizi isterim ki, her şeyin yoluna girmesi için bunu yaptım. Bilmeni istiyorum ki bunu işleri düzeltmek adına yaptım. ...bilmenizi isterim ki, her şeyin yoluna girmesi için bunu yaptım. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I love you. | Sizi seviyorum. Seni seviyorum. Sizi seviyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I mean, being out in the middle of nowhere is fine when you're 12, | Yani 12 yaşlarında bunu yapmak neyse de... Hiç bilmediğin bir yerin ortasında olmak 12 yaşındayken güzeldi. Yani 12 yaşlarında bunu yapmak neyse de... | The Entitled-3 | 2011 | |
| Man: It's a shitty color. | Çok boktan bir renk. Ne dandik bir renk. Çok boktan bir renk. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It's charcoal. No no no, it's not. | Kara kalem o. Hayır, hayır, hayır, değil. Bu kömür rengi. Bırak şimdi, değil o renk. Kara kalem o. Hayır, hayır, hayır, değil. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It's charcoal? It's charcoal. | Kara kalem mi? Kara kalem. Kömür rengi mi bu şimdi? Evet. Kara kalem mi? Kara kalem. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It's charcoal. Yeah. | Kara kalem. Evet. Kömür rengi. Öyledir. Kara kalem. Evet. | The Entitled-3 | 2011 | |
| But the best part is I can't see your house from here. | En iyi kısmı, senin evini buradan göremiyorum. İşin en güzel kısmı senin ev buradan görünmüyor. En iyi kısmı, senin evini buradan göremiyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Well, you know. It's work. | Bildiğin gibi. İş işte. Bildiğin gibi. Yok bir değişiklik. Bildiğin gibi. İş işte. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It's good. | İyi. Güzel. İyi. | The Entitled-3 | 2011 | |
| What? It's a watch. Yeah. | Ne? Evet. Altı üstü bir saat. Ne var? Saat işte. Evet. Ne? Evet. Altı üstü bir saat. | The Entitled-3 | 2011 | |
| You bend the rules and I just squeeze the shit out of them. | Sen kurallara boyun eğdin, ben kuralları ezdim geçtim. Sen kuralları gevşetiyorsun ben de onların bokunu çıkarıyorum. Sen kurallara boyun eğdin, ben kuralları ezdim geçtim. | The Entitled-3 | 2011 | |
| that's what I say. What am I gonna tell you? | Söylediğim bu. Sana ne söyledim? Olay bu. Ne diyeyim ki? Söylediğim bu. Sana ne söyledim? | The Entitled-3 | 2011 | |
| I just heard a loon. | Kuş sesi duydum. Bir dalgıçkuşu sesi geliyor. Kuş sesi duydum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Where's your boat? I didn't see the boat. | Teknen nerede? Tekne görmedim. Teknen nerede, göremedim onu. Teknen nerede? Tekne görmedim. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I couldn't have done it without Frank. | Frank olmasa bu kadarını yapamazdım. Frank olmasa yapamazdım. Frank olmasa bu kadarını yapamazdım. | The Entitled-3 | 2011 | |
| You missed your calling. No, I'm very happy behind the wheel. | Konuşmanı kaçırdın. Hayır, arka tarafta olmaktan çok mutluyum. Daveti kaçırmışsın. Yok, ben böyle iyiyim. Konuşmanı kaçırdın. Hayır, arka tarafta olmaktan çok mutluyum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| No, I can just see a nice floral apron. It would suit you. | Hayır, üzerinde güzel çiçek desenli önlük gördüm de, meğer takımınmış. Tek gördüğüm şu çiçekli önlük. Sana uyardı. Hayır, üzerinde güzel çiçek desenli önlük gördüm de, meğer takımınmış. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'm sure. Home. | Eminim. Evine git. Yok yok. Gidebilirsin. Eminim. Evine git. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Frank, I'm gonna need you to hang around. | Frank, sana burada ihtiyacım olacak. Frank, sen buralarda ol. Sana ihtiyacım olabilir. Frank, sana burada ihtiyacım olacak. | The Entitled-3 | 2011 | |
