Search
English Turkish Sentence Translations Page 150138
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| What about the servants ? I've sent Mr. And Mrs. Hawkins away to the seaside... | Peki ya hizmetliler? Bay ve Bayan Hawkins'i 48 saatliğine, Peki ya hizmetçiler? Bay ve Bayan Hawkins'i deniz kıyısına gönderdim... Peki ya hizmetliler? Bay ve Bayan Hawkins'i 48 saatliğine, | Sleuth-1 | 1972 | |
| for a 48 hour paddle they won't be back till Sunday night. | deniz kıyısında bir yere gönderdim... Pazar gecesine kadar dönmeyecekler. | Sleuth-1 | 1972 | |
| So, you see, the house is empty. | Görüyorsun ya, ev boş. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Well, what do you say ? It sounds distinctly criminal. | Pekala, ne diyorsun? Yoğun şekilde suç kokusu alıyorum. Ee, ne diyorsun? Bu bir suçtur. Pekala, ne diyorsun? Yoğun şekilde suç kokusu alıyorum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Well, of course it's criminal ! All good moneymaking schemes in England have to be these days. | Tabiki bu bir suç! Bugünlerde İngiltere'de para getiren herşeye entrikalarla ulaşılıyor. Elbette suç! Bugünlerde İngiltere'de para eden her şey öyle. Tabiki bu bir suç! Bugünlerde İngiltere'de para getiren herşeye entrikalarla ulaşılıyor. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Now, the jewelry, when it's not in the bank, | Şimdi...Mücevherler, bankada durmadıkları zamanlarda Şimdi... Mücevherler, bankada durmadıkları zamanlarda | Sleuth-1 | 1972 | |
| lives in an ingeniously hidden safe somewhere here in the study. | çalışma odasında, gizli bir bölmede duruyorlar. ...bu çalışma odasına bir yere ustalıkla gizlenmiş olmalı. çalışma odasında, gizli bir bölmede duruyorlar. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Where, for instance, would you look for it ? | Örneğin, onları nerede arardın? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Good likeness, would you say ? | Benzerlik nasıl ama... Güzel tablo, değil mi? Benzerlik nasıl ama... | Sleuth-1 | 1972 | |
| Of course, it's 17 no, 18 years ago. | Elbette 17...yoo, 18 yıl önceydi. Neredeyse 17, yok 18 yaşında. Elbette 17... yoo, 18 yıl önceydi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I don't think you'd hide your safe behind it. I've seen that in too many movies. | Kasanı bunun arkasına gizlemiş olacağını sanmıyorum. Bunu pek çok filmde görmüştüm. Bunun arkasına saklayacağını sanmam. Bu taktiği filmlerde çok gördük. Kasanı bunun arkasına gizlemiş olacağını sanmıyorum. Bunu pek çok filmde görmüştüm. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Good thinking ! All right then, where ? Are you up to finding it ? | İyi düşünce! Pekala öyleyse, nerede? Onu bulmaya hazır mısın? Akıllıca! Pekâlâ o zaman nerede? Yaklaştın mı dersin? İyi düşünce! Pekala öyleyse, nerede? Onu bulmaya hazır mısın? | Sleuth-1 | 1972 | |
| There are certain skills best acquired in public bars, I suppose, | Sanırım bazı yeteneklerin barlarda kazanılması daha iyi, İnsanlar bu yeteneklerini barlarda sergiliyor sanırım... Sanırım bazı yeteneklerin barlarda kazanılması daha iyi, | Sleuth-1 | 1972 | |
| but whatever made you think, hmm ? You and your games. | ya sen ne düşünüyorsun, hmm? Sen ve oyunların. | Sleuth-1 | 1972 | |
| That is the only game in this room. | Bu odada tek bir oyun var. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Hmm. Very clever. | Hmm. Çok akıllıca. Çok akıllıca. Hmm. Çok akıllıca. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Anyway, the jewels are in there. All you have to do is steal them, | Neyse, mücevherler orada. Tek yapman gereken onları çalmak, Neyse işte, mücevherler burada. Tek yapman gereken onları araklamak. Neyse, mücevherler orada. Tek yapman gereken onları çalmak, | Sleuth-1 | 1972 | |
| Sell them abroad and live happily ever after with Marguerite. | başka bir ülkede satmak ve sonrasında Marguerite ile mutlu bir şekilde yaşamak. | Sleuth-1 | 1972 | |
