Ara
İngilizce Türkçe Kelime Çevirileri Sayfa 154650
| İngilizce | Türkçe | Film Adı | Film Yılı | |
| Oh, no, really, I'm fine. | Oh, hayır, gerçekten, ben memnunum. | Stardust-2 | 2007 | |
| Honey, you're wearing a bathrobe. | Tatlım, bornoz var üzerinde. | Stardust-2 | 2007 | |
| Now, England, England. I want to hear everything. | Şimdi, Ingiltere, Ingiltere. Herşeyi duymak istiyorum. | Stardust-2 | 2007 | |
| You're not from England. Oh, no, sadly, no. | Siz Ingiltere'den değilsiniz. Oh, hayır maalesef değilim. | Stardust-2 | 2007 | |
| But from my earliest youth, I lapped up the stories. | Çocukluğumdan beri anlatılan bütün hikayeleri yalayıp yuttum. | Stardust-2 | 2007 | |
| People always told me they were nothing more than folklore, | Insanlar bana bunların sadece mitlerden ibaret olduğunu söylerlerdi, | Stardust-2 | 2007 | |
| but my heart told me they were true. | ama kalbim herzaman doğru olduğunu biliyordu. | Stardust-2 | 2007 | |
| As a boy, I'd scurry away from my father at the market | Küçükken, Babam pazarda pazarlık yaparken | Stardust-2 | 2007 | |
| while he did his deals just to peek over the wall, | yanından kaçıp duvarın üstünden bakar | Stardust-2 | 2007 | |
| dream of, perhaps, crossing it one day, seeing England for myself. | birgün onu geçip Ingiltere'yi kendi gözlerimle göreceğim günün hayallerini kurardım. | Stardust-2 | 2007 | |
| Really? So you... You were here looking over there. | Gerçekten mi? Yani siz... Oraya bakmak için havadasınız. | Stardust-2 | 2007 | |
| Hair. Hair? | Saç. Saç? | Stardust-2 | 2007 | |
| Mind you, I did my best to fit in. | Beni affedin, uyum sağlamak,Babam Kaptan Ghostmaker'u gururlandırmak için, | Stardust-2 | 2007 | |
| Tried to make my father, Captain Ghostmaker, proud. | Elimden geleni yaptım. | Stardust-2 | 2007 | |
| Forged a decent reputation as a ruthless marauder | Acımasız bir yağmacı ve soğukkanlı bir katil olduğuma dair | Stardust-2 | 2007 | |
| and cold blooded killer. | bir ün saldım. | Stardust-2 | 2007 | |
| But my father died. | Ama babam öldü. | Stardust-2 | 2007 | |
| I always promised him I'd take over the family business, | Ona aile mesleğini devam ettirip, bu yaşlı hatunu uçurmaya devam ettireceğime | Stardust-2 | 2007 | |
| keep the old girl flying. | dair söz verdim. | Stardust-2 | 2007 | |
| You have no idea the lightness it brings to my heart | sizin gibi büyüleyici genç insanlara sırrımı açabilmek yüreğimi nasıl | Stardust-2 | 2007 | |
| being able to confide in you charming young people. | hafifletti anlatamam size. | Stardust-2 | 2007 | |
| The pressure of maintaining the whole Captain Shakespeare persona | Mürettabatın iyiliği için | Stardust-2 | 2007 | |
| for the sake of the crew, I don't know. | bu Kaptan Shakespeare karakterini oynamayı sürdürmenin baskısı.Bilemiyorum... | Stardust-2 | 2007 | |
| You see, I'm very much a man of my own creation. | Bakın, Kendi kendimi yarattım diyebilirim. | Stardust-2 | 2007 | |
| Even chose the name specially. Took me ages. | Sadece ismimi seçmek bile yıllarımı aldı. | Stardust-2 | 2007 | |
| See, I'm thinking legendary British wordsmith. | Ben efsanevi Ingiliz Yazarı düşünüyorum. | Stardust-2 | 2007 | |
| My enemies and crew are thinking, "Shake! Spear!" | Düşmanlarım ve tayfam ise ne sanıyor?! "Shake(salla)! Spear(Zıpkın)!" Zıpkını salla! | Stardust-2 | 2007 | |
| It's little things like that make me happy. | Bu tür ufak şeyler beni mutlu ediyor. | Stardust-2 | 2007 | |
| I don't understand that. | Ben de bunu anlamıyorum. | Stardust-2 | 2007 | |
| Surely it would make you happier just to be yourself. | Kendin olmak seni çok daha mutlu edecektir. | Stardust-2 | 2007 | |
| Why fight to be accepted by people you don't actually want to be like? | Onlar gibi olmak istemediğin insanlardan kabul görmek adına savaş vermek niye? | Stardust-2 | 2007 | |
