Search
English Turkish Sentence Translations Page 154664
| English | Turkish | Film Name | Film Year | |
| especially if this stone is as close as your runes say. | Bilhassa şu taş, taşlarınızın söylediği gibi yakındaysa. | Stardust-7 | 2007 | |
| I'll give it one more try. | Bir kere daha deneyeceğim. | Stardust-7 | 2007 | |
| Relax here, my love. | Keyfine bak, tatlım. | Stardust-7 | 2007 | |
| I'll be back just as soon as I've taken care of this customer. | Bu müşteri ile ilgilenir ilgilenmez, geri geleceğim. | Stardust-7 | 2007 | |
| At last. We require accommodation. | Nihayet. Kalacak yer istiyoruz. | Stardust-7 | 2007 | |
| Please help my friend take the horses to the stables. | Atları ahıra götürmesi için arkadaşıma yardımcı olun. | Stardust-7 | 2007 | |
| I'm accustomed to better service, | Daha iyi bir hizmete alışığım,... | Stardust-7 | 2007 | |
| but you're awake now and that's what counts. | ...ama şu anda ayakta olan sizsiniz ve bu da yeterli. | Stardust-7 | 2007 | |
| She got the stone. Stone, stone. | Taş onda. Taş, taş. | Stardust-7 | 2007 | |
| I'll thank you not to bother my guest, sir. I am the lady of this inn. | Misafirimi rahatsız etmezseniz, memnun olurum, efendim. Ben, bu hanın hanımıyım. | Stardust-7 | 2007 | |
| Glass of wine? | Şarap alır mısınız? | Stardust-7 | 2007 | |
| Until my brother is dead, I have vowed to drink only my own wine. | Kardeşim ölene dek, sadece kendi şarabımdan içeceğime dair yemin ettim. | Stardust-7 | 2007 | |
| Though my friend in the stables might be glad of a drop. | Sanırım ahırdaki arkadaşım buna memnun olur. | Stardust-7 | 2007 | |
| Your best room, perhaps? | En iyi odanız boş mu? | Stardust-7 | 2007 | |
| I'm sorry. I presumed that... | Özür dilerim. Sanmıştım ki... | Stardust-7 | 2007 | |
| Traveling alone, are you? | Yalnız seyahat ediyorsunuz, değil mi? | Stardust-7 | 2007 | |
| I've just stabled my four black stallions and my carriage. | Biraz önce dört atımı ve arabamı ahıra gönderdim. | Stardust-7 | 2007 | |
| Well, I say mine. It belonged to my late father. | Benim diyorum ama rahmetli babama aittiler. | Stardust-7 | 2007 | |
| That's so kind, thank you very much. My name's Tristan. What's yours? | Çok naziksiniz, teşekkür ederim. Adım Tristan. Sizinki ne? | Stardust-7 | 2007 | |
| There was not a horse or beast he could not master. | Hükmedemediği bir at ya da yaratık yoktu. | Stardust-7 | 2007 | |
| So much so that in his youth, he took to riding a camel, | Öyle ki, gençken sürmek için bir deveye bile binmiş, hali çok komikmiş. | Stardust-7 | 2007 | |
| When he passed, the carriage came to me. | Öldüğünde, araba bana kaldı. | Stardust-7 | 2007 | |
| She's got the stone! | Taş kızda! | Stardust-7 | 2007 | |
| She's got it! She's got it! | Taş onda! Taş onda! | Stardust-7 | 2007 | |
| And it's the largest in all of Stormhold, so they say. | Stormhold'daki en büyük at arabası olduğunu söylerler. | Stardust-7 | 2007 | |
| How nice for you. If you'll excuse me. | Sizin adınıza sevindim. Şimdi, müsaade ederseniz... | Stardust-7 | 2007 | |
| That stone you're wearing. It can't be. | Taktığınız o taş. Bu olamaz. | Stardust-7 | 2007 | |
| Oh, finally. Yeah, good, well done, yes, sir. | Sonunda. Evet, aferin, güzel işti, bayım. | Stardust-7 | 2007 | |
| Well done. Sweet. | Aferin sana. Ne harika. | Stardust-7 | 2007 | |
| Come here. Let me see it. | Buraya gel. Bırak da bakayım. | Stardust-7 | 2007 | |
| You have no idea what you're meddling with. | Nasıl bir işe bulaştığına dair bir fikrin bile yok. | Stardust-7 | 2007 | |
| I am Primus, the first born of Stormhold and I demand that you bring it to me! | Ben Primus'um, Stormhold kralının ilk oğlu ve senden onu bana getirmeni istiyorum! | Stardust-7 | 2007 | |
| Bring me the stone! Now! | Taşı bana getir! Hemen! | Stardust-7 | 2007 | |
