Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 154657
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| All right, just tell me what happened! | Tamam, bana neler olduğunu anlat! Ne mi oldu? Nereden başlasam? | Stardust-4 | 2007 | |
| And who else? | Peki yanındaki kim? | Stardust-4 | 2007 | |
| A slave for us. It will be nice to have someone to help mop up | Bir köle. Küçük misafirimizle işimiz bittiğinde,... | Stardust-4 | 2007 | |
| when we've finished with our little guest. | ...ortalığı temizleyecek birinin olması güzel. | Stardust-4 | 2007 | |
| Oh, good work, sister. | İyi iş, kardeşim. | Stardust-4 | 2007 | |
| And just in time, I see! You look awful! | Bakıyorum da, tam zamanında! Berbat görünüyorsun! | Stardust-4 | 2007 | |
| What business do you have here? | Burada ne işin var? | Stardust-4 | 2007 | |
| I knew your brother, Primus. | Kardeşin Primus'u tanırdım. | Stardust-4 | 2007 | |
| Unless you wish to meet him in the afterlife, | Öldükten sonra da, onunla karşılaşmak istemiyorsan,... | Stardust-4 | 2007 | |
| I suggest you answer my question. What are you doing here? | ...soruma cevap vermeni tavsiye ederim. Burada ne arıyorsun? | Stardust-4 | 2007 | |
| I might ask you the same thing. | Aynı şeyi ben de sana sormalıyım. | Stardust-4 | 2007 | |
| There are four of them. | İçerde dört kişi var. | Stardust-4 | 2007 | |
| Do as I say and we may stand a chance. | Dediklerimi aynen yaparsan, bir şansımız olabilir. | Stardust-4 | 2007 | |
| Wait. How do I know you can be trusted? | Bekle. Sana güvenebileceğimi nereden bileceğim? | Stardust-4 | 2007 | |
| You don't. Why? Do you have a choice? | Bilemezsin. Niye? Başka bir seçeneğin var mı? | Stardust-4 | 2007 | |
| No. Well, then, let's go. | Hayır. Öyleyse gidelim. | Stardust-4 | 2007 | |
| I'm your... I'm your... I'm your mother. | Ben senin... Ben senin... Ben senin annenim. | Stardust-4 | 2007 | |
| Rather well. Good riddance to you. Yes. | Harikaydın. Ondan iyi kurtuldun. Evet. | Stardust-4 | 2007 | |
| Let's put out those flames. | Şu alevleri söndürelim. | Stardust-4 | 2007 | |
| We have to learn to live with each other. | Bir arada yaşamayı öğrenmeliyiz. | Stardust-4 | 2007 | |
| Be the man that I know you are. | Tanıdığım erkek gibi ol. | Stardust-4 | 2007 | |
| Tristan! Get him. | Tristan! İşini bitir. | Stardust-4 | 2007 | |
| So, what's it to be, Prince Charming? Frog or tadpole? | Neye dönüşmeyi istersin, Yakışıklı Prens? Bir kurbağaya mı yoksa iribaşa mı? | Stardust-4 | 2007 | |
| It all seems meaningless now. | Artık hepsi anlamsız geliyor. | Stardust-4 | 2007 | |
| Everything I cared about gone. | Değer verdiğim her şey yok oldu. | Stardust-4 | 2007 | |
| I owe you thanks, boy. | Sana bir teşekkür borçluyum, evlat. | Stardust-4 | 2007 | |
| What use was her heart to me when it was broken? | Kalbi kırılmışken, bana ne faydası dokunurdu ki? | Stardust-4 | 2007 | |
| And you got rid of my sisters and now I can have it all for myself. | Kardeşlerimden kurtulduğuma göre artık hepsine sahip olabilirim. | Stardust-4 | 2007 | |
| Hold me tight and close your eyes. What? Why? | Sıkıca sarıl ve gözlerini kapat. Ne ? Neden ? Bana sıkıca sarıl ve gözlerini kapa. Ne? Niçin? Bana sıkıca sarıl ve gözlerini kapa. Ne? Niçin? | Stardust-4 | 2007 | |
| Shine. | Parlar. | Stardust-4 | 2007 | |