| Yeah. Why would anyone do that to himself? | Evet. Bir insan neden kendine bunu yapar? | Stardust-2 | 2007 | |
| Port ahoy! Ready the lightning barrels! | Liman göründü! Şimşek varillerini hazırlayın! | Stardust-2 | 2007 | |
| Yeah. Doesn't seem very fresh. I'll be honest. | Hmmm. Dürüst olmak gerekirse çok da taze görünmediler bana. | Stardust-2 | 2007 | |
| Shall I give you a little taste, young Ferdinand? | Istersen bir tadına bak, genç Ferdinand? | Stardust-2 | 2007 | |
| No, no. Oh, there you go. | Hayır,hayır. Oh, işte. | Stardust-2 | 2007 | |
| Brilliant. Like they're cheap. | Harika. sanki ucuzlarmış gibi. | Stardust-2 | 2007 | |
| I think it's still crackling, very much alive, still tr?s fresh. | Bence hala cayırdıyor,hala canlı ve çok taze. | Stardust-2 | 2007 | |
| So, name your best price. For 10,000 bolts? | Evet, en iyi fiyatını söyle bakalım. 10.000 Şimşek için mi? | Stardust-2 | 2007 | |
| Ten thousand bolts of finest quality grade A. | A sınıfı en iyi kalite 10.000 Şimşek için. | Stardust-2 | 2007 | |
| Yeah, but it's difficult to shift, isn't it? Difficult to store. | Hmmmm, ama bunları taşımak,depolamak, zordur. Değil mi? | Stardust-2 | 2007 | |
| If I get the Revenue Men in here sniffing round, what's the... | Eğer gümrükçüleri buraya getirip Etrafı araştırtsam, ne ... | Stardust-2 | 2007 | |
| Best price, 150 guineas. | En iyi fiyatım, 150 Gine. | Stardust-2 | 2007 | |
| Gentlemen, put the merchandise back onboard and prepare to sail. | Baylar malları gemiye geri yükleyin ve Yelken açmaya hazır olun. | Stardust-2 | 2007 | |
| Whoa, whoa, whoa. Ferdinand, always a pleasure. | Dur, Dur, Dur. Ferdinand, büyük zevkti. | Stardust-2 | 2007 | |
| Hold on. Hold on. One minute. Hold on, cuddles. | Dur. Bekle. Bir dakika. Bekle, kucaklaşalım. | Stardust-2 | 2007 | |
| Oh, he's... One sixty. One sixty. | Oh, o... 160. 160. | Stardust-2 | 2007 | |
| Seeing as I'm feeling particularly generous today, | Bugün kendimi oldukça cömert hissediyorum, | Stardust-2 | 2007 | |
| I'll settle for 200. | 200e anlaşırım. | Stardust-2 | 2007 | |
| Two hundred? Okay. You're having a laugh. | 200? Oldu!! Gülerim sana. | Stardust-2 | 2007 | |
| Have you had your head in that? | Kafanı oraya mı soktun sen? | Stardust-2 | 2007 | |
| Has he been sailing up where the air's too thin? | Havasız yerlerde uçuyor galiba bu ara? | Stardust-2 | 2007 | |
| You're being very rude. Not anymore. | Kabalık ediyorsun. Artık etmiyorum. | Stardust-2 | 2007 | |
| Two hundred. One eighty. | 200. 180. | Stardust-2 | 2007 | |
| Two hundred. That's not negotiation. | 200. Bu pazarlık değil. | Stardust-2 | 2007 | |
| I'm changing my number. One eight five. | Fiyatımı değiştiriyorum. 185. | Stardust-2 | 2007 | |
| Did I hear 200? From you, you did. Yeah. | 200 lafı mı duydum? Evet,kendinden. Sen söyledin! | Stardust-2 | 2007 | |
| You said 200. Lf I did, you're a ventriloquist. | sen 200 dedin. Eğer ben dediysem, sen bir vantrologsun. | Stardust-2 | 2007 | |
| Okay, one nine five. Final offer. | Tamam. 195, bak bu son teklifim. | Stardust-2 | 2007 | |
| One nine five it is. So, with sales tax, that's, let's see, 200. | 195 olsun madem. Hmmm. vergilerle beraber bakalımm evet 200. | Stardust-2 | 2007 | |
| Brilliant. Put it in the back. | Dahice. Arkaya koyun. | Stardust-2 | 2007 | |
| Unbelievable. Here. | İnanılmaz. Baksana. | Stardust-2 | 2007 | |
| Yes? Can I help you? | Buyrun? Yardımcı olabilir miyim? | Stardust-2 | 2007 | |
| Nosy. | Meraklı nolacak! | Stardust-2 | 2007 | |
| Have you heard any of these rumors going round about a fallen star? | Düşen bir yıldız hakkında kulağına dedikodu geldi mi hiç? | Stardust-2 | 2007 | |