| Prince Primus! Don't touch anything they give you! They tried to... | Prens Primus! Size verdikleri hiçbir şeye dokunmayın! Beni zehirlemeye çalış... | Stardust-7 | 2007 | |
| Are you all right? Billy! | Sen iyi misin? Billy! | Stardust-7 | 2007 | |
| The burning golden heart of a star at peace | Bir yıldızın, parıldayan altın kalbi... | Stardust-7 | 2007 | |
| is so much better than your frightened little heart. | ...senin korkudan titreyen küçücük kalbinden kat ve kat iyidir. | Stardust-7 | 2007 | |
| Even so, better than no heart at all. | Yine de, hiç olmamasından iyidir. | Stardust-7 | 2007 | |
| Yvaine? Hold me tight and think of home. | Yvaine? Bana sıkıca tutun ve evini düşün. | Stardust-7 | 2007 | |
| What the hell did you do? What did I do? What did you do? | Sen ne yaptın? Ne mi yaptım? Asıl sen ne yaptın? | Stardust-7 | 2007 | |
| "Think of home!" That was a great plan! | "Evini düşün!" Harika bir plandı! | Stardust-7 | 2007 | |
| You thought of your home and I thought of mine | Sen kendi evini düşündün, ben de kendi evimi... | Stardust-7 | 2007 | |
| and now we're halfway between the two! | ...ve şimdi ikisinin ortasında kalakaldık! | Stardust-7 | 2007 | |
| Oh, you stupid cow! What did you think of your home for? | Seni aptal! Ne diye kendi evini düşündün ki? | Stardust-7 | 2007 | |
| You just said "home"! | Sadece "evini" dedin! | Stardust-7 | 2007 | |
| If you wanted me to think of your home, you should have said! | Senin evini düşünmemi istediysen, bunu bana söylemeliydin! | Stardust-7 | 2007 | |
| Some crazy lady was going to cut your heart out | Deli kadının teki kalbini söküp almak üzereydi... | Stardust-7 | 2007 | |
| and you wanted more specific instructions? | ...ve sen benden ayrıntılı bir açıklama mı bekliyordun? | Stardust-7 | 2007 | |
| Perhaps you'd like it in writing! Or a diagram, maybe! | Belki de yazılı olarak istersin! Ya da çizerek anlatmamı! | Stardust-7 | 2007 | |
| Look, Captain Shakespeare! Caught ourselves a little bonus! | Bakın, Kaptan Shakespeare! Kendimize ufak bir ikramiye yakaladık! | Stardust-7 | 2007 | |
| A couple of Lightning Marshals! | Bir çift "Yıldırım Polisi"! | Stardust-7 | 2007 | |
| They don't look like Lightning Marshals to me. | Bana pek de Yıldırım Polisi'ymiş gibi görünmediler. | Stardust-7 | 2007 | |
| Why else would anyone be up here in the middle of a storm? | Peki başka kim burada, bir fırtınanın ortasında durur ki? | Stardust-7 | 2007 | |
| "Why else would anyone be up here in the middle of a storm?" | "Peki başka kim burada, bir fırtınanın ortasında durur ki?" | Stardust-7 | 2007 | |
| Well, let's think. | Şey, bir düşünelim. | Stardust-7 | 2007 | |
| Maybe for the same godforsaken reason we are! | Belki de, biz neden bu lanet yerdeysek, aynı sebeptendir! | Stardust-7 | 2007 | |
| Now, who are you? | Şimdi, siz kimsiniz? | Stardust-7 | 2007 | |
| Let's see if a night on our lovely brig will loosen their lips! | Geminin hapishanesinde, bir gece geçirdikten sonra... | Stardust-7 | 2007 | |
| Get them in the brig! You heard the man! Let's go! | Onları hapishaneye götürün! Kaptanı duydunuz! Gidelim! | Stardust-7 | 2007 | |
| Get them into the brig and the rest of you dirty dogs, back to work! | Onları aşağı indirin ve siz geri kalan sersemler, işinizin başına dönün! | Stardust-7 | 2007 | |
| We've got lightning to catch! Come on! | Yakalamamız gereken bir yıldırım var! Haydi! | Stardust-7 | 2007 | |
| They're going to kill us, aren't they? I don't know. | Bizi öldürecekler, öyle değil mi? Bilmiyorum. | Stardust-7 | 2007 | |
| You know, it's funny. I used to watch... | Biliyor musun, bu çok komik. Eskiden insanları izlerdim. | Stardust-7 | 2007 | |
| I used to watch people having adventures. | İnsanları atıldıkları maceraları izlerdim. | Stardust-7 | 2007 | |