| Why didn't you do that earlier? | Bunu neden daha önce yapmadın? | Stardust-4 | 2007 | |
| I couldn't have done that without you. No star can shine with a broken heart. | Sen olmadan başaramazdım. Hiçbir yıldız kalbi kırıkken parlayamaz. | Stardust-4 | 2007 | |
| I thought I'd lost you. | Seni kaybettiğimi sanmıştım. | Stardust-4 | 2007 | |
| Of course I did. I love you. | Tabii ki döndüm. Seni seviyorum. | Stardust-4 | 2007 | |
| The last surviving male heir of the Stormhold bloodline. | Stormhold'un hayatta kalan son erkek vârisi. | Stardust-4 | 2007 | |
| But if he's the new King of Stormhold, then... | Ama Stormhold'un yeni kralı oysa, o zaman... | Stardust-4 | 2007 | |
| I crown thee King Tristan of Stormhold. | Seni, Stormhold Kralı Tristan olarak ilân ediyorum. | Stardust-4 | 2007 | |
| My gift to you. | Size hediyem olsun. | Stardust-4 | 2007 | |
| To you both. | İkinize de. | Stardust-4 | 2007 | |
| They ruled for 80 years. | 80 yıl boyunca ülkeyi yönettiler. | Stardust-4 | 2007 | |
| But no man can live forever, | Ama hiçbir insan sonsuza dek yaşayamaz... | Stardust-4 | 2007 | |
| except he who possesses the heart of a star. | ...bir yıldızın kalbine sahip olanlar hariç. | Stardust-4 | 2007 | |
| And Yvaine had given hers to Tristan completely. | Ve Yvaine kalbini tamamen Tristan'a adamıştı. | Stardust-4 | 2007 | |
| When their children and grandchildren were grown, | Çocukları ve torunları büyüdüğünde,... | Stardust-4 | 2007 | |
| it was time to light the Babylon candle. | ...Babil mumunu yakmanın zamanı gelmişti. | Stardust-4 | 2007 | |
| And they still live happily ever after. | Hâlâ, sonsuza dek mutlu yaşıyorlar. | Stardust-4 | 2007 | |
| Pointless, really | Gerçekten anlamsız. anlamsız, gerçekten. | Stardust-5 | 2007 | |
| Now, that's a question | İşte, asıl soru bu. Iste, bu bir soru. | Stardust-5 | 2007 | |
| But I'm getting ahead of myself | Ama ben cevabını çoktan aldım. ama kendimi aşıyorum. | Stardust-5 | 2007 | |
| where a letter arrived, containing a very strange inquiry | ...İngiltere'de, Londra'daki Kraliyet Bilim Akademisi'nde başlıyor. Acayip bir soru içeren bir mektubun geldiği yerde. | Stardust-5 | 2007 | |
| and the scientist who read it thought it might be a practical joke of some kind | ...ve onu okuyan bilim adamı bunun bir tür şaka olabileceğini düşünmüştü. ve bunu okuyan bilim adamı bunu bir eşek şakası sanmıştı. | Stardust-5 | 2007 | |
| politely explaining that the query was nonsense | yaparak mektubu cevapladı | Stardust-5 | 2007 | |
| so named, the boy had said, for the wall that ran alongside it | Çocuğun dediğine göre, köy adını yakınlarda bulunan duvardan almıştı. Çocuğun dediğine göre kasaba adını yanından geçen duvardan almıştı. | Stardust-5 | 2007 | |
| A wall that, according to local folklore, hid an extraordinary secret | Öyle bir duvar ki, yerel efsanelere göre, sıra dışı bir sırrı saklıyordu. Yöresel mitlere göre, çok büyük bir sır saklayan bir duvar... | Stardust-5 | 2007 | |
| And you're asking me to just Iet you through? | Sen ise kalkıp, öylece geçmene izin vermemi mi bekliyorsun? ve senin öylece geçmene izin vereceğimi mi sandın? | Stardust-5 | 2007 | |
| Well... One more word, | İyi de... Bir kelime daha edersen,... peki... bir kelime daha....., | Stardust-5 | 2007 | |