| She reminds me of my second wife, except I didn't have to buy her tits. | Göğüslerini yaptırmam dışında, bana ikinci karımı hatırlatıyor. Bana ikinci karımı hatırlatıyor. Tek fark onun göğüsleri doğaldı. Göğüslerini yaptırmam dışında, bana ikinci karımı hatırlatıyor. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Hailey: I can't. Fuck! Aw, fuck. | Çekemiyorum. Siktir! Siktir. Beceremiyorum. Hay böyle işi. Çekemiyorum. Siktir! Siktir. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I have her. | O elimde. Kızınız elimde. O elimde. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I've also got Bob and Slick's boys. | Ayrıca Bob'ın ve Usta'nın oğlu da elimde. Bob ve Slick'in oğlu da. Ayrıca Bob'ın ve Usta'nın oğlu da elimde. | The Entitled-3 | 2011 | |
| What the hell's going on? If you so much as touch a hair on my daughter's | N'oluyor lan orada? Eğer kızımı saçının teline dokunursan... Neler oluyor? Eğer kızımın saçının bir tek teline zarar gelirse... N'oluyor lan orada? Eğer kızımı saçının teline dokunursan... | The Entitled-3 | 2011 | |
| Why don't you cut the ''if you touch her, I'm gonna kill you'' | Neden şu "Ona dokunursan, seni öldürürüm." muhabbetini kesmiyorsun... Kes şu 'kızıma bir şey olursa seni öldürürüm' zırvalarını. Neden şu "Ona dokunursan, seni öldürürüm." muhabbetini kesmiyorsun... | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'm gonna tell you what to do, you're gonna do it and that's gonna be it. | Sana yapman gerekenleri söyleyeceğim, sen de yapacaksın, işte bu olacak. Sana ne yapacağını söyleyeceğim ve sen de yapacaksın. Olacak olan bu. Sana yapman gerekenleri söyleyeceğim, sen de yapacaksın, işte bu olacak. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It's as simple as that, okay? | Bu kadar basit, tamam mı? Basitmiş değil mi? Bu kadar basit, tamam mı? | The Entitled-3 | 2011 | |
| I want a million dollars from each and every one of you. | Her biri için bir milyon dolar istiyorum. Her birinizden birer milyon dolar istiyorum. Her biri için bir milyon dolar istiyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| That's $3 million. I want you to call your lawyers | Üç milyon eder. Avukatlarınızı aramanızı ve... Bu üç milyon dolar eder. Avukatlarınızı arayın... Üç milyon eder. Avukatlarınızı aramanızı ve... | The Entitled-3 | 2011 | |
| I will call you in half an hour with the bank accounts. | Sizi yarım saat sonra banka hesapları ile arayacağım. Yarım saat içinde arayip size hesap numarasını vereceğim. Sizi yarım saat sonra banka hesapları ile arayacağım. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I said any questions? | Sorunuz var mı dedim? Sorusu olan var mı dedim? Sorunuz var mı dedim? | The Entitled-3 | 2011 | |
| save your money. I'll say goodbye to your kids for you. | ...paranızı kendinize saklayın. Çocuklarınıza sizin yerinize veda ederim. ...paranızı iyi koruyun.Yoksa çocuklarınza sizin için elveda derim. ...paranızı kendinize saklayın. Çocuklarınıza sizin yerinize veda ederim. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I love it. The one who was driving makes me want to puke. | Bayıldım. İçlerinden birine bakınca kusacakmış gibi oluyorum. Bunu sevdim. Arabayı süren kusmamı istiyor. Bayıldım. İçlerinden birine bakınca kusacakmış gibi oluyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It'll all be over in a couple of hours. | Hepsi bir kaç saate bitecek. Bir kaç saat içinde her şey sona ermiş olacak. Hepsi bir kaç saate bitecek. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Well, I mean, it won't all be over. | Şey yani, hepsi bitmeyecek. Aslında her şey sona ermeyecek. Şey, yani, hepsi bitmeyecek. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Yeah, it does and I don't like those odds. | Evet, doğuracak. Bu oranı hiç sevmedim. Tabii, kesinlikle. Bu saçmalıkları sevmiyorum. Evet, doğuracak. Bu oranı hiç sevmedim. | The Entitled-3 | 2011 | |
