Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 163057
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| you just fucking killed somebody. | ...birini öldürdün lan. Birini öldürdün. ...birini öldürdün lan. | The Entitled-1 | 2011 | |
| ls that an everyday occurrence for you? He deserved it, didn't he? | Senin için gündelik bir olay mı bu? Hak ediyordu, değil mi? Senin için günlük bir olay mı bu? Ama hak etmişti, değil mi? Senin için gündelik bir olay mı bu? Hak ediyordu, değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Anyway you're the one who's been telling me for months | Hem, bize aylarca onların... Ne olursa olsun. Bana aylardır onları nasıl alt edeceğimizi... Hem, bize aylarca onların... | The Entitled-1 | 2011 | |
| how we're gonna fuck them over. Right? | ...işini bitireceğimizi söyledin. Değil mi? ...sen değil miydin? ...işini bitireceğimizi söyledin. Değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Stick it to them, destroy their perfect fucking little lives. | Onlara yapış, harika hayatlarını altüst et. Onlara yaklaş, mükemmel giden hayatlarını yerle bir et. Onlara yapış, harika hayatlarını altüst et. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l thought you'd be l thought that's what you fucking wanted. | Ben... Ben bunu istediğini sanmıştım. Düşünümüştüm ki.. Senin de istediğin buydu. Ben... Ben bunu istediğini sanmıştım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt's not. | İstemiyorum. Ama değil. İstemiyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l'm sorry, okay? | Üzgünüm, tamam mı? Üzgünüm tamam mı? Üzgünüm, tamam mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| l just want to make you happy. | Sadece seni mutlu etmek istiyorum. Tek istediğim seni mutlu etmek. Sadece seni mutlu etmek istiyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| That's all. l l love you. l would do anything for you. | Hepsi bu. Seni seviyorum. Senin için her şeyi yaparım. Hepsi bu. Seni.. seni seviyorum. Senin için her şeyi yaparım. Hepsi bu. Seni seviyorum. Senin için her şeyi yaparım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Well, then stick to the fucking plan. | O zaman plana sadık kal. Madem öyle plana bağlı kal. O zaman plana sadık kal. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You know, why did she get to do that? | Bunu neden yaptığını biliyor musun? Niye bunu Bunu neden yaptığını biliyor musun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Don't worry, you'll get your turn. Yeah, l'd better. | Endişelenme işleri yoluna koyacaksın. Evet, öylesi daha iyi. Merak etme, senin de sıran gelecek. Yani, gelsin artık. Endişelenme işleri yoluna koyacaksın. Evet, öylesi daha iyi. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l didn't come out here to just channel surf. | Buraya televizyonda zap yapmaya gelmedim. Dışarı çıkmayıp burada televizyon izledim. Buraya televizyonda sörf yapmak için gelmedim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l know. Good. | Biliyorum. Güzel. Biliyorum. İyi. Biliyorum. Güzel. | The Entitled-1 | 2011 | |
| This place is covered in our prints. | Burası parmak izleriyle dolu. Her tarafta parmak izlerimiz var. Burası parmak izleriyle dolu. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Fibers and all that shit you know that too? | Dokumuz ve diğer şeylerle... Bunu da biliyor musun? Lifler falan, bunların farkında mısın? Dokumuz ve diğer şeylerle... Bunu da biliyor musun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| That's why we're gonna burn it down after we're done. | İşte bu yüzden işimiz bittikten sonra burayı yakıp yıkacağız. Bu yüzden işimiz bitince burayı yakacağız. İşte bu yüzden işimiz bittikten sonra burayı yakıp yıkacağız. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You got it all figured out, don't you? | Her şeyi çözmüşsün, değil mi? Anladın mı? Her şeyi çözmüşsün, değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| what's your problem? | ...sorunun ne? | The Entitled-1 | 2011 | |
| l'm looking at it. | Ona bakıyorum. Hiç, seni izliyorum. Ona bakıyorum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| How's that? | Buna ne demeli? Neden? Buna ne demeli? | The Entitled-1 | 2011 | |
