Search
English Turkish Sentence Translations Page 149562
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| For the very first time! | Hayatımda ilk kez! | Sitcom-1 | 1998 | |
| If we had started before, none of this would have happened. | Bunu daha önceden yapmış olsaydık, bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Giving love to my son. | Oğluma sevgimi veriyorum. | Sitcom-1 | 1998 | |
| How does your dream end? | Rüyanın sonunda ne oluyor peki? | Sitcom-1 | 1998 | |
| I gently put him at ease, | Onu huzurlu bir şekilde bırakıyorum, | Sitcom-1 | 1998 | |
| he relaxed, | rahatlıyor, | Sitcom-1 | 1998 | |
| and I soon noticed | ve sonra farkediyorum ki... | Sitcom-1 | 1998 | |
| that I had aroused him. | ...onu tahrik etmişim. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Yes... | Sonra... | Sitcom-1 | 1998 | |
| He lay on top of me, | Üzerime çıkıyor, | Sitcom-1 | 1998 | |
| and entered me. | ve içime giriyor. | Sitcom-1 | 1998 | |
| At first it was a little strange. | İlk başta bu durum bana tuhaf geliyor. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Then, | Fakat sonra, | Sitcom-1 | 1998 | |
| little by little, I forgot he was my son. | yavaş yavaş onun oğlum olduğunu unutuyorum. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I let myself go... | Kendimi akışa bırakıyorum... | Sitcom-1 | 1998 | |
| and it became very enjoyable. | ve çok zevk almaya başlıyorum. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I kept saying to myself, | Kendime sürekli şunu söylüyorum, | Sitcom-1 | 1998 | |
| "You must make him come, you must make him come". | "Onu doruğa ulaştırmalısın, onu doruğa ulaştırmalısın". | Sitcom-1 | 1998 | |
| And he came. | Ve boşalıyor. | Sitcom-1 | 1998 | |
| And you? No. | Ya sen? Hayır. | Sitcom-1 | 1998 | |
| But he was the important one. | Fakat önemli olan o. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I felt if I succeeded, he'd be over it. | Eğer başarırsam üstesinden geleceğini hissediyorum. | Sitcom-1 | 1998 | |
| 0ver your love? | Senin aşkının mı? | Sitcom-1 | 1998 | |
| No, over his homosexuality. | Hayır, homoseksüelliğinin. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Is it bad? | Bu kötü mü? | Sitcom-1 | 1998 | |
| Expressing it subconsciously is better than acting out. | Bunu bilinçsiz bir haldeyken ifade etmek gerçek hayatta yapmaktan daha iyidir. | Sitcom-1 | 1998 | |
| That's just it. There's a problem. | Konu da bu ya. Bir sorun var. | Sitcom-1 | 1998 | |
| It wasn't a dream. | Bu bir rüya değildi. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Now what, Maria? | Yine ne oldu Maria? | Sitcom-1 | 1998 | |
| You've changed hairstyles again. | Yine saç stilini değiştirmişsin. | Sitcom-1 | 1998 | |
| It's all over, all over! | Bitti, bitti! | Sitcom-1 | 1998 | |
| Abdu's been fired, he's unemployed. | Abdu işten çıkarıldı, o bir işsiz. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Because of the photo... | Fotoğraf yüzünden... | Sitcom-1 | 1998 | |
| What photo? | Hangi fotoğraf? | Sitcom-1 | 1998 | |
| Sophie's photo of David and me, she sent it to him. | Sophie David'le benim fotoğrafımı ona göndermiş. | Sitcom-1 | 1998 | |
| What's that to do with his job? | Bunun onun işiyle ne alakası var peki? | Sitcom-1 | 1998 | |
| He showed it to a student, | Fotoğrafı bir öğrencisine göstermiş, | Sitcom-1 | 1998 | |
| and the boy's parents filed a complaint for molestation. | ve çocuğun ailesi de cinsel taciz şikayetinde bulunmuş. | Sitcom-1 | 1998 | |
| What a strange thing to happen. | Ne tuhaf bir olay. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Anyway, Abdu isn't attracted to boys. | Herneyse, Abdu böyle bir şeyi hayatta yapmaz. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Yes, he is. | Evet, yapar. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Abdu is homosexual? | Abdu homoseksüel mi? | Sitcom-1 | 1998 | |
| Yeah, since recently. | Evet, son zamanlarda öyle. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Him, too! | O da mı! | Sitcom-1 | 1998 | |
| Men are such hypocritical cowards. | Erkekler ne ikiyüzlü ve korkak yaratıklar. | Sitcom-1 | 1998 | |
| The real problem is he's lost his job. | Asıl önemli olan sorun işini kaybetmiş olması. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Maria, what about being married to a homosexual? | Maria, peki ya bir homoseksüelle evli olmak? | Sitcom-1 | 1998 | |
| That's 0K with me. Men have disappointed me. | Bu benim için sorun değil. Erkekler beni çok hayalkırıklığına uğrattı. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I think I have a lesbian side, like my aunt. | Sanırım lezbiyenliğe eğilimim var, tıpkı teyzem gibi. | Sitcom-1 | 1998 | |
| It runs in the family. | Aileden geliyor. | Sitcom-1 | 1998 | |
| We're all running low on love. | Hepimiz aşk konusunda fakiriz. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Affection is always welcome, no matter what the source. | Aşk her zaman güzeldir, nereden gelirse gelsin. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Careful of my eyes! Trust your little brother. | Gözlerime dikkat et! Küçük kardeşine güven. | Sitcom-1 | 1998 | |