| This is a business deal and I'm doing risk assessment. | Bu iş anlaşması ve risk değerlendirmesi yapıyorum. Bu iş anlaşması ve ben durumun tehlikesini değerlendiriyorum. Bu iş anlaşması ve risk değerlendirmesi yapıyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'm not risking Nick's life because you want to do what you think is the right | Doğru şeyi yapmak istediğin için Nick'in hayatını tehlikeye atmayacağım... Nick'in hayatını riske atamam. Çünkü insan doğru bildiğini yapmak ister. Doğru şeyi yapmak istediğin için Nick'in hayatını tehlikeye atmayacağım... | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'm going back downstairs. | Ben aşağıya iniyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I need you for the big stuff. | Büyük işleri senin yapman lazım. Asıl işte bana lazımsın. Büyük işleri senin yapman lazım. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Why don't I just fuck you? | Neden seni şuracıkta sikmiyorum? Ben seni s....m nasıl olur? Neden seni şuracıkta sikmiyorum? | The Entitled-3 | 2011 | |
| It should take a couple of hours to work its way through the system | Sistemin yoluna girmesi birkaç saat alacak... Sisteme aktarılması bir kaç saat sürer. Sistemin yoluna girmesi birkaç saat alacak... | The Entitled-3 | 2011 | |
| and then they'll be freed. I want you to take this number down. | ...sonra da serbest bırakılacaklar. Bu numarayı yazmanı istiyorum. Ondan sonra serbest kalacaklar. Şu numarayı yazın bir kenara. ...sonra da serbest bırakılacaklar. Bu numarayı yazmanı istiyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It doesn't mean anything. He'll be here any minute. | Bir şey olduğu anlamına gelmez. Her an gelebilir. Sorun yok, merak etme. Birazdan burada olur. Bir şey olduğu anlamına gelmez. Her an gelebilir. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'll give Mr. Vincent another half an hour and that's it. | Yarım saat sonra Bay Vincent'ı arayacağım. Bay Vincent'a bir yarım saat daha veriyorum. Ama bu son haberiniz olsun. Yarım saat sonra Bay Vincent'ı arayacağım. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Okay, so I want you to take this number down. | Tamam, bu numarayı bir yere yazmanızı istiyorum. Şimdi, senden şu numarayı not etmeni istiyorum. Tamam, bu numarayı bir yere yazmanızı istiyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| If we're not gonna wait, we don't really need this asshole, do we? | Beklemeyeceğiz, bu hergeleye ihtiyacımız yok, değil mi? Eğer beklemeyeceksek bu götvereni öldürebiliriz, değil mi? Beklemeyeceğiz, bu hergeleye ihtiyacımız yok, değil mi? | The Entitled-3 | 2011 | |
| It'll take two months to track it down and by then I'll be gone. | İki ay paranın izini süreceğim, sonra da gideceğim. Olayı çözmeleri iki ay sürer. O zamana kadar ben gitmiş olurum. İki ay paranın izini süreceğim, sonra da gideceğim. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I know the banks are closed. What do you think, I'm a fucking moron? | Bankaların kapalı olduğunu biliyorum. Geri zekâlı olduğumu mu sanıyorsun? Bankaların kapandığını biliyorum. Sen beni aptal mı sandın? Bankaların kapalı olduğunu biliyorum. Geri zekâlı olduğumu mu sanıyorsun? | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'll explain it to you another time. | Başka bir zaman sana açıklarım. Bir ara açıklarım nedenini. Başka bir zaman sana açıklarım. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I gave you the details, now just fucking do it! | Sana detayları verdim, şimdi dediğimi yap! Tüm bilgileri verdim sana. Bir şekilde hallet bu işi! Sana detayları verdim, şimdi dediğimi yap! | The Entitled-3 | 2011 | |
| I guess it's not every day that they're asked to transfer a million bucks. | Sanırım her gün milyonlarca dolar transfer etmiyorlar. Her gün milyon dolarlar nakletmediklerinden olsa gerek. Sanırım her gün milyonlarca dolar transfer etmiyorlar. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I haven't called you that since college. | Sana üniversiteden beri bunu söylemedim. Sana üniversiteden beri böyle demiyorum. Sana üniversiteden beri bunu söylemedim. | The Entitled-3 | 2011 | |