| You just don't add up. Meaning? | Hemen üste çıkma. Yani? Yaptıkların anlamsız. Nasıl yani? Hemen üste çıkma. Yani? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Well, you say you want to fuck them, | Onların hayatlarını mahvetmek istediğini söylediğinde... Onları haklamak istediğini söylüyorsun ama... Onların hayatlarını mahvetmek istediğini söylediğinde... | The Entitled-1 | 2011 | |
| but really you want to be them. | ...ama aslında, onlardan biri olmak istiyordun. ...aslında onlardan yana gibi davranıyorsun. ...ama aslında, onlardan biri olmak istiyordun. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Really? Yeah. | Gerçekten mi? Evet. Öyle mi? Evet. Gerçekten mi? Evet. | The Entitled-1 | 2011 | |
| ls that it? No. | Hepsi bu mu? Hayır. | The Entitled-1 | 2011 | |
| No, this is just your little shortcut into the club, isn't it? | Hayır, bu kulübe girmenin kısa yolu, değil mi? Bu senin kestirmeden kaçışın değil mi? Hayır, bu kulübe girmenin kısa yolu, değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| lsn't it?! Oh yeah. | Değil mi?! Hem de nasıl. Öyle mi? Evet, öyle! Değil mi?! Hem de nasıl. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You're right, Dean, except for one little thing. | Haklısın Dean, küçücük bir şey dışında. Haklısın Dean. Bir şey dışında. Haklısın Dean, küçücük bir şey dışında. | The Entitled-1 | 2011 | |
| There isn't going to be a club left, | Geriye kulüp falan kalmayacak... Kaçabilecek bir yer yok... Geriye kulüb falan kalmayacak... | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh God, Nick! | Tanrım, Nick! Aman Tanrım, Nick! Tanrım, Nick! | The Entitled-1 | 2011 | |
| Shh shh shh! lt's okay. | Bir şey yok. Sessiz ol, her şey yolunda. Bir şey yok. | The Entitled-1 | 2011 | |
| We're going to be okay. Okay? | Her şey yoluna girecek. Tamam mı? İyi olacağız. Bir şey yok. Her şey yoluna girecek. Tamam mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Please don't touch her. | Lütfen ona dokunma. Lütfen ona zarar verme. Lütfen ona dokunma. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Please don't touch her. Shut the fuck up. | Lütfen ona dokunma. Kapat çeneni. Yalvarırım. Kes sesini. Lütfen ona dokunma. Kapat çeneni. | The Entitled-1 | 2011 | |
| She's gonna want to look her best, like the little doll she is. | En iyisi gibi görünmek isteyecek, tıpkı oyuncak bebek gibi. Lütfen ona zarar verme. Kes sesini! En iyisi gibi görünmek isteyecek, tıpkı oyuncak bebek gibi. | The Entitled-1 | 2011 | |
| We'll get you the money. l promise we will. | Paranı vereceğiz. Söz veriyorum, vereceğiz. Paranızı alacaksınız. Söz veriyorum. Paranı vereceğiz. Söz veriyorum, vereceğiz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| This isn't about money. Why are you doing this? | Konu para değil ki. Bunu neden yapıyorsun? Mesela para değil. Öyleyse ne? Konu para değil ki. Bunu neden yapıyorsun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| What the fuck is this about? This is about you. | Konu ne o zaman? Sensin. Neden bunu yapıyorsunuz? Mesele sensin. Konu ne o zaman? Sensin. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You think you rule the fucking world, huh? | Dünya'nın kurallarını düşün, olur mu? Tüm dünya kontrolünde sanıyorsun değil mi? Dünya'nın kurallarını düşün, olur mu? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Well, not tonight you don't. | Şey, bu gece düşünme ama. Bu gece değil. Şey, bu gece düşünme ama. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Sit still. | Sabit dur. Yerinde kal. Sabit dur. | The Entitled-1 | 2011 | |
| There's a new show in town tonight, | Bu gece kasabaya yeni gösteri geldi... Bu gece şehirde yeni bir gösteri var. Bu gece kasabaya yeni gösteri geldi... | The Entitled-1 | 2011 | |
| one night only. | ...tek gecelik. Tek gecelik bir şey. ...tek gecelik. | The Entitled-1 | 2011 | |
| What are you talking about? | Neden bahsediyorsun? Neden bahsediyorsun sen? Neden bahsediyorsun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| My boyfriend's a really clever guy. | Erkek arkadaşlarım gerçekten akıllılardır. Erkek arkadaşım gerçekten zeki biri. Erkek arkadaşlarım gerçekten akıllılardır. | The Entitled-1 | 2011 | |
| He planned the whole thing. But he's a bit predictable. | Tüm bunları planladı. Ama birazcık öngörülebilir. Her şeyi önceden planladı. Ama yapacakları tahmin edilebilir. Tüm bunları planladı. Ama birazcık öngörülebilir. | The Entitled-1 | 2011 | |