| and I'II have you up in front of the village council! | ...kendini ihtiyar heyetinin önünde bulursun! Seni kasaba meclisinin önüne çıkarmak zorunda kalırım! | Stardust-5 | 2007 | |
| Well, that sounds rather final. Yeah. | Şey, sanırım son sözün bu. Evet. Hmmm, bu son lafındı sanırım. Evet. | Stardust-5 | 2007 | |
| Better just go home, then, I suppose. Right, then. Night, Dunstan. | Öyleyse, eve gitsem iyi olacak. Haklısın. İyi geceler, Dunstan. O zaman eve gitsem iyi olacak. Tamam o zaman. İyi geceler, Dunstan. | Stardust-5 | 2007 | |
| I'm off to The SIaughtered Prince for a pint. | "Katledilen Prens"e gidip bir şeyler içeceğim. Bira almaya Katledilmiş Prens Hanı'na gidiyorum. | Stardust-5 | 2007 | |
| See anything you Iike? | Hoşuna giden bir şey var mı? Beğendiğin bişey görebildin mi? | Stardust-5 | 2007 | |
| I can check if you Iike. | İstersen kontrol edebilirim. eğer istersen kontrol edebilirim. | Stardust-5 | 2007 | |
| It'II bring you Iuck. | Sana şans getirir. Sana şans getirecek. | Stardust-5 | 2007 | |
| Will you Iiberate me? | Beni kurtarır mısın? Beni serbest bırakır mısın? | Stardust-5 | 2007 | |
| It's an enchanted chain. I'II only be free when she dies. | O büyülü bir zincirdir. Sadece cadı öldüğünde, özgür kalabilirim. o büyülenmiş bir zincir. Ancak cadı öldüğü zaman serbet kalabilirim. | Stardust-5 | 2007 | |
| Well, if I can't Iiberate you, what do you want of me? | Seni özgür bırakamayacaksam, benden ne istiyorsun? Peki,seni serbest bırakamayacaksam benden ne istiyorsun? | Stardust-5 | 2007 | |
| So, the scientist was wrong | Bilim adamı yanılmıştı. Bilim adamı yanılmıştı... | Stardust-5 | 2007 | |
| of hiding the magical kingdom of Stormhold | koruyarak işini çok güzel gördü. | Stardust-5 | 2007 | |
| hoping that his adventure would soon be forgotten | ...o gece İngiltere'deki evine geri döndü. Ingiltere'deki evine geri döndü. | Stardust-5 | 2007 | |
| But nine months later, he received an unexpected souvenir | Ama dokuz ay sonra, hiç ummadığı bir hediye aldı. Ama 9 ay sonra beklenmedik bir armağan aldı. | Stardust-5 | 2007 | |
| This was Ieft at the wall for you. It says here his name is Tristan. | Bunu duvara senin için bırakmışlar. Adının Tristan olduğu yazıyor. Bu senin için duvarın oraya bırakılmıştı. Burda, adı Tristan yazıyor. | Stardust-5 | 2007 | |
| knowing nothing of his unconventional heritage | ...sıra dışı mirasına dair hiçbir şey bilmeden büyüdü. aile soyunu bilmeden büyüdü. | Stardust-5 | 2007 | |
| But never mind how the infant became a boy | Ama bebeklikten delikanlılığa nasıl ulaştığını dert etmeyin. Ama önemli değil şimdi çocuk delikanlı oldu. | Stardust-5 | 2007 | |
| a much greater challenge altogether | ...ve karşılaştığı büyük zorluğun hikayesi. Çok daha büyük bir mücadele. | Stardust-5 | 2007 | |
| he must win the heart of his one true love | ...gerçek aşkının kalbini kazanmalıydı. gerçek aşkının kalbini kazanması gerekmekte. | Stardust-5 | 2007 | |
| It's him! It's him! | Bu, O! Bu, O! Bu o! Bu o! | Stardust-5 | 2007 | |
| No, it's Tristan. Oh. | Hayır, benim, Tristan. Hayır, Tristanmış. Oh. | Stardust-5 | 2007 | |
| Did I Ieave something at the shop? | Dükkanda bir şey mi unutmuşum? Dükkanda bir şey mi unuttum? | Stardust-5 | 2007 | |
| Humphrey, there's no need to be Iike that. | Humphrey, böyle davranmana gerek yok. Humphrey, böyle yapmana gerek yok. | Stardust-5 | 2007 | |