| How was it with mom? Wonderful. | Annemle yatmak nasıldı? Harika. | Sitcom-1 | 1998 | |
| She's not a bad lay? She's actually pretty good. | Yatakta kötü değildi ya? Aslında oldukça iyiydi diyebilirim. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Isn't her body shriveled up? | Vücudu pörsümemiş mı? | Sitcom-1 | 1998 | |
| No, she's well preserved for her age. | Hayır, yaşına göre epey iyi durumda. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Anyway, we also talked a lot. | Herneyse, onunla epey konuştuk da. | Sitcom-1 | 1998 | |
| About her, about me. It was intense. | Onun hakkında, benim hakkımda. Yoğun bir deneyimdi. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Didn't your dick size disappoint her? | Aletinin boyutu onu hayalkırıklığına uğratmadı mı? | Sitcom-1 | 1998 | |
| You always have to spoil everything. | İlla muhabbetin içine etmek zorundasın sanki. | Sitcom-1 | 1998 | |
| In any case, it didn't agree with her. | Yine de, bu ona yaramamış sanki. | Sitcom-1 | 1998 | |
| She looks like a zombie. | Bir zombi gibi görünüyor. | Sitcom-1 | 1998 | |
| It's not easy for her right now. Her world is collapsing. | Bu günler onun için kolay değil. Dünyası tepetaklak oldu. | Sitcom-1 | 1998 | |
| But I think it'll be good for her. | Fakat sanıyorum herşey onun için iyi olacak. | Sitcom-1 | 1998 | |
| She'll realize she's wasted her life. | Yaşamını heba ettiğinin farkına varacak. | Sitcom-1 | 1998 | |
| You mean dad? Among other things. | Babamı mı kastediyorsun? Diğer şeylerin yanında. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Should I try him? Who? | Sence onu bir denemeli miyim? Kimi? | Sitcom-1 | 1998 | |
| Dad. Why not. | Babamı. Neden olmasın. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Rinse cycle. | Durulama zamanı. | Sitcom-1 | 1998 | |
| That's too hot! Wait. | Çok sıcak! Bekle. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Wanna see my new stuff? | Yeni aldığım giysileri görmek ister misin? | Sitcom-1 | 1998 | |
| If you like. | Eğer istiyorsan. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I got some wild things! | Çok çılgın şeyler aldım! | Sitcom-1 | 1998 | |
| There's a sale at Gaultier's. | Gaultier* indirim yapmış. | Sitcom-1 | 1998 | |
| They're giving it away! | Resmen bedava dağıtıyorlardı! | Sitcom-1 | 1998 | |
| Check this out! | Şuna baksana! | Sitcom-1 | 1998 | |
| Very colorful. | Çok renkliymiş. | Sitcom-1 | 1998 | |
| It's last season's, but I love the stretch fabric. | Geçen sezonun, ama dar kesimi seviyorum. | Sitcom-1 | 1998 | |
| It clings to the curves. | Vücudumun kıvrımlarını sarıyor. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Ah, I love this one. | Ah, bak bu çok hoşuma gitti. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I found it at a thrift shop. Guess how much? | Bunu ikinci el giysi satan bir mağazada buldum. Tahmin et kaça aldım? | Sitcom-1 | 1998 | |
| 60 francs? | 60 frank? | Sitcom-1 | 1998 | |
| No way! 12 francs. Cool, huh? | Hiç de bile! 12 frank. Süper, değil mi? | Sitcom-1 | 1998 | |
| Remember one thing. | Bir şeyi hiç unutma. | Sitcom-1 | 1998 | |
| What? Clothes don't make the man. | Neyi? Önemli olan giysi değil, içindekidir. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Dad, do you love me? | Baba, beni seviyor musun? | Sitcom-1 | 1998 | |
| Like every father loves his son. | Tıpkı her babanın oğlunu sevdiği gibi. | Sitcom-1 | 1998 | |
| You seem ashamed of me. | Benden utanıyor gibisin. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Maybe I'm not the son you wanted. | Belki de senin istediğin gibi bir evlat olamamışımdır. | Sitcom-1 | 1998 | |
| You're disappointed. | Hayal kırıklığına uğramışsındır. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I'm not disappointed. | Hayal kırıklığına uğramış değilim. | Sitcom-1 | 1998 | |
| I accept you as you are, though we are different. | Her ne kadar birbirimizden farklı olsak da, ben seni olduğun gibi kabul ediyorum. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Some very interesting medical documents | Yüzyılın sonunda meydana gelmiş sakatlıklarla ilgili... | Sitcom-1 | 1998 | |
| on turn of the century malformations. | ...çok enteresan bazı tıbbi dökümanlar. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Do you think I've changed much since my accident? | Sence ben geçirdiğim kazadan sonra çok değiştim mi? | Sitcom-1 | 1998 | |
| I haven't noticed anything in particular. | Özellikle farkettiğim bir değişiklik yok. | Sitcom-1 | 1998 | |
| Aside from your handicap. | Sakatlığın dışında tabii. | Sitcom-1 | 1998 | |
| You know about mom and Nicolas? | Annemle Nicolas arasında olanları biliyorsun, değil mi? | Sitcom-1 | 1998 | |
| I don't think incest will solve | Ensestin batı uygarlığının sorunlarına... | Sitcom-1 | 1998 |