| All I have to do is claim the insurance and live happily ever after with Tea. | Benim tek yapmam gereken sigortadan parayı almak ve Tea ile mutlu bir şekilde yaşamak. Ben de sigortadan payıma düşeni alıp Tea ile sonsuza dek mutlu mesut yaşarım. Benim tek yapmam gereken sigortadan parayı almak ve Tea ile mutlu bir şekilde yaşamak. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Is that what you asked me over to hear | Beni buraya, bunun için mi... | Sleuth-1 | 1972 | |
| A grotty little plot to defraud the insurance company ? | Sigorta şirketini dolandırmak için yapılan küçük, zevksiz bir plan mı? ...berbat planını duymam için mi davet ettin beni? Sigorta şirketini dolandırmak için yapılan küçük, zevksiz bir plan mı? | Sleuth-1 | 1972 | |
| I'm sorry you find the plot grotty. | Planı zevksiz bulduğun için üzgünüm. Planı berbat bulmana üzüldüm. Planı zevksiz bulduğun için üzgünüm. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Personally, I thought it was all rather nicely clear and simple. | Şahsen, oldukça açık ve basit olduğunu düşünmüştüm. Şahsen, oldukça temiz ve basit olduğunu düşünüyorum. Şahsen, oldukça açık ve basit olduğunu düşünmüştüm. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Look, supposing I do as you say and nick uh, steal the jewels. | Bak, diyelim ki dediğin gibi mücevherleri yürüttüm..şey, çaldım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| If I sell them under my own name, I'll get picked up the moment you report the loss. | Eğer onları kendi adımla satarsam malın çalındığını bildirdiğin anda yakalanırım. Kendi namıma satarsam kaybolduklarını bildirdiğin anda enselenirim. Eğer onları kendi adımla satarsam malın çalındığını bildirdiğin anda yakalanırım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| If I sell them to a fence, always presuming I could find one, | Eğer onları bir ayakçıya satarsam, yani her zaman bir tane bulabilceğimi varsayıyorum, Çalıntı mal alıp satan birine satsam, ki bir tane bulabildiğimi varsayalım... Eğer onları bir ayakçıya satarsam, yani her zaman bir tane bulabilceğimi varsayıyorum, | Sleuth-1 | 1972 | |
| He'd carve me up, I'd get a fraction of their value. | ve beni aldatırsa değerlerinin çok altını alırım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Not with the fences I know. What fences would you know ? | Tanıdığım ayakçılar böyle bir şey yapmaz. Hangi ayakçıları tanırsın ki? Tanıdığım kişiye satarsan olmaz. Kimi tanıyorsun ki? Tanıdığım ayakçılar böyle bir şey yapmaz. Hangi ayakçıları tanırsın ki? | Sleuth-1 | 1972 | |
| The finest in Europe Prudent, yet prodigal. | Avrupa'nın en iyilerini... Ölçülü, ama bir o kadar da savurgan olanları. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I first met them while I was researching for the deadly affair of the Druce Diamond. | Onlarla ilk kez "Druce Diamond'un tehlikeli ilişkisi" hakkında araştırma yaparken tanıştım. Onlarla ilk defa Druce Diamond'ın ölümcül olayını araştırırken tanıştım. Onlarla ilk kez "Druce Diamond'un tehlikeli ilişkisi" hakkında araştırma yaparken tanıştım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Surely you've read it. | Eminim onu okumuşsundur. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Pity. An absolute corker. In any case, on your behalf, | Yazık olmuş. Kesinlikle olağan üstü biri. Neyse, senin adına, Yazık. Harika bir şey. Amsterdam'da bu beyefendi ile... Yazık olmuş. Kesinlikle olağan üstü biri. Neyse, senin adına, | Sleuth-1 | 1972 | |
| I have already contacted a certain gentleman in Amsterdam. | Amsterdam'daki bir beyle şimdiden bağlantı kurdum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| He'll treat you very well. You won't get the full amount for the jewels, of course, | Seni en iyi şekilde ağırlayacak. Tabiki mücevherlerin değerince para almayacaksın, Sana çok iyi davranacak. Mücevherlerin tüm ederini almayacaksın elbette... Seni en iyi şekilde ağırlayacak. Tabiki mücevherlerin değerince para almayacaksın, | Sleuth-1 | 1972 | |
| but you'll get about two thirds, say, | ama 170.000 pound civarını, | Sleuth-1 | 1972 | |
| 170,000 pounds. | yani üçte ikisini falan, | Sleuth-1 | 1972 | |