| Everyone's talking about it. | Herkes ondan bahsediyor. | Stardust-2 | 2007 | |
| You get your hands on one of them, we can shut up shop. Retire. | Onlardan bir tanesini bulduk mu dükkanı kapatıp emekli olsak yeridir. | Stardust-2 | 2007 | |
| Fallen star? Yeah. | Düşen yıldız mı? Evet. | Stardust-2 | 2007 | |
| Nothing on your travels? No. | Yolculuklarında hiç rastlamadın mı? Hayır. | Stardust-2 | 2007 | |
| Not even a little sniff of a whisper? | En ufak bir fısıltı bile yok mu? | Stardust-2 | 2007 | |
| Everyone's going on about it down at the market. | Pazarda herkes ondan bahsediyordu. | Stardust-2 | 2007 | |
| Which market? The market near the wall? | Hangi pazar? Duvarın ordaki pazar mı? | Stardust-2 | 2007 | |
| Well, Ferdy, you're wasting your time listening to gossip | Ferdy, orda satış yapan pisliklerden dedikodu dinleyerek | Stardust-2 | 2007 | |
| from the kind of pond scum trading down there. | bence zamanını boşa harcıyorsun. | Stardust-2 | 2007 | |
| Well, if it... Oh, my word! Speak of the devil. | Eh, Sen öyle diyorsan... Oh, şuna bakın! Iti an çomağı hazırla.. | Stardust-2 | 2007 | |
| Oh, yeah? What were you saying, then? | Oh, öyle mi? Ne söylüyordun bakalım? | Stardust-2 | 2007 | |
| Oh, what a wonderful woman you are, Sal. | Senin ne kadar harika bir kadın olduğundan bahsediyordum Sal. | Stardust-2 | 2007 | |
| How the world wouldn't be the same place without you. | Dünyanın sensiz aynı olmayacağından. | Stardust-2 | 2007 | |
| You look great. You've had your feet done, haven't you? | Harika görünüyorsun. Pedikür yaptırdın,değil mi? | Stardust-2 | 2007 | |
| But, you two, you have business to attend to. Sal. Ferdy. Good day. | Ikinizin yapacak işleri vardır değil mi? Sal. Ferdy. Iyi günler. | Stardust-2 | 2007 | |
| Come on. I've got something new for you. | Hadi. Senin için yeni birşeyim var. | Stardust-2 | 2007 | |
| Captain Shakespeare. | Kaptan Shakespeare. | Stardust-2 | 2007 | |
| Stand down! | Geri çekilin | Stardust-2 | 2007 | |
| Meet my nephew, the fearsome buccaneer, | Yeğenimle tanışın, Dehşet saçan korsan, | Stardust-2 | 2007 | |
| Tristan Thorn. | Tristan Thorn. | Stardust-2 | 2007 | |
| He'll be joining us for our journey home. | Eve dönüş yolculuğumuzda bize katılacak. | Stardust-2 | 2007 | |
| I have the perfect gift to keep you amused on the way. | Seni yolda oyalayacak harika bir hediyem var. | Stardust-2 | 2007 | |
| Right, you lazy dogs! | Hadi, sizi tembel köpekler! | Stardust-2 | 2007 | |
| Let's get young Tristan on his way home! | Genç Tristan'ı evine götürelim! | Stardust-2 | 2007 | |
| Yvaine, I know what you are. | Yvaine, senin ne olduğunu biliyorum. | Stardust-2 | 2007 | |
| No, no. Have no fear. | Hayır, hayır. korkmana gerek yok. | Stardust-2 | 2007 | |
| No one on this vessel will harm you, but there are plenty who would. | bu gemide sana kimse zarar vermez ama dışarıda zarar verecek çok kişi var. | Stardust-2 | 2007 | |
| Your emotions give you away, Yvaine. You must learn to control them. | Duyguların seni ele veriyor, Yvaine. onları kontrol etmeyi öğrenmelisin. | Stardust-2 | 2007 | |
| You've been glowing more brightly every day, | Işıldaman gün geçtikçe artıyor, | Stardust-2 | 2007 | |
| and I think you know why. | ve sanırım sebebini biliyorsun. | Stardust-2 | 2007 | |
| Of course I know why I'm glowing. I'm a star. | Tabiki biliyorum. Ben bir yıldızım. | Stardust-2 | 2007 | |
| And what do stars do best? Well, it's certainly not the waltz. | Yıldızların bundan daha iyiyapacağı ne var ki? Hmmm, Vals olmadığı kesin. | Stardust-2 | 2007 | |
| Now try. Okay. | Şimdi dene. tamam. | Stardust-2 | 2007 | |
| See? Very good. | Gördün mü? çok iyi. | Stardust-2 | 2007 | |
| Due west, you say? | Batıya gidiyorlar dedin, öyle mi? | Stardust-2 | 2007 |