| Want some breakfast? No, I'm really Iate for work. | Kahvaltı etmek ister misin? Hayır, işe geç kaldım. Kahvaltı eder misin? Hayır, işe geç kaldım. | Stardust-5 | 2007 | |
| Are you all right? Yeah. Fine. Why? | Sen iyi misin? Evet. İyiyim. Niye sordun? Iyi misin? Evet. Iyiyim niyeki? | Stardust-5 | 2007 | |
| Victoria. Pound of sugar, please. | Victoria. Yarım kilo şeker, lütfen. Victoria. Yarım kilo şeker lütfen. | Stardust-5 | 2007 | |
| Yes. Let's see, a bag of flour, a dozen eggs. | Evet. Bakalım, bir paket un, bir düzine yumurta. evets. hmmmm bakalım, bir torba un, bir düzine de yumurta. | Stardust-5 | 2007 | |
| Oh, Iook, I'm sorry about Iast night. Humphrey was really rude. | Bak, dün gece için üzgünüm. Humphrey gerçekten kabaydı. Hey, bak dün gece için üzgünüm. Humphrey çok kabalık etti. | Stardust-5 | 2007 | |
| Father, I Iost my job. | Baba, işimi kaybettim. Baba, işten atıldım. | Stardust-5 | 2007 | |
| Father, I don't... I Iost my job. I'm sorry. | Baba, istemeden oldu. İşimi kaybettim. Üzgünüm. Baba, işten atıldım üzgünüm. | Stardust-5 | 2007 | |
| Father... You Iost your job. | Baba... İşini kaybettin. Baba... İşten atıldın. | Stardust-5 | 2007 | |
| I'm not good enough for Victoria. He said that? That's poppycock. | Victoria için yeterince iyi değilim. Öyle mi söyledi? Bu saçmalık. Victoria'ya uygun biri değilim. bunu o mu söyledi? Bu saçmalık. | Stardust-5 | 2007 | |
| I'm not Iike Humphrey. | Humphrey gibi değilim. Ben Humphrey gibi değilim. | Stardust-5 | 2007 | |
| has Ied an unremarkable Iife. | ...sürdüğünü rahatlıkla söyleyebilirim. pek de hoşa gitmeyen hayatlar yaşadılar. | Stardust-5 | 2007 | |
| Tristan, I clearly said... I know. You told me not to come. | Tristan, açıkça söyledim... Biliyorum. Gelmememi söylemiştin. Tristan, açıkça belirtmiştim... biliyorum.Gelmememi söylemiştin | Stardust-5 | 2007 | |
| I've never had champagne before. Yeah, me, neither. | Daha önce hiç şampanya içmemiştim. Evet, ben de öyle. Daha evvel hiç şampanya içmemiştim. Bende öyle. | Stardust-5 | 2007 | |
| And now I'm not. Now I'm free to Iive my Iife as I wish. | Şimdiyse çalışmıyorum. Hayatımı dilediğim gibi sürdürebilirim. Ve artık çalışmıyorum. Artık hayatımı istediğim gibi yaşayabilirim. | Stardust-5 | 2007 | |
| Now you sound just Iike Humphrey. He's quite a traveler. | İşte şimdi Humphrey gibi konuştun. O da durmadan seyahat eder. Şimdi aynı Humphrey gibi konuştun. O tam bir gezgin. | Stardust-5 | 2007 | |
| Really? Yes. | Sahi mi? Evet. Gerçekten mi? Evet. | Stardust-5 | 2007 | |
| People Iike you and people Iike me, we're just not... | Senin ve benim gibi insanlar, bizler birbirimiz için... Sen ve benim gibi insanlar, biz... | Stardust-5 | 2007 | |
| I should be going. It's really Iate. | Gitmeliyim. Epey geç oldu. Gitmeliyim geç oldu. | Stardust-5 | 2007 | |
| Well, hold on, then. Let's at Ieast finish the champagne. | Öyleyse, biraz bekle. En azından şampanyayı bitirelim. Peki o zaman bekle de en azından Şampanyayı bitirelim. | Stardust-5 | 2007 | |
| of an audience to his humiliation | düşüncesiyle ürperirdi. | Stardust-5 | 2007 | |
| Iooking in earnest at the land on the other side of the wall, | ...Stormhold Kralı'nın ölüm döşeğinde yattığı... öbür tarafındaki arazi'de ölüm döşeğinde | Stardust-5 | 2007 |