Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 163058
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| What? lf l roll this, l think it | Ne? Eğer sallanırsam, sanırım... Ne? Eğer bunu yuvarlarsam, belki... Ne? Eğer sallanırsam, sanırım... | The Entitled-1 | 2011 | |
| l think it's loose. | Sanırım çıkıyor. Sanırım bu gevşemiş. Sanırım çıkıyor. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Nick, Nick, hurry. | Nick, Nick, acele et. Nick, Nick. Acele et. Nick, Nick, acele et. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Okay, all right, okay. | Tamam, tamam, tamam. Tamam, her şey yolunda. Tamam, tamam, tamam. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Okay okay. | Tamam, tamam. Tamamdır. Tamam, tamam. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Wait a second, Hailey, wait a second. Shh shh shh. | Dur biraz, Hailey, dur biraz. Az bekle Hailey. Sessiz ol. Dur biraz, Hailey, dur biraz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Shh hhh. | Sus. | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt's okay. Be quiet. | Geçti artık. Sessiz ol. Bir şey yok. Sessiz ol. Geçti artık. Sessiz ol. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Okay? Okay? | Tamam mı? Tamam mı? Tamam, iyi misin? Tamam mı? Tamam mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| All right? | Pekala. İyi misin? Pekala. | The Entitled-1 | 2011 | |
| All right, all right. | Tamam, tamam. Tamamdır, tamamdır. Tamam, tamam. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Okay okay, you're okay. | Tamam, tamam. Tamam, iyisin. Tamam, tamam. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Okay okay okay. | Tamam, tamam, tamam. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l don't believe this. | Buna inanmıyorum. İnanamıyorum. Buna inanmıyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| We're at my dad's house. | Babamın evindeyiz. Burası babamın evi. Babamın evindeyiz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Well, you really did think of everything. | Gerçekten de her şeyi düşünmüşsün. Harbiden her şeyi düşünmüşsün. Gerçekten de her şeyi düşünmüşsün. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah, it's even better than you promised. | Evet, söz verdiğinden daha iyi oldu. Söz verdiğinden bile iyi vallahi. Evet, söz verdiğinden daha iyi oldu. | The Entitled-1 | 2011 | |
| To chaos. | Kaos'a. Kargaşaya. Kaos'a. | The Entitled-1 | 2011 | |
| To the American dream. | Amerikan Rüyası'na. Amerikan rüyasına. Amerikan Rüyası'na. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Something's wrong. | Yolunda gitmeyen bir şeyler var. Ters giden bir şeyler var. Yolunda gitmeyen bir şeyler var. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah, they should be here any minute. No, come on. | Evet, her an gelebilirler. Hayır, hadi ama. Gelirler şimdi. Hadi ya. Evet, her an gelebilirler. Hayır, hadi ama. | The Entitled-1 | 2011 | |
| How long does it take to fix a flat? | Bir lastiği değiştirmek ne kadar sürer ki? Bir bir tamir ne kadar sürer ki? Bir lastiği değiştirmek ne kadar sürer ki? | The Entitled-1 | 2011 | |
| You're not gonna get a signal on that up here, Bob. | Buradan sinyal alamazsın, Bob. Oradan sinyal alamazsın Bob. Buradan sinyal alamazsın, Bob. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Top you up? Yeah, thanks. | Sana doldurayım mı? Evet, teşekkürler. Doldurayım mı? Evet, iyi olur. Sana doldurayım mı? Evet, teşekkürler. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Dick? Yeah. | Dick? Evet. | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt went right to voicemail. | Sesli mesaja yönlendirdi. Sesli mesaj çıkıyor. Sesli mesaja yönlendirdi. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hey, is Frank here? | Frak burada mı? Frank burada mı? Frak burada mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah. So what are you waiting for? | Evet. Neyi bekliyorsunuz o zaman? Evet. Ee, ne bekliyorsunuz? Evet. Neyi bekliyorsunuz o zaman? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Send him out to find them. | Çocukları almaya gönderin işte. Yollayın bir baksın onlara. Çocukları almaya gönderin işte. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Th there's no point. | Bunun anlamı yok. Boşuna uğraşmasın. Bunun anlamı yok. | The Entitled-1 | 2011 | |