| You'll get it in cash. 170,000 quid ? | nakit olarak alacaksın. 170,000 mi ? Nakit alacaksın. 170.000 Sterlin mi? nakit olarak alacaksın. 170,000 mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Cash. | Nakit olarak. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Why should this fellow pay so much ? | Bu adam neden bu kadar para ödesin ki? Bu arkadaş neden bu kadar çok ödesin ki? Bu adam neden bu kadar para ödesin ki? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Because he will get what no fence ever gets the title to the jewels. | Çünkü başka hiç bir ayakçının sahip olmadığı birşeye, mücevherlerin bir çeşit tapusuna sahip olacak. Çalıntı mal alıp satanlarda hiç olmayan şeyi de alacak, mücevherlerin mülkiyet hakkı. Çünkü başka hiç bir ayakçının sahip olmadığı birşeye, mücevherlerin bir çeşit tapusuna sahip olacak. | Sleuth-1 | 1972 | |
| You see, in addition to stealing the jewels, | Mücevherleri çalmanın yanısıra | Sleuth-1 | 1972 | |
| you have also to take the receipts I got for them. | makbuzlarını da almalısın. ...onlar için aldığım faturaları da çalacaksın. makbuzlarını da almalısın. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Now, what does my insurance company discover as it swings ponderously into action, | Bu, yavaşça harekete geçerken Antenleri şüpheli durumu gösterdiğinde... Bu, yavaşça harekete geçerken | Sleuth-1 | 1972 | |
| antennae pulsing with suspicion ? | sigorta şirketim neyin farkına varır? | Sleuth-1 | 1972 | |
| It discovers that someone impersonating Andrew Wyke... | Birisinin Andrew Wyke kılığına girip Andrew Wyke'mış gibi davranan birinin... Birisinin Andrew Wyke kılığına girip | Sleuth-1 | 1972 | |
| sold the jewels for 170,000 pounds cash, | mücevherleri 170.000 pound'a sattığını keşfederler, | Sleuth-1 | 1972 | |
| but they still have to pay me. | ama bana yine de ödeme yapmak zorunda kalırlar. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Hard cheese. | Kötü şans. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Think it over. Take your time. | Bunu düşün. Acele etme. İyice düşün. Acele etme. Bunu düşün. Acele etme. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Look, I know this sounds stupid, but, | Bak, bunun kulağa saçma geldiğini biliyorum, Aptalca göründüğünü biliyorum ama... Bak, bunun kulağa saçma geldiğini biliyorum, | Sleuth-1 | 1972 | |
| have you had any experience | ama daha önce hiç gerçekten ...hiç deneyimin oldu mu? ama daha önce hiç gerçekten | Sleuth-1 | 1972 | |
| I mean, have you ever, actually, committed a crime before ? | suç işledin mi? Demek istediğim, daha önce gerçekten suç işledin mi hiç? suç işledin mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| St. John Lord Merridew would have a pretty lean time of it... | St. John Lord Merridew'a çözeceği suçlar bulmasaydım, Çözmesi için suçlar tasarlamasaydım St. John Lord Merridew... St. John Lord Merridew'a çözeceği suçlar bulmasaydım, | Sleuth-1 | 1972 | |
| if I didn't think up any crimes for him to solve. | boş vakti oldukça fazla olacaktı. | Sleuth-1 | 1972 | |
| St. John Lord who ? | St. John Lord kim? | Sleuth-1 | 1972 | |
| You're joking. What about ? | Şaka yapıyorsun. Hangi konuda? Şaka yapıyorsun. Ne hakkında? Şaka yapıyorsun. Hangi konuda? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Who is St. John Lord Merridew ? | St. John Lord Merridew kim mi? St. John Lord Merridew kim mi dedin? St. John Lord Merridew kim mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Why, even Marguerite when I first met her knew and adored him. | Marguerite ile tanıştığım zaman, o bile kim olduğunu biliyor ve ona tapıyordu. Marguerite ile ilk tanıştığımda o bile tanıyordu ve ona bayılıyordu. Marguerite ile tanıştığım zaman, o bile kim olduğunu biliyor ve ona tapıyordu. | Sleuth-1 | 1972 | |
| He's my detective, known to millions throughout the civilized world... | O benim dedektifim, medeni dünyada milyonlar tarafından, polis gücünde kötülüğün... Medeni dünyanın her tarafında milyonların tanıdığı... O benim dedektifim, medeni dünyada milyonlar tarafından, polis gücünde kötülüğün... | Sleuth-1 | 1972 | |
