Search
English Turkish Sentence Translations Page 150137
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| And that your motive in renting the cottage down here was to increase the incidence... | Senin burada bir kulube kiralamanın nedeni de bu haftalık birleşmelere Burada bir kır evi kiralama sebebin de, haftada iki gün olan çiftleşmelerin... Senin burada bir kulube kiralamanın nedeni de bu haftalık birleşmelere | Sleuth-1 | 1972 | |
| of this biweekly coupling. Is that what you asked me over here to chat about ? | rast gelme ihtimalini arttırmaktı. Bu konuda konuşmak için mi beni buraya çağırdın? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Never speak ill of the deadly. | Ölünün arkasından kötü konuşma. | Sleuth-1 | 1972 | |
| If I choose to say that my wife converses like a child of six... | Eğer karımın altı yaşında bir çocuk gibi konuştuğunu ve nesli Eşimin altı yaşında bir çocuk gibi konuştuğunu ve... Eğer karımın altı yaşında bir çocuk gibi konuştuğunu ve nesli | Sleuth-1 | 1972 | |
| and makes love like an extinct shellfish, I shall, | tükenmiş bir kabuklu deniz hayvanı gibi seviştiğini söylemek istersem söylerim ...soyu tükenmiş bir yumuşakça gibi seviştiğini söylemeyi seçsem... tükenmiş bir kabuklu deniz hayvanı gibi seviştiğini söylemek istersem söylerim | Sleuth-1 | 1972 | |
| and I don't need to ask her lover's permission to do so either. | ve bunu yapmak için sevgilisinin iznini almam da gerekmez. ...böyle yapması için aşığının iznini istemeye de gerek duymazdım. ve bunu yapmak için sevgilisinin iznini almam da gerekmez. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Thank you for the drink. Oh, my. Now, now, I thought you were brought up in England. | İçki için teşekkürler. Oh, şuraya bak.Ben de senin İngiltere'de yetiştiğini sanıyordum. İçki için teşekkür ederim. İngiltere'de yetiştiğini sanmıştım. İçki için teşekkürler. Oh, şuraya bak.Ben de senin İngiltere'de yetiştiğini sanıyordum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Surely you know it's not done to be rude. | Bunun kabalık olsun diye yapılmadığını biliyorsundur. | Sleuth-1 | 1972 | |
| You were being rude about a woman I'm in love with. | Aşık olduğum kadın hakkında kabalık yapıyordun. Aşık olduğum kadına saygısızlık ediyordunuz. Aşık olduğum kadın hakkında kabalık yapıyordun. | Sleuth-1 | 1972 | |
| On the contrary. I was reminiscing about my wife. It comes to the same thing. | Tam aksine. Sadece karımı anıyordum. İkisi aynı anlama geliyor. Tam aksine. Eşimi anıyordum. Aynı kapıya çıkar. Tam aksine. Sadece karımı anıyordum. İkisi aynı anlama geliyor. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Things mostly do, you know. I'll wager that in a year's time... | Pek çok şey aynı anlama gelir. Bahse girerim bir sene içinde | Sleuth-1 | 1972 | |
| it'll be you who'll be being rude about Marguerite and I who'll be being rhapsodic, | Marguerite hakkında kaba konuşan kişi sen, onun ne kadar çekilmez, yorucu, kendini beğenmiş ...ve ne kadar dayanılmaz sıkıcı, kendini beğenmiş... Marguerite hakkında kaba konuşan kişi sen, onun ne kadar çekilmez, yorucu, kendini beğenmiş | Sleuth-1 | 1972 | |
| having quite forgotten how intolerably tiresome, vain, spendthrift, self indulgent... | tutumsuz, zevkine düşkün ve genel olarak ne kadar kurnaz biri olduğunu | Sleuth-1 | 1972 | |
| and generally bloody crafty she really is ! | unutmuş olan da ben olacağım! | Sleuth-1 | 1972 | |