| What's he gonna do? There's, um, | Ne yapacak? Şey... Ne yapacak ki? Sana... Ne yapacak? Şey... | The Entitled-1 | 2011 | |
| there's something that we haven't told you. | ...sana söylemediğimiz bir şey oldu. ...sana söylemediğimiz bir şey var. ...sana söylemediğimiz bir şey oldu. | The Entitled-1 | 2011 | |
| What is it? Dick. | Nedir o? Dick. Neymiş o? Dick. Nedir o? Dick. | The Entitled-1 | 2011 | |
| No, it's all right, Cliff. | Sorun değil, Cliff. Olmaz bir şey Cliff. Sorun değil, Cliff. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Jeff got pulled over for a DUl. | Jeff, DUI tarafından kenara çekildi. Jeff alkollü araba kullanırken yakalandı. Jeff , DUI tarafından kenara çekildi. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh, God damn it! | Allah Kahretsin! Ah, kahretsin. Allah Kahretsin! | The Entitled-1 | 2011 | |
| And made us promise not to tell you, but l l'm sorry. | Bize sana söylemeyelim diye söz verdirdi ama... Üzgünüm. Sana söylemeyeceğimize dair ona söz verdik. Ama.. üzgünüm. Bize sana söylemeyelim diye söz verdirdi ama... Üzgünüm. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l knew there was something going on between you two. | Aranızda bir şey olduğunu biliyordum. Sizde bir terslik olduğunun farkındaydım. Aranızda bir şey olduğunu biliyordum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Shit! | Siktir! Lanet olsun. Siktir! | The Entitled-1 | 2011 | |
| l'd better get down there. Where are they? | Oraya gitsem iyi olacak. Neredeler? Oraya gitsem iyi olur. Neredeler şuan? Oraya gitsem iyi olacak. Neredeler? | The Entitled-1 | 2011 | |
| You'd just be wasting your time. We called your lawyer. | Zamanını boşa harcıyorsun. Avukatını aradık. Boşa vaktini harcama. Avukatını çağırdık. Zamanını boşa harcıyorsun. Avukatı aradık. | The Entitled-1 | 2011 | |
| He's gonna have them out in a couple hours. | Bir kaç saate serbest bırakılacak. Bir kaç saate onları çıkartır. Bir kaç saate serbest bıraklacak. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l'm still going. No no, just | Yine de gidiyorum. Hayır, hayır... Yine de gidiyorum. Hayır, bekle. Yine de gidiyorum. Hayır, hayır... | The Entitled-1 | 2011 | |
| you know what? Let them sweat it out for once. | ...ne var biliyor musun? Bırak da bir kez aklı başına gelsin. Bırak bu kez de kendi başlarının çaresine baksınlar. ...ne var biliyor musun? Bırak da bir kez aklı başına gelsin. | The Entitled-1 | 2011 | |
| All right? lt'll teach them a lesson. | Tamam mı? Ona bir ders vereceğim. Tamam mı? Bu onlara ders olsun. Tamam mı? Ona bir ders vereceğim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You know how they are. | Nerede olduklarını biliyorsun yani. Onları tanıyorsun. Nerede olduklarını biliyorsun yani. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Champagne? Cheers. | Şampanya? Şerefe. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Jesus, l can't believe it. | Tanrım, buna inanamıyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Her father's place is the only place within miles. | Kızın babasının evi yalnızca bir mil uzakta. Bu civarda babasının evi dışında hiç bir yer yok. Kızın babasının evi yalnızca bir mil uzakta. | The Entitled-1 | 2011 | |
| There's only two ways to get there they can take the road. | Oraya gitmenin iki yolu var. Yoldan gidebilirler. Buraya iki şekilde gelinebilir. Yolu kullanabilirler. Oraya gitmenin iki yolu var. Yoldan gidebilirler. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Nobody's gonna be around this time of night so they're gonna take the forest. | Gecenin bu saatinde etrafta kimse olmayacağından ormanı seçecekler. Gecenin bu vakti buralarda kimse olmaz. O yüzden orman yolunu seçeceklerdir. Gecenin bu saatinde etrafta kimse olmayacağından ormanı seçecekler. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Stay together, go due north. l've gotta stay here and wait for the money. | Beraber kalın, kuzeye gidin. Ben burada kalıp parayı bekleyeceğim. Birbirinizden ayrılmayın, kuzeye gidin. Ben burada kalıp parayı bekleyeceğim. Beraber kalın, kuzeye gidin. Ben burada kalıp parayı bekleyeceğim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| They may just hole up somewhere till daylight. | Güneş doğana kadar bir delikte saklanabilirler. Sabaha kadar bir yerlerde gizlenebilirler. Güneş doğana kadar bir delikte saklanabilirler. | The Entitled-1 | 2011 | |