| So we thought: what's the best way to end any show? | Biz de; gösteriyi bitirmenin en iyi yolunu düşündük. Biz de şunu düşündük: Bir gösteri en iyi nasıl sonlanır? Biz de; gösteriyi bitirmenin en iyi yolunu düşündük. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Well, it's obvious, isn't it? | Bariz ortada, değil mi? Aslında gayet açık, değil mi? Bariz ortada, değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| With a bang. | Bir patlama. Bir patlama her şeyi çözer. Bir patlama. | The Entitled-1 | 2011 | |
| What what? But don't worry, | Ne, ne? Ama, endişelenme... Ne, ne? Endişelenme. Ne, ne? Ama, endişelenme... | The Entitled-1 | 2011 | |
| it's not for you. | ...senin için değil. Sizinle alakası yok. ...senin için değil. | The Entitled-1 | 2011 | |
| lt's for the folks back at home. | Evet geri dönenler için. Bu evdekiler için. Evet geri dönenler için. | The Entitled-1 | 2011 | |
| See, 3:00 a.m. they'll be sitting there, | Bak, sabah 3'de burada oturup... Saat 3'te onlar hala orada olacaklar. Bak, sabah 3'de burada oturup... | The Entitled-1 | 2011 | |
| thinking they've done their duty, and l guess you can say | ...onların görevlerini yaptıklarını düşüneceksin, sanırım çatıyı uçurduğumuzu... Görevlerini yaptıklarını düşünecekler. Ve bence sen... ...onların görevlerini yaptıklarını düşüneceksin, sanırım çatıyı uçurduğumuzu... | The Entitled-1 | 2011 | |
| we'll blow the fucking roof off. | ...söyleyebilirsin. ...çatıyı uçuracağımı söyleyeceksin. ...söyleyebilirsin. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hey, have you ever opened up a modem before? | Daha önce hiç modem açtın mı? Hey, daha önce hiç bir modemi açtın mı? Daha önce hiç modem açtın mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| What? There's nothing there. | Ne? Orada hiçbir şey yok. Ne? İçinde hiçbir şey yok. Ne? Orada hiçbir şey yok. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Just a circuit board and a lot of empty space. | Sadece boş bir alan ve bir sürü devre kartı var. Sadece yuvarlak çember ve bir sürü boş delik var. Sadece boş bir alan ve bir sürü devre kartı var. | The Entitled-1 | 2011 | |
| You really can put anything in there. | Gerçekten de, içine her şeyi koyabilirsin. Oraya ne istersen koyabilirsin. Gerçekten de, içine her şeyi koyabilirsin. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Anything. | Her şeyi. Ne istersen. Her şeyi. | The Entitled-1 | 2011 | |
| And if it's attached to a laptop | Bir de dizüstü bilgisayara bağlı ve... Ve eğer onu bir laptopa bağlarsan... Bir de dizüstü bilgisayara bağlı ve... | The Entitled-1 | 2011 | |
| and it's programmed to detonate like your daddy's is, | ...babanın ki gibi patlamaya programlanmış ise... ...ve patlaması için ayalarsan ,aynı babanın yaptığı gibi, neyse... ...babanın ki gibi patlamaya programlanmış ise... | The Entitled-1 | 2011 | |
| well, 3:00 a.m. | ...saat 3'de patlayacak. ...saat 3'te. ...saat 3'de patlayacak. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh Jesus. | Yüce Tanrım. Tanrım. Yüce Tanrım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh man. | Dostum. Hey dostum... Dostum. | The Entitled-1 | 2011 | |
| How long is this gonna take? | Bu iş ne kadar daha sürecek? ...bu daha ne kadar sürecek? Bu iş ne kadar daha sürecek? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Cliff, just take it easy, okay? How the hell do you remain so calm? | Cliff, sakin ol, tamam mı? Nasıl böyle sakin kalabiliyorsun? Cliff, sakin ol. Nasıl böyle sakin durabiliyorsun? Cliff, sakin ol, tamam mı? Nasıl böyle sakin kalabiliyorsun? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Because us panicking isn't going to help our kids. | Çünkü panik yapmamızın, çocuklarımıza bir faydası yok. Çünkü telaş bize yardımcı olmaz. Çünkü panik yapmamızın, çocuklarımıza bir faydası yok. | The Entitled-1 | 2011 | |
| All right? | Tamam mı? Anladın mı? Tamam mı? | The Entitled-1 | 2011 | |
| We'll get them home. | Onları eve getireceğiz. Onları geri getireceğiz. Onları eve getireceğiz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| That's Bob. Okay. | Bu Bob. Tamam. Bu Bob. Peki. Bu Bob. Tamam. | The Entitled-1 | 2011 | |