| Can you afford to take her off my hands ? | Onu elimden alabilmeye gücün yeter mi? Onu elimden alacak güce sahip misin? Onu elimden alabilmeye gücün yeter mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| "Afford to" ? Support her in the style to which she was not accustomed... | "Gücün yeter mi" mi ? Onu, benimle tanışmadan önce alışkın olmadığı, ancak artık alıştığı, "Güce sahip olmak" mı? Benimle tanışmadan önce... "Gücün yeter mi" mi? Onu, benimle tanışmadan önce alışkın olmadığı, ancak artık alıştığı, | Sleuth-1 | 1972 | |
| before she met me, but now is. | yüksek kalitede bir yaşam tarzında yaşatabilir misin? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Well, I'm not a millionaire, but I'm not starving either. | Milyoner değilim, ama açlıktan da ölmüyorum. Milyoner değilim elbette ama açlıktan da ölmüyorum. Milyoner değilim, ama açlıktan da ölmüyorum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| The shop in London's doing all right. The one in Brighton is almost breaking even. | Londra'daki dükkan gayet güzel çalışıyor. Brighton'daki de neredeyse aynı durumda. Londra'daki dükkan iyi gidiyor. Brighton'daki ancak masrafını karşılıyor. Londra'daki dükkan gayet güzel çalışıyor. Brighton'daki de neredeyse aynı durumda. | Sleuth-1 | 1972 | |
| By this time next year This year, next year, sometime, never. | Seneye bu zamanlarda... Bu yıl, gelecek yıl, bir ara, asla. | Sleuth-1 | 1972 | |
| What you're really saying is that at present, you're skint. | Aslında demek istediğin şu anda cimrinin teki olduğun. | Sleuth-1 | 1972 | |
| We'll survive. Survival is scarcely the point. | Bir şekilde yaşayacağız. Asıl önemli olan bir şekilde yaşayabilmeniz değil. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Presumably, when you're married to Marguerite, you'll want a place on the Riviera, | Tahminen, Marguerite'yle evlendiğinde Riviera'da bir ev, hızlı bir araba Marguerite ile evlendiğinde, muhtemelen, Riviera'da bir yer, hızlı bir araba... Tahminen, Marguerite'yle evlendiğinde Riviera'da bir ev, hızlı bir araba | Sleuth-1 | 1972 | |
| fast car, couple of mistresses. "Presumably" ? | ve birkaç metres isteyeceksin. "Tahminen" mi ? ve birkaç metres isteyeceksin. "Tahminen" mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Just because you need those things ? No, just this fading mansion, | Sadece onlara ihtiyacın olduğu için mi? Hayır, ne yazık ki sadece bu Sen bunlara ihtiyaç duyduğun için mi? Hayır, korkarım yalnızca bu sönük konak... Sadece onlara ihtiyacın olduğu için mi? Hayır, ne yazık ki sadece bu | Sleuth-1 | 1972 | |
| the slowest Bentley in Wiltshire, and only one mistress, I'm afraid. | gözden kaybolmaya başlayan konak, Wiltshire'daki en yavaş Bentley ve tek bir metres. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Tea, the Finnish bird who runs the sauna in Salisbury. | Tea, Salisbury'de sauna işleten Finli genç kadın. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Oh, you know about Tea, do you ? | Oh, Tea'yı da biliyorsun, öyle mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Marguerite and I have no secrets from each other. | Marguerite ve benim aramızda sır yoktur. Marguerite ile gizlimiz saklımız yoktur. Marguerite ve benim aramızda sır yoktur. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Not even mine, it seems. | Gördüğüm kadarıyla benimle de yok. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Tea is a Karelian Goddess. | Tea, çam kokulu altın saçları, | Sleuth-1 | 1972 | |
| Her golden hair smells of pine, | ve Finlandiya ormanları derinliğinde, Çam kokan altın sarısı saçları... ve Finlandiya ormanları derinliğinde, | Sleuth-1 | 1972 | |