| with a nose for smelling out evil superior to anything in the Force. | herşeyden daha iyi kokusunu alan olarak biliniyor. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Oh, yes. The Police are always stupid in the kind of books you write, aren't they ? | Oh, evet. Yazdığın kitaplarda polis hep aptaldır, değil mi? Tabii ya. Yazdığın türden kitaplarda polisler hep aptaldır değil mi? Oh, evet. Yazdığın kitaplarda polis hep aptaldır, değil mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| They never solve anything. It's always the amateur sleuth who knows what's going on. | Hiçbir davayı çözemezler. Ne olup bittiğini bilen hep amatör bir hafiyedir. | Sleuth-1 | 1972 | |
| But that's detective fiction. This is fact. This is real. | Ama bu bir dedektiflik hikayesi. Gerçek bir olay. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I'm well aware of the difference, my dear Milo, | İkisinin arasındaki farktan haberdarım, sevgili Milo, | Sleuth-1 | 1972 | |
| but I'm also aware of my own not inconsiderable capabilities. | ama aynı zamanda dikkate değer olan yeteneklerimden de haberdarım. ...aynı zamanda kayda değer yeteneklerimin de bilincindeyim. ama aynı zamanda dikkate değer olan yeteneklerimden de haberdarım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Of course, if you doubt them or don't trust me | Tabi eğer bundan şüphen varsa ya da bana güvenmiyorsan... | Sleuth-1 | 1972 | |
| I'm not sure that I do. | Güvendiğimden emin değilim. | Sleuth-1 | 1972 | |
| That's why it's a very difficult decision to make. | İşte bu, bu yüzden alınması oldukça zor bir karar. Bu nedenle karar vermek çok zor. İşte bu, bu yüzden alınması oldukça zor bir karar. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Not at all difficult, perfectly simple. | Aslında o kadar da zor değil, gayet basit. | Sleuth-1 | 1972 | |
| You have an expensive woman and no money. | Yanında pahalı bir kadın var ve hiç paran yok. Masraflı bir kadının var ve hiç paran yok. Yanında pahalı bir kadın var ve hiç paran yok. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Yeah, but why don't you steal the bloody jewels and simply hand them over to me ? | Evet, ama neden şu lanet mücevherleri kendin çalıp bana vermiyorsun? Peki neden lanet mücevherleri çalıp bana vermiyorsun? Evet, ama neden şu lanet mücevherleri kendin çalıp bana vermiyorsun? | Sleuth-1 | 1972 | |
| I should have thought that was obvious. The burglary has to look real. | Bunun gayet açık olduğunu düşünmeliydim. Hırsızlık gerçekmiş gibi görünmeli. | Sleuth-1 | 1972 | |
| This house has actually to be broken into. | Bu eve gerçekten zorla girilmeli. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Then why don't you break into it ? | Öyleyse neden kendin zorla girmiyorsun? Öyleyse sen neden zorla girmiyorsun? Öyleyse neden kendin zorla girmiyorsun? | Sleuth-1 | 1972 | |
| It's a question of agility for one thing, dear boy. | Bu çeviklik meselesi, sevgili oğlum. Bir kere bu beceri meselesi sevgili evladım. Bu çeviklik meselesi, sevgili oğlum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Milo, baby, hey, do me a favor. | Milo, bebeğim, hey, bana bir iyilik yap. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Let me handle this. Know what I mean ? | Bırak bu işi ben halledeyim. Neden bahsettiğimi biliyor musun? Bırak ben halledeyim. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Bırak bu işi ben halledeyim. Neden bahsettiğimi biliyor musun? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Crime is my bag. I got this caper all worked out to the last detail. | Suç benim için çantada keklik demektir. Bu hırsızlığı son detayına kadar planladım. Suç benim işim. Bu soygunu en ince ayrıntısına kadar planladım. Suç benim için çantada keklik demektir. Bu hırsızlığı son detayına kadar planladım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| 170,000 pounds. | 170,000 pound. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Cash, tax free. | Nakit olarak, vergisiz. Nakit, vergisiz. Nakit olarak, vergisiz. | Sleuth-1 | 1972 | |