| So what are we gonna tell him? | Ona ne söyleyeceğiz? Ee, ne diyeceğiz şimdi ona? Ona ne söyleyeceğiz? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Anything but the truth. He'll go to the cops. | Gerçek dışında her şeyi. Yoksa polise gider. Gerçek dışında ne olursa. Yoksa hemen polise gider. Gerçek dışında her şeyi. Yoksa polise gider. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Anything but the fucking truth. | Gerçek dışında her şeyi. Gerçek dışında ne söylersen söyle. Gerçek dışında her şeyi. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Cheers. | Şerefe. Yaşa. Şerefe. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Coming! | Geliyorum! Geliyor. Geliyorum! | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh, Bob. Howdy, campers! | Bob. Merhaba, kampçılar! Bob. Selam kampçılar. Bob. Merhaba, kampçılar! | The Entitled-1 | 2011 | |
| You're late. Hey. | Geç kaldın. Geciktin. Selam. Gel kaldın. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Guys, l don't blame you for being pissed off. | Beyler, sinirlenmeniz hakkında sizi suçlayamam. Beyler sinirli olmanızı anlıyorum. Haklısınız. Beyler, sinirlenmeniz hakkında sizi suçlayamam. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Same old story, right? | Aynı hikâye, değil mi? Hep aynı terane, değil mi? Aynı hikâye, değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Am l talking to myself here? | Burada kendimle mi konuşuyorum? Kendi kendime konuşuyorum galiba? Burada kendimle konuşuyorum, değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| No no. So l'm a couple of hours late. | Hayır, hayır. Altı üstü birkaç saat gel kaldım. Yok, yok. Bir kaç saat geciktim. Hayır, hayır. Altı üstü birkaç saat gel kaldım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| What's the big fucking deal? There's no harm done, is there? | Büyütecek ne var ki bunda? Birine zarar vermedi, değil mi? Bu kadar büyütülecek ne var bunda? Size bir kötülük etmedim ya. Büyütecek ne var ki bunda? Birine zarar vermedi, değil mi? | The Entitled-1 | 2011 | |
| Good seeing you. | Seni gördüğüme sevindim. Seni görmek güzel. Seni gördüğüme sevindim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l can guess who that is. Looks like l'm not the only one who's late. | Arayanı tahmin edebiliyorum. Görünüşe göre geç kalan yalnız ben değilim. Dur kim olduğunu tahmin edeyim. Geciken tek kişi ben değilim. Arayanı tahmin edebiliyorum. Görünüşe göre geç kalan yalnız ben değilim. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Just get the phone. Yeah? You talk to him. | Telefona bak. Tamam. Onunla konuş. Al şu telefonu. Hayır, sen konuş. Telefona bak. Tamam. Onunla konuş. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah. Just get the phone. | Evet. Telefona bak. Hadi, al şunu. Evet. Telefona bak. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Oh hi, sweetheart. | Selam, tatlım. Oo selam canım. Selam, tatlım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hey yeah, no. Everything's great. | Evet, hayır. Her şey yolunda. Evet, yok. Her şey yolunda. Evet, hayır. Her şey yolunda. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Bob just got here. | Bob yeni geldi. Bob da şimdi geldi. Bob yeni geldi. | The Entitled-1 | 2011 | |
| No, she hasn't arrived yet either, but you know how it is. | O da gelmedi, gençleri bilirsin. Yok, o daha gelmedi. Ama nasıl olacak biliyorsun. O da gelmedi, gençleri bilirsin. | The Entitled-1 | 2011 | |
| No, not tonight. No, you'll see her tomorrow. | Hayır, bu gece olmaz. Hayır, yarın görüşürüz. Bu gece olmaz. Yarın görüşürsünüz. Hayır, bu gece olmaz. Hayır, yarın görüşürüz. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah. Yeah yeah. | Evet. Evet, evet. Tabii, tabii. Evet. Evet, evet. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Yeah, good night, honey. | Evet. İyi geceler tatlım. Tamam, iyi geceler hayatım. Evet. İyi geceler tatlım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| Jesus, you'd think they'd leave us alone on our one night of freedom! | Tanrım, bir gece olsun, bizi özgür bırakmıyorlar! Tanrım, bizi şu bir gecelik özgürlükte rahat bırakırlar mı sandınız? Tanrım, bir gece olsun, bizi özgür bırakmıyorlar! | The Entitled-1 | 2011 | |
| Hey, guys, listen, | Dinleyin, beyler. Beyler, beni dinleyin. Dinleyin, beyler. | The Entitled-1 | 2011 | |
| l brought a great surprise for Jeff. | Jeff'e bir sürpriz yapacağım. Jeff'e harika bir hediye getirdim. Jeff'e bir sürpriz yapacağım. | The Entitled-1 | 2011 | |
| ln fact l drove it here. He's gonna love it! | Aslında buraya bırakıyorum. Bayılacak. Aslında buraya onunla geldim. Buna bayılacak. Aslında buraya bırakıyorum. Bayılacak. | The Entitled-1 | 2011 |