| and her cobalt eyes are the secret forest pools of Finlandia. | kobalt rengi gözleriyle tam bir "Karelian" tanrıçası. ...ve Finlandiya'nın gizli orman içi gölleri gibi mavi gözleri var. kobalt rengi gözleriyle tam bir "Karelian" tanrıçası. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I hear she's a well scrubbed blonde with all the sex appeal of a secondhand jeep. | İkinci el bir jeep'in cazibesine sahip, oldukça yıpranmış bir sarışın olduğunu duydum. İkinci el bir jipin seksapeline sahip iyi ovalanmış bir sarışın olduğunu duydum. İkinci el bir jeep'in cazibesine sahip, oldukça yıpranmış bir sarışın olduğunu duydum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Not so, dear boy. You can take it from me. | Bu doğru değil, sevgili oğlum. Bana inanabilirsin. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Tea is an engaging little trollop and suits me mightily. | Tea, bana son derece uygun, alımlı, küçük bir sürtük. Tea çekici küçük bir fahişe ve tam benim zevkime uygun. Tea, bana son derece uygun, alımlı, küçük bir sürtük. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Mind you, she takes a bit of keeping up with. | Ama ona yetişmek için biraz uğraşmak gerekiyor. | Sleuth-1 | 1972 | |
| It's a good thing I am pretty much of an olympic sexual athlete. | Hemen hemen olimpik düzeyde bir cinsel atlet olmam iyi bir şey. İyi ki olimpik seviyede bir cinsel atletim. Hemen hemen olimpik düzeyde bir cinsel atlet olmam iyi bir şey. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Yes, I suppose these days you are concentrating more on the sprints... | Evet, sanırım bu günlerde uzun mesafeden çok Evet, bu günlerde uzun mesafe koşmaktansa sürat koşularına... Evet, sanırım bu günlerde uzun mesafeden çok | Sleuth-1 | 1972 | |
| than on the long distance stuff. | sürat konusu üzerinde yoğunlaşıyorsundur. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Not so, dear boy. I'm in the pink of condition. | Yanılıyorsun, sevgili oğlum. İdmanlıyım. Hayır, sevgili çocuğum. Turp gibiyim. Yanılıyorsun, sevgili oğlum. İdmanlıyım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I could copulate for England at any distance. | İngiltere için herhangi bir aralıkta çiftleşebilirdim. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Well, as they say in the Olympics, | Söylediklerine göre Olimpiyatlarda Olimpiyatlarda da söylerler ya... Söylediklerine göre Olimpiyatlarda | Sleuth-1 | 1972 | |
| it's not the winning, it's the taking part that counts. | kazanmak değil, oyunların bir parçası olmak önemliymiş. ...önemli olan kazanmak değil katılmaktır. kazanmak değil, oyunların bir parçası olmak önemliymiş. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Are you going to marry her ? Oh, no, no, no. I just want to live with her. | Onunla evlenecek misin? Oh, hayır, hayır, hayır. Sadece onunla yaşamak istiyorum. Onunla evlenecek misin? Hayır. Niyetim birlikte yaşamak. Onunla evlenecek misin? Oh, hayır, hayır, hayır. Sadece onunla yaşamak istiyorum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| So what's stopping you ? Basically the firm of Prurien and Pry, ltd., | Öyleyse seni durduran nedir? Prurien ve Pry LTD. Şirketi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Whom you and Marguerite have seen fit to employ. | Yani Marguerite ve senin işi vermeyi uygun bulduklarınız. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Don't be so innocent. | Bu kadar masum olma. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Those nicotine stained private detectives have been camping outside Tea's for the last week. | O sigara kokulu özel dedektifler geçen hafta boyunca Tea'nın evinin hemen dışında kamp kurdular. Nikotin kokulu dedektifler geçen haftadan beri Tea'nin çevresinde kamp kurdu. O sigara kokulu özel dedektifler geçen hafta boyunca Tea'nın evinin hemen dışında kamp kurdular. | Sleuth-1 | 1972 | |