| It would take an awful lot of Tindolini's tonsorial teasing to raise that kind of money. | Bu kadar para biriktirmek için Tindolini'nin makasının biraz fazlaca çalışması gerekir. Söz konusu parayı toplamak için çok sayıda Tindolini berber şakası yapmak gerekir. Bu kadar para biriktirmek için Tindolini'nin makasının biraz fazlaca çalışması gerekir. | Sleuth-1 | 1972 | |
| All right. I'll do it. | Pekala, yapacağım. Pekâlâ. Yapacağım. Pekala, yapacağım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Where do you want me to break in ? No, no, no, no. Not so fast. | İçeri nereden girmemi istiyorsun? Hayır, hayır, hayır. Biraz yavaş ol. Eve nereden girmemi istiyorsun? Hayır, hayır. O kadar çabuk değil. İçeri nereden girmemi istiyorsun? Hayır, hayır, hayır. Biraz yavaş ol. | Sleuth-1 | 1972 | |
| You've got to get disguised first. | Öncelikle kılık değiştirmelisin. | Sleuth-1 | 1972 | |
| What for ? What if somebody saw you climbing in ? | Ne için? Ya biri seni içeri girerken görürse? Niye? Ya biri seni tırmanırken görürse? Ne için? Ya biri seni içeri girerken görürse? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Here ? In the middle of nowhere ? | Burada mı? Bomboş bir alanın ortasında? | Sleuth-1 | 1972 | |
| I could hardly find this place with a bloody map ! | Elimde harita olmasına rağmen bu lanet yeri zor buldum! Elimde lanet bir haritayla ben bile zar zor buldum burayı. Elimde harita olmasına rağmen bu lanet yeri zor buldum! | Sleuth-1 | 1972 | |
| You never know ! | Asla bilemezsin! Hiç belli olmaz! Asla bilemezsin! | Sleuth-1 | 1972 | |
| A dallying couple, a passing sheep rapist. | Yaramazlık yapan bir çift, yoldan geçmekte olan bir koyun tacizcisi. Oynaşan bir çift, buradan geçen bir koyun tacizcisi. Yaramazlık yapan bir çift, yoldan geçmekte olan bir koyun tacizcisi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Besides, don't forget the clues we've got to leave for the Police and insurance company. | Ayrıca, polis ve sigorta şirketi için bırakmamız gereken ipuçları olduğunu unutma. Polis ve sigorta şirketi için bırakmamız gereken ipuçlarını da unutma. Ayrıca, polis ve sigorta şirketi için bırakmamız gereken ipuçları olduğunu unutma. | Sleuth-1 | 1972 | |
| We don't want your footsteps in the flower beds... | Çiçek bahçesinde ayak izlerinin kalmasını, | Sleuth-1 | 1972 | |
| Or your coat button snagged on the window sill. | ya da ceketinin düğmesinin pencere kenarına takılmasını istemeyiz. | Sleuth-1 | 1972 | |
| No, no, no ! You must be disguised ! | Hayır, hayır, hayır! Kılık değiştirmelisin! | Sleuth-1 | 1972 | |
| All right. How ? | Tamam. Nasıl? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Please to follow me, number one son. | Lütfen beni takip et oğlum. Lütfen beni takip et bir numaralı oğlum. Lütfen beni takip et oğlum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| You know, my dear Milo, in the good old days, before television, that is, | Biliyor musun sevgili Milo, televizyonun olmadığı eski güzel günlerde Sevgili Milo, televizyondan önceki o eski güzel günlerde... Biliyor musun sevgili Milo, televizyonun olmadığı eski güzel günlerde | Sleuth-1 | 1972 | |
| People constructed the pleasures of life for themselves. | insanlar kendileri için hayattaki zevkleri yaratırlardı. | Sleuth-1 | 1972 | |
| They amused each other and were in turn amused. | Birbirlerini eğlendirirlerdi ve kendileri de eğlenirlerdi. Birbirlerini eğlendirirken sırasında kendileri de eğlenirlerdi. Birbirlerini eğlendirirlerdi ve kendileri de eğlenirlerdi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| They didn't just sit, stare. | Sadece oturup bir yere bakmazlardı. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Why, in this house there was scarcely a weekend... | Bu evde hemen hemen hiçbir haftasonu Bu evde, hazine avları, sessiz sinema gibi... Bu evde hemen hemen hiçbir haftasonu | Sleuth-1 | 1972 |