| That's fine. As long as they're not there to stop it, l don't give a fuck. | Bu iyi ya. Orada kaldıkları sürece, onları durdurmak gibi uğraşım olmaz. Tamam mı? İyi işte. Buraya gelip beni engellemedikleri sürece umrumda değil. Bu iyi ya. Orada kaldıkları sürece, onları durdurmak gibi uğraşım olmaz. Tamam mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| They're not gonna wait till daylight. Why not? | Güneş doğana kadar beklemeyecekler. Neden ki? Sabaha kadar beklemeyecekler. Niye beklemesinler? Güneş doğana kadar beklemeyecekler. Neden ki? | The Entitled-1 | 2011 | |
| 'Cause l told them about our surprise. You what?! | Onlara sürprizimizden bahsettim. Ne yaptın? Çünkü onlara sürprizden bahsettim. Ne dedin sen? Onlara sürprizimizden bahsettim. Ne yaptın? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Why would you do that? You fucking dumbass! | Neden bunu yaptın? Seni geri zekalı. Niye böyle bir şey yaptın ki? Seni gerizekalı. Neden bunu yaptın? Seni geri zekalı. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l don't know. Fuck fuck off. She fucked the whole thing up! | Bilmiyorum. Bi'... Siktir git. Her şeyin içine sıçtı. Ne bileyim. Siktirin gidin ya. Her şeyi bok ettin. Bilmiyorum. Bi'... Siktir git. Her şeyin içine sıçtı. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Fuck you. Shut up, enough. | Siktir git. Kapa çeneni, yeter. Hadi ordan. Kesin sesinizi, yeter. Siktir git. Kapa çeneni, yeter. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l was afraid l'm through taking orders. | Korkuyordum... Ben emirleri sonuna kadar uyguladım. Korkmuştum. Ben emirleri alıyorum. Korkuyordum... Ben emirleri sonuna kadar uyguladım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You'll still find them. Shut the fuck up. | Yine de onları bulacaksınız. Kapatın çenenizi. Onları hala bulabilirsiniz. Kapat çeneni. Yine de onları bulacaksınız. Kapatın çenenizi. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l'm not going. There's no point in going. | Ben gitmiyorum. Bunun hiçbir anlamı yok. Ben gitmiyorum. Hayatta gitmem. Ben gitmiyorum. Bunun hiçbir anlamı yok. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Why'd you do that? l don't know. | Neden yaptın bunu? Bilmiyorum. Niye yaptın lan bunu? Bilmiyorum. Neden yaptın bunu? Bilmiyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| What's the fucking point?! The point is | Bunu yapmanın amacı neydi? Amacı... Amacın neydi ha? Hala... Bunu yapmanın amacı neydi? Amacı... | The Entitled-1 | 2011 | |
| you have a chance to change something, okay? | ...bir şeyi değiştirmek için, bir şansın var, tamam mı? ...bir şeyleri değiştirme şansın var anladın mı? ...bir şeyi değiştirmek için, bir şansın var, tamam mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| You have a chance to convince the world you're not the same | Dünya'ya her günkü gibi bir ezik olmadığını,... Hala dünyaya bu boktan hayatının her gününde olduğun o sefil... Dünya'ya her günkü gibi bir ezik olmadığını,... | The Entitled-1 | 2011 | |
| fucking loser you've been every other goddamn day of your fucked up life. | ...her günkü gibi boku yemediğini kanıtlama şansın var. ...kişi olmadığını gösterme şansın var. ...her günkü gibi boku yemediğini kanıtlama şansın var. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Okay? That's the point! | Tamam mı? İşte amacı bu! Anladın mı? Al sana amaç. Tamam mı? İşte amacı bu! | The Entitled-1 | 2011 | |
| You know what? | Ne var biliyor musun? Biliyor musun? Ne var biliyor musun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| l'm getting kinda tired of this place anyway. | Buradan sıkılmaya başlamıştım zaten. Bu yerden bıktım artık. Buradan sıkılmaya başlamıştım zaten. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Dean, l want them back alive. | Dean, onları canlı istiyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Go. | Git. Git hadi. Git. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Are you sure we're going in the right direction? | Doğru yoldan gittiğimize emin misin? Doğru yöne gittiğimize emin misin? Doğru yoldan gittiğimize emin misin? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Okay okay, we'll stop just for a sec. | Tamam tamam, biraz soluklanalım. Tamam, tamam. Biraz duralım. Tamam tamam, biraz soluklanalım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| We're never gonna make it. We still have three hours. | Asla başaramayacağız. Hâlâ üç saatimiz var. Başaramayacağız. Hala üç saat vaktimiz var. Asla başaramayacağız. Hâlâ üç saatimiz var. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l still can't believe we were in your father's house. | Buranın babanın evi olmasına hâlâ inanamıyorum. Hala babanın evinde olduğumuza inanamıyorum. Buranın babanın evi olmasına hâlâ inanamıyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah. l mean, this is seriously fucked up. | Evet. Yani, gerçekten sıçtık. Aynen. Yani, bu gerçekten berbat bir durum. Evet. Yani, gerçekten sıktık. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You know? | Biliyor musun? Değil mi? Biliyor musun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah, l know. | Evet, biliyorum. Öyle. Evet, biliyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| All right, let's go. | Pekâlâ, gitmeliyiz. Neyse, gidelim haydi. Pekâlâ, gitmeliyiz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hey, that's gotta be them now. l got it. | Bu sefer Jeff olmalı. Ben bakarım. Bu kez onlardır herhalde. Açıyorum. Bu sefer Jeff olmalı. Ben bakarım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hey hi, Bill. | Selam, Bill. Selam Bill. Selam, Bill. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh really? | Gerçekten mi? Aa, gerçekten mi? Gerçekten mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hey, that's great news. | Bu harika bir haber. Oo, haberler güzel. Bu harika bir haber. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah. Good good. | Evet. Güzel, güzel. İyi iyi. Evet. Güzel, güzel. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Okay thanks, buddy. | Teşekkürler, dostum. Tamam. Sağ ol dostum. Teşekkürler, dostum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Bye. Who was that? | Hoşça kal. Kimdi o? Görüşürüz. Kimdi arayan? Hoşça kal. Kim di o? | The Entitled-1 | 2011 | |
| My broker. | Komisyoncum. Tefecim. Komisyoncum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You know some deal he was working out. | Biliyorsun işte... Bazı anlaşmalar üzerinde çalışıyor. Üstünde çalıştığı bir anlaşma vardı da, bilirsiniz işte. Biliyorsun işte... | The Entitled-1 | 2011 | |
| At 1 :00 in the morning? That's what l pay him for. | Sabahın köründe mi? Bu yüzden ona para veriyorum. Sabahın 1'inde mi? Ona ne için para veriyorum. Bazı anlaşmalar üzerinde çalışıyor. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Eh, you gotta give me his number. | Numarasını bana vermelisin. Ben de alayım onun numarasını. Numarasını bana vermelisin. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Your money's gone through? Yeah. | Paran ulaşmış mı? Evet. Para gitti mi? Evet. Paran ulaşmış mı? Evet. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Well, l haven't heard anything. This is taking way too fucking long. | Bana hiçbir haber gelmedi. Bu iş gittikçe zaman almaya başladı. Hiç bir şey duymadım. Bu iş çok uzadı. Bana hiçbir haber gelmedi. Bu iş gittikçe zaman almaya başladı. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Get on it. l... l... | Ara onu. Benim... Benim... Kaç şuradan. Şey, ben... Ara onu. Benim... Benim... | The Entitled-1 | 2011 | |
| l gotta go make a call. | Benim bir arama yapmam lazım. ...benim bir arama yapmam gerek. Benim bir arama yapmam lazım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| There's a phone right here. lt's, uh, it's | Telefon burada ya. Şey... Var burada telefon. Şey, o... Telefon burada ya. Şey... | The Entitled-1 | 2011 | |
| it's a personal call. | Kişisel bir arama. ...kişisel bir telefon. Kişisel bir arama. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You mean a woman? You got a little action going? | Yani, kadın mı? Aranıza küçük faaliyetler mi oluyor? Bir kadını mı arayacaksın yani? Ne işler çeviriyorsun yine? Yani, kadın mı? Aranıza küçük faaliyetler mi oluyor? | The Entitled-1 | 2011 | |
| l'll be right back. Then you're gonna share, right? | Hemen dönerim. Bize de anlatacaksın, değil mi? Hemen dönerim. Bize de anlatırsın herhalde. Hemen dönerim. Bize de anlatacaksın, değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah yeah yeah yeah. | Tabii, tabii. | The Entitled-1 | 2011 |