| It was an insurance policy to keep you from changing your mind about the divorce. | Bu, seni boşanma hakkında fikrini değiştirmekten alıkoyan bir tür sigorta sözleşmesi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| How do you know I wasn't having you watched, hmm ? Why not ? | Seni izletmediğimi nereden biliyorsun, ha? Neden olmasın? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Afraid of what you might find out ? Or didn't you think that was possible ? | Bulacağın şeyden korkuyor musun? Yoksa bunun olası olduğunu hiç düşünmedin mi? Nelerle karşılaşacağından mı korkuyorsun yoksa olabileceğini mi düşünmüyordun? Bulacağın şeyden korkuyor musun? Yoksa bunun olası olduğunu hiç düşünmedin mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Now, don't start doing a fertility dance. | Şimdi kalkıp bana bereketlilik dansı yapma. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Of course I knew they'd find you and Marguerite rutting away like crazed weasels. | Tabiki senin ve Marguerite'nin çılgın gelincikler gibi olduğunuzu bulacaklarını biliyordum. Marguerite ile seni çılgın samurlar gibi azarken yakalayacaklarını biliyordum. Tabiki senin ve Marguerite'nin çılgın gelincikler gibi olduğunuzu bulacaklarını biliyordum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| But why should I pay good money to have something confirmed which I'd known for months ? | Neden aylardır bildiğim birşeyin onaylanması için para ödeyeyim? Ama zaten aylardır bildiğim bir şey için neden o kadar para harcayayım ki? Neden aylardır bildiğim birşeyin onaylanması için para ödeyeyim? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Black. Then if you knew, why didn't you do something about it ? | Siyah. Madem biliyordun, öyleyse neden bu konu hakkında bir şey yapmadın? Siyah. Madem biliyordun, neden bir şey yapmadın? Siyah. Madem biliyordun, öyleyse neden bu konu hakkında bir şey yapmadın? | Sleuth-1 | 1972 | |
| I had to assure myself that you and Marguerite were going to be a fixture. | Marguerite ve senin ilişkinizin sağlam bir şekilde ilerlediğine ikna olmalıydım. Marguerite işleri biraz daha ilerleteceğinizden emin olmak istedim. Marguerite ve senin ilişkinizin sağlam bir şekilde ilerlediğine ikna olmalıydım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| You see, I want to lose the dear girl for life, not just... | Görüyorsun ya, o kızdan tamamen kurtulmak istiyorum... | Sleuth-1 | 1972 | |
| a two week Tindolini perm, set and touch up. | iki haftalık bir Tindolini eğlencesi olarak kalmasını değil. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Good shot. Yes, it was. Yellow. | İyi atıştı. Evet, öyleydi. Sarı. İyi vuruş. Aynen öyle. Sarı. İyi atıştı. Evet, öyleydi. Sarı. | Sleuth-1 | 1972 | |
| You see, you don't know her as well as I do. You think you do, but you don't. | Gördüğün gibi onu benim tanıdığım kadar tanımıyorsun. Tanıdığını sanıyorsun, ama tanımıyorsun. Onu benim tanıdığım kadar tanımıyorsun. Öyle sanıyorsun ama hayır. Gördüğün gibi onu benim tanıdığım kadar tanımıyorsun. Tanıdığını sanıyorsun, ama tanımıyorsun. | Sleuth-1 | 1972 | |
| If you fail her, by which I mean cancelling the account at Harrod's... | Eğer başarısız olursan, yani Harrod'staki hesabını kapattırırsan | Sleuth-1 | 1972 | |