| If there's anything else you need, I can | Yardım edebileceğim herhangi bir şey var... Yapmamı istediğiniz başka bir şey varsa... Yardım edebileceğim herhangi bir şey var... | The Entitled-3 | 2011 | |
| Is something wrong? | Yolunda gitmeyen bir şey mi var? Sorun nedir? Yolunda gitmeyen bir şey mi var? | The Entitled-3 | 2011 | |
| Is that an everyday occurrence for you? He deserved it, didn't he? | Senin için gündelik bir olay mı bu? Hak ediyordu, değil mi? Senin için günlük bir olay mı bu? Ama hak etmişti, değil mi? Senin için gündelik bir olay mı bu? Hak ediyordu, değil mi? | The Entitled-3 | 2011 | |
| I thought you'd be I thought that's what you fucking wanted. | Ben... Ben bunu istediğini sanmıştım. Düşünümüştüm ki.. Senin de istediğin buydu. Ben... Ben bunu istediğini sanmıştım. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It's not. | İstemiyorum. Ama değil. İstemiyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'm sorry, okay? | Üzgünüm, tamam mı? Üzgünüm tamam mı? Üzgünüm, tamam mı? | The Entitled-3 | 2011 | |
| I just want to make you happy. | Sadece seni mutlu etmek istiyorum. Tek istediğim seni mutlu etmek. Sadece seni mutlu etmek istiyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| That's all. I I love you. I would do anything for you. | Hepsi bu. Seni seviyorum. Senin için her şeyi yaparım. Hepsi bu. Seni.. seni seviyorum. Senin için her şeyi yaparım. Hepsi bu. Seni seviyorum. Senin için her şeyi yaparım. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Don't worry, you'll get your turn. Yeah, I'd better. | Endişelenme işleri yoluna koyacaksın. Evet, öylesi daha iyi. Merak etme, senin de sıran gelecek. Yani, gelsin artık. Endişelenme işleri yoluna koyacaksın. Evet, öylesi daha iyi. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I didn't come out here to just channel surf. | Buraya televizyonda zap yapmaya gelmedim. Dışarı çıkmayıp burada televizyon izledim. Buraya televizyonda sörf yapmak için gelmedim. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I know. Good. | Biliyorum. Güzel. Biliyorum. İyi. Biliyorum. Güzel. | The Entitled-3 | 2011 | |
| I'm looking at it. | Ona bakıyorum. Hiç, seni izliyorum. Ona bakıyorum. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Is that it? No. | Hepsi bu mu? Hayır. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Isn't it?! Oh yeah. | Değil mi?! Hem de nasıl. Öyle mi? Evet, öyle! Değil mi?! Hem de nasıl. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Shh shh shh! It's okay. | Bir şey yok. Sessiz ol, her şey yolunda. Bir şey yok. | The Entitled-3 | 2011 | |
| We'll get you the money. I promise we will. | Paranı vereceğiz. Söz veriyorum, vereceğiz. Paranızı alacaksınız. Söz veriyorum. Paranı vereceğiz. Söz veriyorum, vereceğiz. | The Entitled-3 | 2011 | |
| It's for the folks back at home. | Evet geri dönenler için. Bu evdekiler için. Evet geri dönenler için. | The Entitled-3 | 2011 | |
| thinking they've done their duty, and I guess you can say | ...onların görevlerini yaptıklarını düşüneceksin, sanırım çatıyı uçurduğumuzu... Görevlerini yaptıklarını düşünecekler. Ve bence sen... ...onların görevlerini yaptıklarını düşüneceksin, sanırım çatıyı uçurduğumuzu... | The Entitled-3 | 2011 | |
| Guys, I don't blame you for being pissed off. | Beyler, sinirlenmeniz hakkında sizi suçlayamam. Beyler sinirli olmanızı anlıyorum. Haklısınız. Beyler, sinirlenmeniz hakkında sizi suçlayamam. | The Entitled-3 | 2011 | |
| Am I talking to myself here? | Burada kendimle mi konuşuyorum? Kendi kendime konuşuyorum galiba? Burada kendimle konuşuyorum, değil mi? | The Entitled-3 | 2011 | |
| No no. So I'm a couple of hours late. | Hayır, hayır. Altı üstü birkaç saat gel kaldım. Yok, yok. Bir kaç saat geciktim. Hayır, hayır. Altı üstü birkaç saat gel kaldım. | The Entitled-3 | 2011 |