| You ever heard the expression, "Be careful what you wish for"? | "Ne dilediğine dikkat et" deyimini hiç duymadın mı? | Stardust-7 | 2007 | |
| What? So ending up with my heart cut out, that'll serve me right, will it? | Ne yani? Kalbim sökülerek mi ölmeliyim, bu kendimi iyi mi hissetmemi sağlayacak? | Stardust-7 | 2007 | |
| No. No, I didn't... I didn't mean it like that. | Hayır. Hayır, ben öyle. Ben öyle demek istemedim. | Stardust-7 | 2007 | |
| Look, I admire you dreaming. | Bak, hayaline hayranım. | Stardust-7 | 2007 | |
| Shop boy like me, | Benim gibi bir tezgâhtarın,... | Stardust-7 | 2007 | |
| I could never have imagined an adventure this big | ...dilediği şey için, böylesine büyük bir maceraya atılacağını... | Stardust-7 | 2007 | |
| in order to have wished for it. | ...tahmin bile edemezdim. | Stardust-7 | 2007 | |
| I just thought I'd find some lump of celestial rock | Sadece gökten düşen bir taş parçası bulacağımı... | Stardust-7 | 2007 | |
| and take it home, and that would be it. | ...ve eve götüreceğimi düşünmüştüm, hepsi bu. | Stardust-7 | 2007 | |
| And you got me. | Ama beni buldun. | Stardust-7 | 2007 | |
| If there's one thing I've learned in all my years watching Earth, | Dünyayı seyrettiğim onca yıl boyunca, öğrendiğim tek bir şey varsa,... | Stardust-7 | 2007 | |
| it's that people aren't what they may seem. | ...o da insanların göründüğü gibi olmadığıdır. | Stardust-7 | 2007 | |
| There are shop boys | Tezgâhtarlık yapanlar... | Stardust-7 | 2007 | |
| and there are boys who just happen to work in shops for the time being. | ...ve geçici bir süreliğine bir dükkânda çalışanlar vardır. | Stardust-7 | 2007 | |
| And trust me, Tristan, you're no shop boy. | İnan bana, Tristan, sen bir tezgâhtar değilsin. | Stardust-7 | 2007 | |
| The last brother dead. | Son kardeşim de öldü. | Stardust-7 | 2007 | |
| Which means that I'm king. | Bu da kral olduğum anlamına gelir. | Stardust-7 | 2007 | |
| Not yet, brother. | Henüz değil, kardeşim. | Stardust-7 | 2007 | |
| Damn. I still need the stone. | Lanet olsun. Hâlâ o taşa ihtiyacım var. | Stardust-7 | 2007 | |
| Your brother doesn't have it? Well, why don't you find out? | Taş kardeşinizde değil mi? Neden kendin öğrenmiyorsun? | Stardust-7 | 2007 | |
| Where is my stone? | Taşım nerede? Bilmiyor... | Stardust-7 | 2007 | |
| The man, see, your brother... I heard him speak of a stone. | Şu adam, yani kardeşiniz... Onu bir taştan söz ederken duydum. | Stardust-7 | 2007 | |
| Yeah. The girl had it. The girl had it. | Evet. Taş kızdaydı. Taş, o kızdaydı. | Stardust-7 | 2007 | |
| A girl. She got away. Because this was a trap set up for her, | Bir kız işte. Kaçıp gitti. Çünkü ona bir tuzak kurulmuştu... | Stardust-7 | 2007 | |
| but your brother, he come just straight into it. | ...ama kardeşiniz, bu tuzağın tam ortasına düştü. | Stardust-7 | 2007 | |
| A trap? Set by who? | Tuzak mı? Kim kurdu ki? | Stardust-7 | 2007 | |
| A woman you should pray you'll never meet. | Karşılaşmamak için dua edeceğiniz bir kadın. | Stardust-7 | 2007 | |
| This woman wanted my stone? | Şu kadın, benim taşımı mı istedi? Hayır. Kızın kalbini istedi. | Stardust-7 | 2007 | |
| She said the girl was a star and she wanted to cut out her heart and... | Kızın bir yıldız olduğunu, onun kalbini sökeceğini ve sonra da... | Stardust-7 | 2007 | |
| Eat it? | Yiyeceğini mi söyledi? | Stardust-7 | 2007 | |
| Do you have any idea what this means? | Bunun ne demek olduğunun farkında mısın? | Stardust-7 | 2007 | |
| Everlasting life. | Sonsuz yaşam. | Stardust-7 | 2007 | |
| King forever. | Sonsuza dek kral olacağım. | Stardust-7 | 2007 | |
| It's not here, sire. | Burada değil, efendim. | Stardust-7 | 2007 | |
| This idiot's coming with us. | Bu salak da bizimle geliyor. | Stardust-7 | 2007 | |
| Ask again. We have asked again | Bir daha sorun. Tekrar sorduk... | Stardust-7 | 2007 |