| or shortchanging her on winters in Jamaica, | ya da kışın Jamaica'dayken az para verirsen, | Sleuth-1 | 1972 | |
| She'll be back to me in a jiffy, mewing for support. | anında bana döner ve yardım etmem için miyavlamaya başlar. ...anında kürkçü dükkânına, yani bana geri döner. anında bana döner ve yardım etmem için miyavlamaya başlar. | Sleuth-1 | 1972 | |
| And, guilty wife or no, she may be entitled to get it. | Ve, suçlu eş ya da değil, istediğini alabilir. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Green. Money isn't everything. | Yeşil. Para, her şey demek değildir. | Sleuth-1 | 1972 | |
| And what if she is used to luxury ? Whose fault is that ? | Ya lükse alıştıysa? Bu kimin suçu? Lükse alışmışsa ne olmuş ki? Bu kimin hatasıydı? Ya lükse alıştıysa? Bu kimin suçu? | Sleuth-1 | 1972 | |
| It's not a fault if you can afford it. | Eğer bunu karşılayabiliyorsan bir suç değildir. | Sleuth-1 | 1972 | |
| But can you ? | Peki karşılayabilir misin? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Knowing you to be hard up brown | Meteliksiz olduğun... kahverengi... Senin için zor olacağını biliyorum kahverengi. Meteliksiz olduğun... kahverengi... | Sleuth-1 | 1972 | |
| has she shown any signs of mending her ways... | şu geçen üç huzurlu ayda Sakin geçen son üç ayda... şu geçen üç huzurlu ayda | Sleuth-1 | 1972 | |
| in these last, idyllic three months ? | hiç kendisini düzeltme belirtisi gösterdi mi ? hiç kendisini düzeltme belirtisi gösterdi mi? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Blue. When, for instance, did she last turn down Dom Perignon in favor of | Mavi. Örneğin, en son ne zaman yanlış anlama ama Dago Red'in Mavi. Mesela, Dom Peringnon'ı geri çevirip... Mavi. Örneğin, en son ne zaman yanlış anlama ama Dago Red'in | Sleuth-1 | 1972 | |
| no offense, mind you the persuasive charms of Dago Red ? | "kışkırtıcı" çekiciliğini Dom Perignon'a tercih etti? | Sleuth-1 | 1972 | |
| No, I'm not joking. How much has this brief liaison cost you so far ? | Hayır, şaka yapmıyorum. Bu ilişkinin şimdiye kadar sana maliyeti ne oldu? Cidden, şaka yapmıyorum. Bu ilişki şimdiye kadar ne kadara mâl oldu sana? Hayır, şaka yapmıyorum. Bu ilişkinin şimdiye kadar sana maliyeti ne oldu? | Sleuth-1 | 1972 | |
| And that old Dad of yours in Soho when did you last send him any money ? | Ya Soho'daki yaşlı baban? Ona en son ne zaman para göndermiştin? Peki ya Soho'daki o yaşlı babacığın. Ona en son ne zaman para gönderebildin? Ya Soho'daki yaşlı baban? Ona en son ne zaman para göndermiştin? | Sleuth-1 | 1972 | |
| We have talked about money. | Para konusunu konuştuk. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Often I've told her we spend too much. | Ona pek çok kez harcamalarımızın çok fazla olduğunu söyledim. Çok harcadığımızı hep söylüyorum ona. Ona pek çok kez harcamalarımızın çok fazla olduğunu söyledim. | Sleuth-1 | 1972 | |
| She takes no notice ? No. | Buna dikkat etti mi? Hayır. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Silvery laugh. Coquettish turn of the head. | Pırıl pırıl bir gülümseme. İşveli bir baş hareketi. Önce kahkaha atar. Sonra da kafasını cilveli cilveli yana çevirir. Pırıl pırıl bir gülümseme. İşveli bir baş hareketi. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Well, it's to solve this little problem that I've invited you here tonight. | Bu küçük sorunu çözmek için seni bu gece buraya çağırdım. İşte ben de bu küçük sorunu çözebilmek için seni bu akşam buraya davet ettim. Bu küçük sorunu çözmek için seni bu gece buraya çağırdım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| And this, as they say, is where the plot thickens. | Ve burası, söyledikleri gibi, olayların karıştığı yer. | Sleuth-1 | 1972 | |
