Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 158822
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| and a belly as big as a mountain. | ...ve dağ gibi bir karnı vardı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| He was always eating too much, | Her zaman çok yerdi... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| but his favourite thing of all | ...ama en çok... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| was honey. | ...balı severdi. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| He would search for it... | Arardı... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| ... beg for it... | ...dilenirdi... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| ... sometimes even steal it. | ...bazen de çalardı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Ah yes, I nearly forgot that sorcerer... | Ah evet, nerdeyse büyücüyü unutuyordum... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| The sorcerer was old and very powerful. | Büyücü yaşlı ve çok güçlüydü. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| He had good magic and bad magic. | İyi ve kötü büyüsü vardı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| He lived by himself to keep his magic secret. | Büyücülük sırlarını saklamak için tek başına yaşardı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Now watch carefully, | Şimdi dikkatli izleyin... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| because on this day I'm talking about, something happened... | ...çünkü bugün bir şey olduğundan bahsediyorum... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| There was a stranger... | Bir yabancı vardı... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Maybe that stranger had a right to visit these lands. | Belki de o yabancının bu topraklara gelmeye hakkı vardı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Maybe he had a sacred waterhole there. | Belki de orada kutsal bir su birikintisi vardı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| I don't know anymore, the story is too old. | Gerisini bilmiyorum, hikâye çok eski. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| But that stranger had not signalled that he was coming. | Ama bu yabancı geldiğini bildirmemişti. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| He had the smell of someone very dangerous. | Çok tehlikeli birinin kokusu vardı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| The stranger spoke language Ridjimiraril could not understand very well. | Yabancının konuştuğu yabancı dili Ridjimiraril çok iyi anlayamaz. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Me says... | Ben diyorum ki... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| When they knew this stranger was part of magic, | Bu yabancının büyünün bir parçası olduğunu anladıklarında... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| the bones of the men were shaking. | ...erkeklerin kemikleri titriyordu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| They did not trust the stranger with the covered prick. | Aleti örtülü olan yabancıya güvenmiyorlardı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| He was not carrying anything to trade. | Satacak bir şey taşımıyordu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Now you can see the canoes are nearly done. | Şimdi kanoların hemen hemen bittiğini görebilirsiniz. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Only one bark is left to do. | Yapacakları bir kabuk kalmıştı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Now Dayindi can learn what happened with his ancestors. | Dayindi şimdi atalarına olanları öğrenebilir. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Some of the ancients wanted to kill this stranger | Atalardan biri bu yabancıyı öldürmek ister... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| but Ridjimiraril didn't want to start a war. | ...ama Ridjimiraril bir savaş başlatmak istemiyordu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| The stranger was given food, to show respect. | Yabancıya saygı göstermek için yiyecek verdiler. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Soon he would be gone, | Birazdan gidecekti... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| but the bad feelings about him stayed behind. | ...ama kendisiyle ilgili kötü hisler arkada kalmıştı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Far away, the sorcerer was listening in his mind. | Uzakta, büyücü kafasını dinliyordu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| He heard the men talking about that stranger. | Adamların yabancı hakkındaki konuşmalarını duydu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| The sorcerer came through the bush to the men. | Büyücü çalılıklardan adamların yanına geldi. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| He made them listen to him. | Onlara kendisini dinlettirdi. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| He warned them about the magic. | Onları büyü hakkında uyardı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| It's not wise to leave shit just lying there... | Açıkta dışkı bırakmak akıl karı değildir... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| ... a sorcerer can do things with it. | ...bir büyücü onunla bir şeyler yapabilir. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| When the branches rub in the wind, it makes a sore throat. | Dallar rüzgârda sallandığında, boğaz ağrısı yapar. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| I don't. Mow about you? | Hissetmiyorum. Ya sen? | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Morrible stomach aches. | Çok kötü karnım ağrıyor. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Me's probably lurking out there now! | Muhtemelen şuan orada pusuya yatmıştır! | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Then that sorcerer got himself ready. | Ondan sonra büyücü kendini hazırladı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| He looked all round the camp. | Kampın her yerine baktı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| He looked everywhere for any magic that stranger left behind. | Yabancı arkasında büyü bırakmış mı diye her yere baktı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| After a long time he was finished. | Uzun süre sonra bitirdi. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| The men are happy to go on the swamp. | Erkekler bataklıkta olduklarından mutludurlar. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| It's hard for Dayindi... | Dayindi için zordur... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| it's his first time to pole the canoe. | ...kanosunu ilk defa sırıkla yürütür. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Listen to the men honking like geese... | Kaz gibi ses çıkaran adamı dinlerler... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Dayindi, scared of crocodiles... | Dayindi'nin timsahlardan ödü patlıyordu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| At first, nothing bad happened to Ridjimiraril and his people after the stranger left. | Başlangıçta, yabancı gittikten sonra Ridjimiraril ve ahalisine kötü bir şey olmamıştı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Life for the ancient ancestors passed as it always did. | Eski atalar için hayat her zamanki gibi geçiyordu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Ridjimiraril's wives behaved like wives always do. | Ridjimiraril'in karıları her zamanki kadın gibi davranıyorlardı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Mow are you my darling husband? | Nasılsın canım kocacığım? | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Birrinbirrin behaved like himself. | Birrinbirrin kendisi gibi davranıyordu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Ridjimiraril went hunting... | Ridjimiraril ava çıkıyordu... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| ... and the women went to get food, | ...kadınlar da saksağan kazı gibi... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| chattering like magpie geese. | ...konuşarak yiyecek aramaya çıkarlar. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| The single men suddenly went bush. | Aniden yalnız bir adam çalılıklardan çıktı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| They saw Birrinbirrin coming. | Birrinbirrin'in geldiğini gördüler. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Moy! | Hey! | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Ridjimiraril's wives were still behaving like wives always do. | Ridjimiraril'in karıları hala her zamanki kadınlar gibi davranıyordu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Nowalingu went with her friends to be away from Banalandju. | Nowalingu Banalandju'dan uzak olmak için arkadaşlarıyla birlikte gidiyordu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| It's hard to know what you were even fighting about. | Ne için kavga ettiğinizi bile anlamak zor. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| And Birrinbirrin was making spearheads, singing a happy honey song. | Birrinbirrin de neşeli bal şarkıları söyleyerek mızrak ucu yapıyordu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Yeeralparil was trying to be tricky. | Yeeralparil üçkâğıtçılık etmeye çalışıyordu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Mmm... I'm wetting myself. | Mmm tadına bakıyorum. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Can I have some... Grandpa? | Biraz alabilir miyim büyük baba? | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| With all his family behaving like they always do, | Ailesi her zamanki gibi hareket ederken... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| But that Ridjimiraril was still a hard worker for his three wives. | Ama Ridjimiraril üç karısı için hala çok çalışıyordu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| He was always trying to be fair and nice to all of them... | Hepsi için her zaman hoş ve adil olmaya çalışıyordu... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Mmm... this meat is very tasty. | Bu et çok leziz. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| ... even sometimes to the younger one. | ...bazen genç olanına bile. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Can you hear all the gumang, those magpie geese? | Gumang'ları duyabiliyor musunuz, şu saksağan kazlarını? | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| The men have poled a long way into the swamp. | Erkekler bataklıkta uzun yollar kat ettiler. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Soon they will go their own way, to hunt geese and collect the eggs. | Birazdan kaz avlayıp yumurtalarını toplamak için yola koyulacaklardır. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Dayindi will go with Minygululu, to learn the swamp and hear more story. | Dayindi bataklığı öğrenip daha fazla hikâye dinlemek için Minygululu ile gidecektir. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| And this story is now growing like a young tree that is flowering for the first time. | Bu hikâye ilk kez çiçek açan küçük bir ağaç gibi büyüyor. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Back in that long ago time, maybe someone had done the wrong thing. | Uzun zaman önce, belki de biri yanlış bir şey yapmıştı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Or maybe the spirits were angry for no reason. | Belki de sebepsiz yere ruhlar sinirlenmişti. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Whichever way it was, | Hangi yönden olursa olsun... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| the lives of the ancients were about to change... | ...ataların yaşamı değişmek üzereydi... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| That second wife of Ridjimiraril just disappeared | Ridjimiraril'in ikinci karısı... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| like she flew away with the geese. | ...kazlarla uzaklara uçmuş gibi ortadan yok olmuştu. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| The men sat down to talk about what might have happened to her. | Erkekler ona ne olduğuna dair konuşmak için oturmuşlardı. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Me did not forget her, | Onu unutmamıştı... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Life without Nowalingu became normal, even to Ridjimiraril. | Zaman geçti... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Time passed... | Ridjimiraril için bile Nowalingu'suz hayat normale döndü. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| But then everything changed again. | Ama sonra her şey yine değişti. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| An old uncle came to visit. | Yaşlı bir adam ziyarete geldi. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Malfway I burnt the grass | Yarı yolda otları yaktım... | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| I don't know who that other person is. | Öbürünün kim olduğunu bilmiyorum. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Ridjimiraril was right! | Ridjimiraril haklıydı! | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Nowalingu was with that stranger, the uncle's eyes had seen it themselves. | Nowalingu o yabancıyla birlikteydi, yaşlı adam kendi gözleriyle görmüştü. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| The men decided to get Nowalingu back. | Erkekler Nowalingu'yu geri almaya karar verdiler. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| So the ancients made everything ready to send out a war party. | Böylece atalarımız bir savaş ekibi göndermek için her şeyi hazırladılar. | Ten Canoes-2 | 2006 | |
| Everybody was ready for war. | Herkes savaşa hazırdı. | Ten Canoes-2 | 2006 |