| What plot ? | Olay mı? | Sleuth-1 | 1972 | |
| Whatever are you doing with that cue in your hand ? | Elindeki belgiyle ne yapıyorsun? O elindeki isteka ile ne yaptığını sanıyorsun? Elindeki belgiyle ne yapıyorsun? | Sleuth-1 | 1972 | |
| I was waiting for you to miss. | Kaçırmanı bekliyordum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Foolish boy. | Aptal çocuk. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Once upon a time, my dear Milo, | Bir zamanlar, sevgili Milo, Bir zamanlar, Sevgili Milo... Bir zamanlar, sevgili Milo, | Sleuth-1 | 1972 | |
| there was an Englishman called Andrew Wyke, | Andrew Wyke adında, vergi çıkarımı yüzünden iğdiş edilmiş ...Andrew Wyke adında bir İngiliz varmış. Andrew Wyke adında, vergi çıkarımı yüzünden iğdiş edilmiş | Sleuth-1 | 1972 | |
| who, in common with most of his countrymen, was virtually castrated by taxation. | pek çok vatandaşla aynı durumda olan bir İngiliz vardı. Vatandaşlarının çoğu ağır vergiler altında eziliyormuş. pek çok vatandaşla aynı durumda olan bir İngiliz vardı. | Sleuth-1 | 1972 | |
| To avoid total emasculation, his accountants advised him... | Erkekliği tamamen kaybetmekten sakınmak için muhasebecileri, | Sleuth-1 | 1972 | |
| To put a considerable part of his money, some 250,000 pounds, | parasının önemli bir kısmını, 250.000 pound kadarını, | Sleuth-1 | 1972 | |
| into jewelry. | mücevhere yatırmasını önerdiler. | Sleuth-1 | 1972 | |
| His wife, of course, was delighted. | Eşi, tabiki, keyiflenmişti. Karısı elbette bu durumdan çok hoşnutmuş. Eşi, tabiki, keyiflenmişti. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Marguerite never told me you'd given her any jewelry. Oh, nor did I, of course. | Marguerite hiç ona mücevher verdiğinden bahsetmedi. Oh, tabiki vermedim. Marguerite ona mücevher aldığından hiç bahsetmemişti. Ona almadım zaten. Marguerite hiç ona mücevher verdiğinden bahsetmedi. Oh, tabiki vermedim. | Sleuth-1 | 1972 | |
| It's still mine, as well she knows. | Kendisinin de bildiği gibi onlar hala bana ait. | Sleuth-1 | 1972 | |
| We just thought it would be more amusing for her to wear it than for me to bank it. | Benim saklamamdansa onun giymesinin daha eğlenceli olduğunu düşündük. Mücevherleri takması bankada saklamamdan daha eğlenceli olur diye düşünmüştük sadece. Benim saklamamdansa onun giymesinin daha eğlenceli olduğunu düşündük. | Sleuth-1 | 1972 | |
| After all, it's fully insured. | Nasıl olsa tümü sigortalı. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I see what you mean by the plot thickening. | Olayların karıştığını söylerken neden bahsettiğini anladım. Oyunun sonu derken anlatmak istediğini şimdi anladım. Olayların karıştığını söylerken neden bahsettiğini anladım. | Sleuth-1 | 1972 | |
| I'm glad you follow me so readily. You see, I want you to steal that jewelry. | Beni bu kadar iyi takip ettiğine sevindim. O mücevherleri çalmanı istiyorum. Beni can kulağıyla dinlemene sevindim. Şimdi o mücevherleri çalmanı istiyorum. Beni bu kadar iyi takip ettiğine sevindim. O mücevherleri çalmanı istiyorum. | Sleuth-1 | 1972 | |
| Tonight, for choice. With Marguerite away, it's an admirable opportunity. | Örneğin, bu akşam. Maruerite'in evde olmaması, kaçırılmaz bir fırsat. Bu gece olabilir. Marguerite evde olmayacak, harika bir fırsat. Örneğin, bu akşam. Maruerite'in evde olmaması, kaçırılmaz bir fırsat. | Sleuth-1 | 1972 |